Koleksiyonerin dileği ve Mehmet Altan

Nasıl ki, koleksiyonerin talimatlarını motomot not alan birine sanatçı denemezse, kafa sallayıp yazı yazana da gazeteci denmez.

‘Tam olarak benden ne istediğinizi anlatabilir misiniz, Saruhan Bey?’
‘Senden bir duvarı kızıla boyamanı istiyorum. Çocukluğumda dedemden dinlediğim bir Mehmet Akif şiirine gönderme olarak.’
‘Nasıl bir kızıl olsun?’
‘Yani biraz turuncuya çalan bir kızıl. Çok da düzgün boyama ki, dalgalı bir deniz gibi görünsün.’
‘Şiiri o duvara mı yerleştirmemi istersiniz?’
‘Hayır şiir, duvarın yanında ayrı bir şövalede, açıklama gibi dursun.’
‘Ne kadar büyüklükte bir duvarı boyayacağım?’
‘Şiirde 8 arşından söz edilir ama biz çok daha büyük bir duvarı boyamalıyız.’

**
Bu diyalog koleksiyoner Saruhan Doğan ve sanatçı Burak Delier arasında geçiyor. Doğan, terziye talimat verir gibi bir sanat eseri ısmarlıyor, Delier de terzi gibi önündeki deftere not alıyor.
Biz bu diyaloğa en ince ayrıntısına kadar nasıl vakıf oluyoruz derseniz… Videoya çekilmiş ve Sıraselviler’deki Pilot sanat galerisinde ‘Koleksiyonerin Dileği’ başlığıyla sergilenmişti geçen ay. Anlayacağınız gibi iş, kızıl duvar değil, kızıl duvarın bir sanat eseri olarak sanatçıya ısmarlanmasıydı. Koleksiyoner ve sanatçı arasındaki bu abes ilişkiydi. Sanat piyasasındaki çarpıklıklardı.

 

Koleksiyonerin Dileği from BDelier on Vimeo.

 

**
Star gazetesindeki köşesinden olan Mehmet Altan’ın dün T24 sitesine verdiği röportajı okudum. Basında ne türden sansürler var sorusuna, şöyle cevap veriyordu Altan: ‘Başlığa kadar her şeye karışılması, eleştirel bakanların da nihayetinde işten atılması... Niye karışıyorsunuz? Özgürlük, fikir değil midir? Niye fikri istediğiniz gibi yayımlamak istiyorsunuz? Başlığını, içeriğini atıyorsun, "Bunu yaz, bunu yazma" diyorsun. Yazar olma vasfıyla çalıştırdığın insana ayar verirsen, o artık yazar sayılmaz. İç içe geçmiş kuklaya dönüşür.’

**
Altan’ın bu sözlerini okuduğumda, Burak Delier’in herşeyi özetleyen harika videosu aklıma geldi. Nasıl ki, sanatçı ve koleksiyoner arasında böyle bir ilişki abesten öte, sanatın ruhuna aykırıysa, gazeteci ve kamu gücünü elinde bulunduranlar arasındaki benzer bir ilişki de mesleği işlevsiz hale getirir. Nasıl ki, o kızıl duvarın aslında hiç bir manası ve değeri yoksa… Nasıl ki, koleksiyonerin talimatlarını motomot not alan birine sanatçı denemezse, kafa sallayıp yazı yazana da gazeteci denmez. Koleksiyonerler ve güç sahipleri ‘dilerler’, gayet normal. Anormal olan, ruhları kirleten, bu dilekleri emir telakki edenlerdir.