scorecardresearch.com

Kürt hareketinin özyönetim hastalığı

Bu yöntemlerle, bu atmosferde Türkiye'yi bu kavramlara ne alıştırabilir ne de barıştırabilirsiniz.

Geçtiğimiz haftasonu Diyarbakır’da toplanan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Olağanüstü Genel Kurulu’ndan çıkan bildirge ve HDP eş genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın ‘direnişin arkasındayız, belki Kürtlerin bağımsız devleti de olacak, federal devleti de, özerkliği de’ sözleri tepki çekti.

Haklı olarak çekti.

DTK’nın bu bildirgesi de, Demirtaş’ın ifadeleri de bana kalırsa Kürt siyasi hareketinin eski bir ‘özyönetim’ hastalığının yeniden tezahürü.

Çatışma ve kaos ortamında müzakere masasının nasıl yeniden kurulacağına ilişkin kafa patlatılacağına, böyle sözler söylemek, bu tür bir bildirge yayınlamak yersiz ve zamansızdır. Kimse kusura bakmasın.

İşin üzüntü verici yanı, bu yanlış Kürt hareketinin ve önderlerinin ilk defa düştüğü bir yanlış da değil.

Kimsenin içeriğini tam olarak incelemeyeceği, kimseye meselenin özünün anlatılmasının mümkün olmadığı dönemlerde ‘özerklik’ yahut ‘özyönetim’ kavramlarını ortaya atmak kadar işlevsiz ve lüzumsuz bir hamle olamaz.

**

Dediğim gibi bunu ilk defa da yaşamıyoruz. Hatırlayın, Silvan saldırısının yaşandığı 2011 yılında, neredeyse saldırıyla aynı gün DTK yine ‘özerklik ilan etmişti.’

Pratik hiç bir karşılığı olmayan, sadece Türkiye’nin sinir uçlarını harekete geçiren bir ilandı bu. Sadece o işe hizmet etmişti. Şimdi de aynı şey oluyor.

Öncelikle söz konusu bildirgede somut olarak ne deniyor, bir bakalım.

Özerklikten kasıt şöyle imiş:

BİR: Özerk bölge kültürel, ekonomik ve coğrafi yakınlık gözetilerek bir veya birkaç şehirden oluşacak.

Bu bölgeler demokratik seçimle oluşturulacak meclislerle yönetilecek. Bu meclisler TBMM’de de temsil edilecek.

Şehir, mahalle, köy, kadın ve gençlik meclislerinin, farklı halklar ve inanç toplulukları meclislerinin, sivil toplum örgütlerinin karar alma ve denetleme süreçlerine doğrudan katılacak.

Kadınlar tüm karar mekanizmaları ve öz yönetim kademelerinde eşit temsili sağlanacak. Kadınlar kendilerine özel kurumlar oluşturup kararlar alabilecek.

İKİ: Eğitim öz yönetimlerin inisiyatifinde olacak. Türkçenin yanı sıra bütün anadiller de eğitim ve öğretim dili olacak. Genel müfredatın dışında evrensel değerler ve insan hakları çerçevesinde yerelin tarihi, kültürel ve toplumsal özgünlükleri ve ihtiyaçları temelinde müfredata eklemeler yapılabilecek.

ÜÇ: İnanç ve ibadet hizmetleri sunan kurumlar merkezden bağımsız olacak.

DÖRT: Sağlık ve tedavi hizmetleri özerk yönetimlerce sağlanacak.

BEŞ: Yargı sistemi özerk bölge modeline göre yeniden düzenlenecek.

ALTI: Toprak, su ve enerji kaynaklarının ekolojik çerçevede toplum yararına işletilmesi, denetlenmesi ve üretimden pay alma yetkisi özerk bölge yönetimine verilecek.

YEDİ: Kara, hava, deniz ulaşım hizmetleri, merkezi trafik kurumlarıyla uyumlu biçimde özerk yönetimler tarafından sağlanacak.

SEKİZ: Yerel bütçeleme özerk bölgeye devredilecek. Merkezle uyumlu biçimde bazı vergiler özerk bölge yönetimi tarafından alınacak. Merkezin yerelden topladığı bütün vergi gelirlerinden yerele pay verilecek.

