Kurt kuzuyu yemeğe karar vermiş ama...

Devam edin, devam edin. İyice insanlıktan çıkın. Boşaltın içinizdeki tüm kötülükleri. Görelim hepsini. Görelim bir ülkenin en kara yüzünü. Bilelim bizi dibe çeken failleri.

Aranızda şaşıran var mı? Ahmet Hakan’ın evinin önünde feci biçimde darp edildiğini duyduğunda şaşıran var mı?

Yoktur. Neden yoktur?

Çünkü Ahmet Hakan uzun süredir tüm Türkiye’nin önünde tehdit ediliyor. Hükümetin vekilleri tarafından. İktidar partisinin danışmanları tarafından. İktidar partisinin gazeteleri ve televizyonları tarafından. İktidar partisinin köşe yazarları tarafından.

Beni de sayısız defa tehdit etmiş, hedef göstermiş, ‘ölü’ ilan etmiş bir yazarın Ahmet için “Seni sinek gibi ezeriz” dediğini unutan var mı?

Yoktur. Neden yoktur?

Çünkü her gün bu ve benzeri ifadeler üzerimize boca ediliyor. “Teröre destek vermek” gibi hiçbir mesneti ve ahlakı olmayan iftiralarla karalanıyoruz.

Hürriyet gazetesinin önüne gelip cam çerçeve indiren AKP milletvekilinin “Defolup gidecekler”, “Zaten bunlar hiç dayak yememiş, Ahmet Hakan’ın evinin önüne gidip dövmek lazım” dediğini, bu zat’ın hemen sonrasındaki AKP kongresinde taltif edildiğini bilmeyen var mı?

Yoktur. Neden yoktur?

Çünkü bu milletvekilinin mensubu olduğu partiden her gün birileri çıkıyor ve Doğan Grubu patronlarını, gazetecilerini bu minvalde tehdit ediyor. Yalanlarla iftiralarla.

**

Aydın Doğan’ı manşetlerden terörist ilan ediyorlar. Fotoşopla bazen poşu bazen bere giydirerek. Bazen PKK, bazen DHKP-C örgütlerine üyeymiş aşağılık yalanını uydurarak.

Sonra da övünüyorlar… “Biz bunların dillerini düzelttik, AKP’nin terör mitingini ne güzel haber yapmışlar” diyor biri. “E tabii yani adamları her gün sen de manşete çekiyorsun” diye kıkırdıyor öteki.

Devam edin, devam edin. İyice insanlıktan çıkın. Boşaltın içinizdeki tüm kötülükleri. Görelim hepsini. Görelim bir ülkenin en kara yüzünü. Bilelim bizi dibe çeken failleri.

**

Bakınız iki gün önce bir televizyon programına çıkan AKP milletvekili Mehmet Metiner ne buyurmuş: “Aydın Doğan kimi kandırıyor? Edep sınırlarını aşıyor. Haddini bilecek. Onun tırnaklarını da dişlerini de sökmesini biliriz. Teröre arka çıkmıyorum diyorsun, Hürriyet’in internet sitesini, CNN Türk’ü izlemiyor musun? Ezgi Başaran’ın yazılarını okumuyor musun? PKK’dan özgürlük savaşçıları diye bahseden yazılar senin yayın organlarında çıkıyor.”

Şimdi bu nedir? Varlığı insanlık onuruyla çelişen bu kişiye, “Nerede demişim ‘özgürlük savaşçısı’, bul bakayım bu deyimi nerede kullanmışım müfteri adam, ben ‘özgürlük savaşçısı’ demedim ama senin terörist dediğin örgütün lideriyle ve mensuplarıyla senin hükümetin görüştü” diye cevap vermek olmaz.

Biz yine hukuk içinde bir takım hak arayışlarına gireceğiz. Beyhude bir kürek çekme olduğunu bilerek.

Bakınız, Ahmet Hakan 13 Eylül’den beri koruma talep ediyordu. Vermediler. Vermeyenlerin güç aldığı merkezler de aynı pespayelikle, aynı yalancılıkla hedef göstermeyi sürdürdüler.

Sonuç? 48 saat içinde iki kez taşlı sopalı saldırıya uğrayan Türkiye’nin en büyük gazetesinin en önemli yazarlarından biri evinin önünde 4 eşkıya tarafından darp edildi. Kaburgası ve burnu kırıldı.

İşin insanı en çok ümitsizliğe sevk eden yanı, Ahmet’e yapılan saldırıyı emniyet mensuplarının “Trafik kavgası” şeklinde kayda geçme niyetidir.

Biz gazeteciler, CNN Türk’ün deneyimli editörleri “Yahu ne trafik kavgası… Gelin bizim kanalın önündeki güvenlik kameralarını inceleyin sevgili polisler” demese öyle de kayda geçecekti.

Fakat görüldü ki, saldırganların kullandığı araba, tam da bizlerin tahmin ettiği gibi kanalın önünde keşif yapmış, pusu kurmuş, sonra da Ahmet’in otomobilini evinin önüne dek takip etmişti.

Şimdi bu nedir? Planlı programlı, keşifli takipli organize bir saldırıdır. Mafyanın tüm pisliğiyle sokaklara geri dönüşüdür. Tüm bu hedef göstermelerin, bu karanlık iklimin bir sonucudur.

**

Bakınız…

Bir süre önce Posta yazarı Nedim Şener’in evine bilgi vermek üzere polis geldi. Dediler ki, “İstihbarat kaynaklarından aldığımız bilgiye göre sizin de içinde bulunduğunuz bir grup gazeteciye suikast yapılacak.”

Kim yapacak? THKP-C’nin Suriye’de bulunan Acilciler grubu imiş. Nedim’in aklına yatmamış, “Benim Suriye’dekilerle ne ilgim olur, onların benimle ne alakası olur” diye sormuş. Cevap hazır: “Alakaya bakmayın, amaç sansasyon yaratmak.”

Tüm bunları alt alta dizin; asıl amacı orada görürsünüz: Kurt kuzuyu yemeğe karar vermiş. Kuzu yenecek, bir kurt da fail ilan edilecektir. Olay budur.

Ne Hürriyet’e yapılan saldırı, ne Aydın Doğan’a yönelik sistematik hedef göstermeler, ne Doğan Grubu mensuplarına her Allah’ın günü gazete köşelerinden, TV’den, sosyal medyadan yöneltilen tehditler, ne de Ahmet Hakan’ın takip edilerek darp edilmesi küçümsenecek olaylardır.

Tüm bunları alt alta dizin; olacağı görürsünüz: Siz bizi öldürtmek istiyorsunuz.

Bizlerin, bizim gibi insanların, ölü ya da diri ‘defolup gitmemizi’ istiyorsunuz.

Size kötü bir haberim var: Gitmiyoruz. Bu ülkede gazetecilik de ‘insanlık’ da sizin tayin ettiğiniz biçimde yapılmayacak.

Ne yaparsanız yapın, gazetecilikle, doğruyla, insanlıkla girdiğiniz bu savaşı kazanamayacaksınız. Hadi bakalım.