Kıvranıyorsunuz be!

12 yılda yeni devlet haline gelen hükümet partisi de birkaç düzine akademisyen ve gazeteci devşirdi. Ve tabii onların karakterlerini heder etti. Veleddalin amin!

Ocak ayının sonunda MHP’li Tuğrul Türkeş’in (Ahmet Hakan’ın programında) karşısındaki AKP’li akademisyen Ekrem Kızıltaş’a sarfettiği sözler çok konuşulmuştu. Niye? Kahir ekseriyetin hislerine tercüman olduğu için

Ne demişti Tuğrul Bey: “12 yıldır televizyon programlarına AK Parti'den karşımıza herhangi biri yetkili çıkmıyor. Onlar yerine gazeteci veya akademisyen adı altında sureti haktan görünen AK Parti savunucuları ile tartışıyoruz. Bizim partide bir arşivimiz var. Akademisyen ve gazeteci sıfatıyla AK Parti adına programlara çıkanların kimler olduğunu biliyoruz. Latife ediyoruz bu konuda. AK Parti’nin genel siyaseti yapışmaz tava siyasetidir. Sizler de onun bir parçasısınız. Muhalefetin karşısına AK Parti milletvekillerinin çıkıp yiğitçe tartışabildiğini gördünüz mü? Kıvranıyorsunuz be Ekrem Bey!

Ekrem Kızıltaş ‘bu sözlerin kırıcı olduğunu’ belirtti ve bol miktarda içerledi.

İşte ben bu içerleme kısmını anlamam, anlayamam.

**

Geçtiğimiz akşam yine Tarafsız Bölge programında (Evet, izlenebilecek CNN Türk’ten başka kanal, Şirin ve Ahmet’in programlarından gayrı program kalmadı. Bu da bir veri) Hakan Fidan’ın istifası anlamlandırılmaya çalışıyordu. Star Gazetesi’ne mensup bir konuk ise büyük bir gayretkeşlikle Cumhurbaşkanı’nın ve ardından kendisinin ‘tarafsızlığını’ ortaya koyma işini yürütüyordu. İmkansıza yakın bu görevi ifa etmek için elbette her türlü mantık, akıl ve reel politik öğelerinin üstünden uzun atlaması gerekti. Dolayısıyla ruhu dahi ter dökmüş olmalı.

Onun bu yoğun ve zorlu görevi, gazeteci Kadri Gürsel, HDP vekili Altan Tan ve CHP vekili Aykan Erdemir tarafından hiç takdir edilmedi ne yazık ki.

Sonuç itibariyle ‘gazeteciliği’ sorgulandı.
Sözkonusu kişi, aynı Ekrem Kızıltaş gibi, bu duruma çok içerledi, teessüf etti.

İşte ben bu teessüfü anlamam, anlayamam.

**
AK Parti’nin bir numaralı tv temsilcisi konumuna gelen Yeni Şafak Ankara temsilcisi Abdülkadir Selvi’nin sancılı dönüşüm sürecini de canlı canlı izliyoruz aylardır.

Öyle bir dönüşüm ki bu, doktor Frankeştayn’ın dahi tahayyül sınırlarını zorlamıştır. Birkaç yıl önce iyi kulis bilgileri yazan, halim selim, nazik bu kişi artık kendisi gibi düşünmeyenlerin sözlerini “Sen beni dinle, sen dinle beni, dinleyeceksin beni” diye kesen, en son CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu’ya yaptığı gibi “Ben sana adam olmayı öğretirim” diye bağıran biri oluvermişti. Selvi, aynaya baktığında ne görüyor, gördüğünü beğeniyor mu, bana ne oldu diyor mu, bilemem.

Ama bana göre olan şudur: Devlet nasıl ‘elini kirletmek’ istemediğinde bir takım gençler, askerler, Yeşiller, beyaz bereliler bulursa, 12 yılda yeni devlet haline gelen hükümet partisi birkaç düzine akademisyen ve gazeteci devşirdi. Ve bir bakıma onların karakterlerini de heder etti. Veleddalin amin!

**

Yalnız tabii şu var…

Devletin kötü alışkanlıkları vardır. Hükümet partisinin de vardır.

Ama bu alışkanlıklar söz konusu akademisyen ve gazete yazarlarının rızası hilafına işlev göremez.

Dolayısıyla…

Hem, bile isteye, gazetecilik mesleğini kaidesinden sarsacak eylemlere girin, hem havada asılı duran onlarca sorudan ilaç niyetine bir tanesini dahi karşınızda duran devletlüye soramayın, sorgulamayın, sonra da size gazeteci densin isteyin. Bir de itibar bekleyin.

Böyle alışveriş meşhur Türkmen pazarında dahi yoktur.

Madem ki canı gönülden ‘kıvranıyorsunuz’, ciddiye alınmamayı da bir bedel olarak ödemeyi kabul edeceksiniz.

Ciddiye alınmamak demişken…

Star gazetesinin genel yayın yönetmeni dün bir tweet attı: “Arkadaşlar MİT’le ilgili yazımı yer yok diye gazeteye basmadı ama ben internete koydum.

Allahaşkına böyle bir şey duydunuz mu?

Ya da…

Bu saçmalıklar silsilesinin ciddiye alınacak, bu gazetelerin gazete, bu ‘gazetecilerin’ gazeteci sayılacak yanı kalmış mıdır?