Kabataş gayretini Alevi oğlan ve Ermeni gazeteci için gösterseydiniz...

Yetersizlikten mi? Kabataş olayı emniyet güçlerinin ne kadar yetenekli olduğunu, ne de güzel işbirliği içinde çalışabildiklerini gösterdi.

Filmlerdeki kadar varmışız dedim.

İsteyince hem ne mahir olabiliyormuşuz dedim.

Tarih Haziran 2013.

İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü, İstihbarat Şube Müdürlüğü, Güven Timleri Şube Müdürlüğü, Spor Güvenliği Müdürlüğü, Beşiktaş ve Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlükleri, TEM Şube Müdürlüğü, Güvenlik Şube Müdürlüğü, Olay Yeri İnceleme Şube Müdürlüğü, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü…

Bir tek Mars ve Jüpiter’deki emniyet müdürlükleri eksik, gördüğünüz üzere. Geri kalanlar tek bir amaç için toplanmış: Başbakan’ın ağzından dökülmüş bir ‘suç’un kanıtlarını bulacaklar.

Nasıl yapmışlar bunu?

Cumhuriyet’in dünkü haberinden öğrendiğimiz üzere Karaköy-Taksim-Ortaköy arasında kalan tüm işyerleri ve kamu kuruluşlarıyla görüşmüşler.

8 km’lik bu bölgede farklı 151 MOBESE kamerasının olayın 6 saat öncesi ve 6 saat sonrası kayıtları izlenmiş. Kare kare.

Sadece MOBESE’ler değil, ha… 81 farklı işyeri kamerasının kayıtları da istenmiş. MOBESE ve işyeri kameralarından elde edilen kamera kayıtları 1800 saat filanmış.

Bitmedi bitmedi… Radyo TV ve Foto Film Şube Müdürlüğü’nün 200 saatlik, Güvenlik Şube’nin 50 saatlik, TEM Şube Müdürlüğü’nün 450 saatlik, TOMA’lardaki kameraların 60 saatlik kayıtları toplanmış. İncelenmiş.

Vallahi yine bitmedi… 1 Haziran (olayın olduğu iddia edilen gün) tarihine ait sosyal medyada paylaşılan tüm fotoğraf ve videolar da tetkik edilmiş.

Esnaf sorgulanmış. Kabataş İskelesi’nin orada tezgah açan 24 kişinin yazılı ifadesi alınmış.

20 özel tim görevlisi sokak sokak gezip olaya tanıklık etmiş bir kul aramış.

161 kişi yakın incelemeye alınmış, bu kişilerin Facebook hesaplarına kadar inilmiş.

Emniyet birimlerinin ‘Geziciler’ diye mimlediği kişilerin fotoğrafları müddeiye teşhis için gösterilmiş.

Mafiş!

**

Peki bunca şey niye yapılmış?

Zehra Develioğlu adlı kadın Star Gazetesi’nden Elif Çakır’a Kabataş’ta kocasını beklerken elleri eldivenli üstleri çıplak 70-100 kadar kişinin kendisini taciz ettiğini, bebeğini havaya fırlatıp, üstlerine işediğini anlatmıştı.

Bu iddia hükümet ve hükümetin her türlü bileşeni tarafından bir nevi can simidi, bir nevi son teknoloji cephanelik olarak sahiplenilmişti.

Ve ne demişti Başbakan Erdoğan: “Başörtülü bacıma saldırdılar, görüntüler elimizde…”

İşte bu müthiş arama-tarama, olmayan o görüntüleri bulup Türkiye’nin en güçlü adamına, roket olarak fırlatsın diye teslim etmek içindi.

Bunca gayrete rağmen o görüntüleri elde edemeyen Erdoğan’ın 3-4 gün önce hala “Bir anne yanında çocuğu olduğu halde Kabataş’ta tacize maruz kaldı. Kimse o kadını taciz edenleri kınamadı, peşine düşmedi” diyebilmesinin anlamını tıp alanında değerlendiren değerlendirsin.

Gelin biz başka bir şey soralım…

Hrant ağabeyi kaybedeli 8 yıl oldu. Uzun süre silinmiş TİB kayıtlarını, bulunamayan kamera görüntülerini konuşmuştuk. Kargalar alıp götürmüştü. Halbuki isteyince bakın görüntüler, telefon kayıtlar, Facebook’lar filan ne güzel dizilebiliyormuş.

Tabii, sözkonusu Hrant ağabey olunca, dizilmemişti.

Dolayısıyla 8 yıl oldu, hala o cinayetin ardını arkasını bilmiyoruz.

Dink cinayetinin ardındakiler ‘bulunamadı’ da, Berkin Elvan’ın ölümüne sebep olanlar bulundu mu?

Yok bulunamadı.

Yetersizlikten mi? Kabataş olayı emniyet güçlerinin ne kadar yetenekli olduğunu, ne de güzel işbirliği içinde çalışabildiklerini gösterdi.

Öyleyse bedeninin ağırlığı ruhu kadar kalmış bir minik oğlan çocuğu için bunu yapamaz mı?

Yapabiliyor olduklarının kanıtıdır şu yukarıda saydığım Kabataş dökümü…

Yapabiliyorlar. Ama sadece işlerine geldi mi… Türkiye’nin en güçlü adamı hiddetle emrettiğinde…

Emniyet güçleri “Kabataş’taki başörtülü bacımız” için harcadığı emeği Alevi oğlan çocuğu ve Ermeni gazeteci için de harcadığı gün…

Yeni Türkiye, Yeni Türkiye dediğiniz şey şu yarım kalan cümleyi tamamlayacak bir anlam içermediği için, çok affedersiniz, bisküvi etiketi kadar değeri yoktur. Kafanıza yazın.