Kılıçdaroğlu: Tam olarak MİT değil, MİT'le bağlantılı bir birim

CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu arayıp, partisinin 'dinlenmesi ve takip edilmesi' ile ilgili neler yapıldığını öğrendim.

Dün de muhalefet partilerinden CHP ve BBP’nin “devlet içindeki bir teşkilat tarafından izlendiği, onlara karşı bir operasyon yürütüldüğü” konusunu gündeme getirmiştim.

CHP’nin hukukçu iki milletvekiliyle, Sezgin Tanrıkulu ve Ali Özgündüz’e meselenin arka planını, CHP’nin nasıl bir araştırma yaptığını sormuştum.

Özetle ikisinin ortaya koyduğu tablo şöyleydi: “Bu konu bizzat genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun inisiyatifi ile yürüyor. Tüm bilgiler onda toplanıyor ve araştırmanın hangi noktada olduğunu bir tek o biliyor. Bunu MYK’da dahi konuşmuyoruz çünkü MYK’nın da dinlendiğini düşünüyoruz. Kemal Bey’e mecliste yumruk atılması ve ayakkabı fırlatılması olaylarını da bu kapsamda düşünüyoruz. Ayrıca iki olayın da genel başkanın yolsuzluk tapelerini gündeme getirmesinin ve mecliste dinletmesinin hemen ardından yaşanması da bir tesadüf olamaz.”

**

Bugün de Tanrıkulu ve Özgündüz’ün gösterdiği adrese başvurdum. Yani CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu arayıp görüştüm.

Öncelikle, CHP’nin kim tarafından ‘dinlenip izlendiğini’ düşünüyor, onu sordum: “Tam olarak MİT diyemem. MİT’in içinde ya da MİT’ye bağlı ama AKP’ye hizmet eden bir birim tarafından dinlendiğimizi düşünüyorum. MİT’in devlet adına istihbarat toplamasında bir sakınca yok. Zaten görevi bu. Adı üstünde milli istihbarat teşkilatı. Fakat burada farklı bir oluşumdan sözediyorum. Bir siyasi partiye hizmet veren bir istihbarat birimi oluşturulmuş. Bunun Almanya’daki versiyonuna Gestapo deniyor biliyorsunuz. Vekillerimizi fişlediler, tüm telefonlarımız dinleniyor. Bunlar gazetelere düştü, iktidardan da tek bir kişi çıkıp ‘Yok öyle şey’ demedi. Kabul ettikleri anlamına geliyor. Bana yumruk atılması ve ayakkabı fırlatılması olaylarını da sizinle görüşen milletvekillerimiz gibi ben de soru işaretleriyle karşıladım. Yumruk olayında karşıma çıkan o kişi benim hareket edeceğim haritayı biliyordu ki bunu başardı. Ayakkabı fırlatma hadisesi de çok garip, kamuya açık olmayan o toplantıya Bursa üzerinden geliyor. Başka bir çok unsuru da birleştirince bizim için tablo netleşiyor.”

Peki, CHP bu konuda ne yapmayı düşünüyor?

Kılıçdaroğlu şöyle yanıt verdi: “Ezgi Hanım ciddi bir sıkıntımız var, elimizde somut bir veri yok. Çünkü bu tür kuruluşlar düz beyaz kağıda karalanmış bir takım görevleri icra ederler. Yani iz bırakmazlar. Dolayısıyla yargıya gidebilecek bir formül şu anda bulamıyoruz.”

Öyleyse yapacak bir şey yok…

Buna cevabı şöyle oldu: “Amaçları bizim ne düşündüğümüzü, projelerimizi ve stratejilerimizi öğrenmek. Elimizden geldiğince önlem alıyoruz açıkçası. Dikkat ediyoruz. Ama takdir edersiniz ki tek başına mücadele etmek kolay değil. Karşımızda devletin tüm imkanlarını kullanan bir yapı var. Esad’a kızıyorlardı, istihbarat devleti yarattın diye. Şu anda yasalarıyla, yasalarda görünmeyen bu tip yapılarıyla en büyük istihbarat devleti Türkiye’dir.”

**

Dünkü yazımda da belirttiğim gibi bu meseleyi önemsiyorum çünkü bu sadece cemaate yakın medyanın ortaya koyduğu gibi MİT meselesi değil. Cemaat’in derdi hiçbir zaman yolsuzluk ya da demokrasi olmadı. Bu bakımdan AKP’den pek bir farkı yok. Dolayısıyla birbirleriyle ilgili ortaya döktükleri tüm kirli çamaşırlara yakından bakmak, onların yönlendirmeleriyle sarhoş olmamak gerekiyor.

İşte bu yüzden CHP başta olmak muhalefetin “Dinleniyoruz, karar alıcı mekanizmalarımız takip ediliyor” şikayetine biraz daha yukarıdan bakma taraftarıyım. Birincisi, bu olay, nasıl bir ülke olduğumuzla ilgili mühim bir cümle söylüyor. İkincisi de yeni derin devletimizin şekli şemaliyle ilgili ipuçları veriyor.

Ama en fenası… Tüm bu feci şeyler alenileşmesi, sıradan ve günlük bir hadiseymiş gibi karşılanıyor. Çünkü şaşıracak, sarsılacak, endişe edecek yerimiz kalmadı. Tedirgin edici bir duyarsızlaşma.