DOKUZ: Asayişi sağlamak üzere merkezle koordineli çalışacak yerel asayiş ve güvenlik birimleri oluşturulacak.

**

Evet bu…

Soğukkanlı baktığınızda tartışmaya açık bir öneriler manzumesi olarak görünüyor.

Amma velakin, başta da söylediğim gibi, insanların öldüğü, halkın en temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı, silahların meydana hakim olduğu bir zamanda böyle bir manzumenin faydadan çok zararı olur. Bir gün yapılabilecek sahici bir tartışmanın da önünü tıkar.

Üstelik hiç biri yeni olmayan bu önerilerin en hayati unsuru yine eksik: Bunlar nasıl yapılacak?

Bildirgenin bir çok yerinde atıf yapılan yeni ve demokratik bir anayasa ile mi?

Evet, öyle olmalı.

Fakat yeni anayasanın tartışılmasının dahi imkansız hale geldiği bu atmosferde herşeyi daha da zora sokan bu bildirge ve söylemlerle o iş nasıl olacak?

DTK da, HDP’nin vekilleri de kendi içlerinde dahi çerçevesini tam oturtamadıkları özerklik yahut özyönetim kavramlarını bir kez daha, çok kötü bir zamanlamayla Türkiye gündemine taşıdı.

Çok yanlış yaptı.

Bu yöntemlerle, bu atmosferde Türkiye’yi bu kavramlara ne alıştırabilir ne de barıştırabilirsiniz.

Kimse ‘Ama biz bu taleplerimizi tüm Türkiye için, Türkiye’nin demokratikleşmesi için istiyoruz’ şiarını duymaz. Duyacak durumda değil. Buna bölgedeki hendekler ve operasyonlar arasına sıkışmış Kürt halkı da dahil.

Bunları bir kenara bırakıp… Devletle yeniden bir görüşme platformunun oluşturulması için gayret göstermek, buna ilişkin ılımlı bir siyaset stratejisi geliştirmek gerekiyor.

 

http://www.radikal.com.tr/1495927149592713

YORUMLAR
(13 Yorum Yapıldı)
Tüm Yorumları Gör

Siz hic political correctness gormediniz mi? (*) - Ayse Sule

(*) Baslik, sinemaci bir siyasetcimizin "yahu benimki espri degildi ki, siz hic mi espri duymadiniz" repliginden esintiler icermektedir. Ezgi Hanim, yorumlardan da anlayacaginiz uzere, PKK-HDP sempatizani okurlariniz suncacik elestirinize bile cok kirilmis, cok muteessif olmuslar. Ama adamlar da hakli; HDP ve bilumum versiyonlarini ovmelere oyle doyamadiniz ki bugune kadar, sok oldular haliyle. Neyse, biraz sakinlesince, aslinda ozyonetimin kendisine degil de, zamanlamasina muhalefet ettiginizi, bir nevi political correctness tiyosu verdiginizi onlar da anlayacaklardir. Yani, muhabbetiniz kaldigi yerden devam eder, iciniz rahat olsun. Lakin ben halen ibret ve dehsetle takip etmeye devam ediyorum yazdiklarinizi. Adamlar pilot bolge sectikleri birkac ilce ve sehri, teror marifetiyle sokaga cikilamayacak hale getiriyor, itfaiye, saglik, egitim gibi en hayati kamu hizmetlerini bile engelliyor, sonra da piskin piskin "merkezi yonetim bu isi beceremiyor" bahanesiyle ozyonetim ilan ediyorlar. Siz de kalkmis, bunlarin ozyonetim deklarasyonundaki maddeleri "tartisilabilir, makul, demokratip talepler" olarak mesrulastirmaya calisiyorsunuz. Ha tabii, bir de Turkiye'nin genelinin bu kavrama alismasi, bu kavramla barismasi icin biraz daha zamana ihtiyaci oldugunu ima ediyorsunuz. Pardon ama ne alismasindan, ne barismasindan bahsediyorsunuz siz kuzum? Tarih hafizaniz uctu gitti diyelim, guncele dair basiret de mi kalmadi?! Bulundugumuz su cografyada ve zamanda, sayet bir kez o tunele girersek ciktigimizda Isvicre ya da Kanada degil de Irak ya da Suriye gibi bir cehenneme donusmusmus olacagimizida mi ongoremiyorsunuz?

Hasta olan kim? - serdaresen

Özyönetim ilanlarında yanlışlar olabilir ama buradan yola çıkarak bunu hastalık olarak yorumlamak kabul edilemez. Bence asıl bu bir hastalıktır

Hangi hastalık - surrealist_tr

Hastalık olarak görülmesi gereken özyönetim değil, liberal hümanizm.Kırıntılara da olsa razı olun,insanlar zarar görmesin yeterki anlayışı.Kürtlerinde diğer uluslar gibi kendilerini yönetme,kültürlerini geliştirme hakları var.Eğer devlet bunu bastırıyorsa,sadece şiddet yoluyla olmasıda önemli değil,tüm demokratların ezilen ulusa sahip çıkması gerekir.Liberal hümanizm sizi baskıcı devletin yanına düşürür sadece.

OYUN - drhil

Son iki seçimde de HDP ye oy vermiş bir batılı olarak söylüyorum. Parti yönetimi; saray ve kandilin birlikte hazırladıkları oyuna gelmiştir. Çok yazık bu topraklara...

İMİŞ - jiyan-baran

Yazınızdaki İMİŞ sözcüğünde sonra madde madde sıralamalarınız var ya Ezgi hanım o küçümser bir edayla imiş demeniz var ya. Meğer ne kadarda aydın ne kadar da demokrat ne kadar da insancıl İMİŞ. Yazılan hiç bir madde size doğru gelmeye bilir ama bu dille anlatmak kurşunlardan daha yaralayıcı

Ezgi hanımı da yıldırdılar - Gılgameş

Ezgi hanım Kürt Sorunu'nu doğru anlayabilen az insandan biriydiniz. Son günlerde sizi de yıldırdıkları anlaşılıyor. Bunu yazmamın nedeni çok basit. Artık olaya genii açı ile bakamıyorsunuz. Küçük ayrıntılara dalıp geneli gözden kaçırıyorsunuz. Doğrudur çok kez gerçek detaylarda, ayrıntılarda gizlidir. Ancak bunları geni açı ile bakabildiğiniz zaman görüp değerlendirebilirsiniz. Şimdi bu Özerklik konusunu mesela anlayamamışsınız. Düzenlenen kongre ve alınan kararlar demokrasi adına atılmış tarihi bir adımdır. Onca kanın ortasında atılmış olması değerini daha da artırmaktadır. Bu tarihi olay sizin için takıldığınız lüzumsuz bir detay haline gelmiş. Ne acı. Kürtlere dayatılan ezme, bitirme politikasını da mı sezemiyorsunuz? Olayların artık bir parti öncülüğünde harekete geçirilen halk hareketlerini çoktan aştığını da mı göremiyorsunuz. Bunun için bölgeyi daha yakından takip etmenizi öneririm.

Birde şöyle bakılsa - user843476

Hep sorulur Kürtler ne istiyor? İşte o bildiride söylenenleri konuşmak istiyor. Karşı tarafın bir önerisi var mı? Var, "esasında konuşacak bir şey yok, Kürt sorunu da yok, terör vardır, terörle de konuşulmaz;" ya da en iyimserleri "önce biat et; bütün örgütlülüklerini dağıt, sonra konuşmaya bakarız" diyor. Ha bir de Hendek deniliyor ya. Hendeklerin kalkması için önce, devlet güçlerinin her kesin gözünün önünde insan öldürmekten vazgeçmesi lazım; işlenen cinayetlerin cezasız kalmaması lazım. Anayasa dahil, hiçbir yasanın uygulanmadığı; kamu görevlilerinin cezasızlığının kural haline geldiği, resmi kurumların işlevsizleştiği; aksi söz söyleyen herkesin her an ölebildiği, eğer şanslıysa hapse girerek kurtulabildiği; İstanbul'un ortasında, Bayrampaşa'da, Küçükarmutlu'da güvenlik güçlerinin alenen gençleri infaz ettiği bir ülkeden söz ediyoruz; böyle yönetilen, bu hale gelen bir ülkede, sokakların sakin olması daha tuhaf değil mi?