Kuvvetler ayrılığı 'hır gürü'nün sebebi iki hastane

ODTÜ'deki olaylar için "Asker kışlasına çekildi, yargı normalleşti, bir tek sokak kaldı" diyen AKP'li Burhan Kuzu, Başbakan Erdoğan'ın 'canını sıkan' iki hastane olayını da anlattı.
Kuvvetler ayrılığı 'hır gürü'nün sebebi iki hastane

Neden

AK Parti milletvekili ve Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Prof. Burhan Kuzu 30 yıl boyunca üniversite hocalığı yaptı. Milletvekili olduktan sonra ise öğrencilerle ilişkisi değişti. Geçen yıl Ankara SBF’de yaşadığı yumurtalı protestoyu ve bu hafta ODTÜ’de yaşananları, polisin üniversitedeki varlığını nasıl yorumluyor, Başbakan’ın kuvvetler ayrılığındaki asıl rahatsızlığı nedir, konuştuk.

ODTÜ Rektörü, polisin öğrencilerin protestosuna müdahalesiyle ilgili Radikal’den Murat Yetkin’e “Böylesini görmedik” dedi. Siz gördünüz mü?

Ben 30 sene öğrencilerle muhatap olmuş bir bilimadamı olarak öğrenci psikolojisini iyi bilirim. Onlar yaş ve bulundukları konum itibarıyla kurulu düzene karşı tepkiseldirler. Bu doğaldır ama iş kaba kuvvete vardığında polis mecburen devreye girer. 1980 öncesi anayasada ‘Polis üniversiteye giremez’ kanunu vardı. Ama sonunda ne oldu? Kan gövdeyi götürdü, polis devreye giremedi. Sonra kanun değişti, ‘Üniversite yönetimi çağırırsa polis girebilir’e dönüştü. Üniversite yönetimi de hangi ideolojiye yakınsa polisi çağırdı veya çağırmadı. Sonuçta sağcısı solcusu 5200 gencimiz öldü. Polis giremeyen okula artık jandarma girmeye başladı. Ben ders anlatırken bir tarafta jandarma duruyordu. Öğrenciler dersimde atışınca jandarma gelip bana sorardı, ‘Vurayım mı hocam?’ Vur desem vuracak yani. Nereden nereye bak... İşte bu verilen özgürlüğün kıymetini bilememekten kaynaklanıyor. Dolayısıyla protestoyu sivil itaatsizlik adı altında gerçekleştirmenin 200’e yakın yöntemi var.

ODTÜ’lü öğrencilerin bu yöntemlerden birini kullanmadığını nereden biliyoruz?

Oraya Başbakan, Meclis Başkanı, Genelkurmay Başkanı, üst düzey bürokratlar gelmişler. Çok önemli bir gün. Uzaya gönderilen bir aracın kutlaması yapılacak. Bunun hazzını öğrenci duyamıyor.

Niye duyamıyor?

Bunda bizim kabahatimiz olabilir. Bizim derken ülke olarak söylüyorum. O çocuklar niye o hale geldi? Bunun ardındaki ideoloji nereden geliyor? Uzaya giden aracı niye protesto ediyorsun?

Orada protesto edilen uzay aracı mı devlet erkânı mı?

Devlet erkânı da oraya o uzay aracı için gelmiş ama. Ne diyor koskoca Başbakan? “Bizi taşladılar” diyor. Bu kabul edilemez. Ayrıca böyle güzel bir olaydan da sevinç duyamıyorsa o öğrenciler, benim aklıma başka şeyler geliyor.

Ne geliyor? 

O da bende kalsın.

Peki ama ben polisin tutumunu sormaya çalışıyorum baştan beri…

Ben kendimden örnek vereyim. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden panele çağırdılar. Benden önce de Süheyl Batum konuşacakmış. Beni aradılar, “Öğrenciler protesto edecekmiş” dediler. Ben de “İptal edin o zaman. Ama Süheyl Batum’unkini de iptal edin çünkü ben siyaset yapıyorum. O yaparsa ben de ölümüne gelirim” dedim. Aynen ifadem buydu. Süheyl’in paneli iptal olmadı. Onu da protesto ettiler. Hatırlayacaksınız, o da sinirlendi ve öğrencilere “Bu sizin yaptığınıza faşizm denir” dedi. Sonra ben salona girdim, yumurta yağdırmaya başladılar. Üstümüz başımız perişan... Ayrılmak zorunda kaldık tabii. Sonra dekanı aradım ve şöyle dedim: “Neredesin sayın dekan? Sizin oradan manzara güzel mi? Bu ortamda sen yoksun, yardımcıların yok. Bu ne keyfiyet? Hemen istifa edin.”

Siyasi gücü olan biri olarak bir dekana böyle demeniz normal mi?

Çok normal. Beni kendi okulunun öğrenci kulübü çağırıyor. Sonra bana yumurta yağdırıyorlar. Çağırmasalardı o zaman. Ben kendi kendimi davet ettirmiş değilim ki.

“Ölümüne giderim” demişsiniz…

Süheyl gidiyorsa ben de giderim dedim. Laflarımı yarım yarım anlayıp yazma. Tam yaz.

Her şeyi aynen söylediğiniz gibi yazacağıma emin olabilirsiniz…

Bakın… Ayrıca Süheyl’in konuşmasını A sınıfına, benimkini B sınıfına aldı. Çünkü A sınıfı yeniydi ve yumurtaya batmasın istedi. Bu dekan istifa etmeyecek de kim edecek.

İstifa dekanın kararı…

Hayır benim kararım. Öyle yok. Bunu ben diyebilmeliyim.

Diyememelisiniz, üniversite dekanları size bağlı değil ki?

Yok öyle şey. O zaman bu röportajı burada bitirelim.

Devam etmeyi deneyelim. Anlamaya çalışıyorum sizi…

Bu özerklik meselesi değil. Benim onu görevden alma yetkim yok. Olsa zaten onu görevden alırım. (NOT: Ankara SBF Dekanı Prof. Celal Göle Şubat 2012’de görevini Prof. Yalçın Karatepe’ye devretti. – eb.) Bunu bir vali ya da kaymakam yapsa affeder misin? Ama burada üniversiteler özerktir diyeceksin, olmaz öyle şey. Ayrıca tüm bunlara rağmen bana yumurta atan öğrencilerden davacı olmadım. Bunun altını çizmek isterim. Hoşgörünün bende âlâsı var yani.

Poliste var mı?

Böyle bir durum Amerika’da olsa, Amerikan polisi onların üstünden dozer gibi geçer. Doğru yapıyorlar demiyorum ama Amerika’yı, Avrupa’yı örnek gösterenlere söylüyorum. Bazen internete Amerikan polisinin toplanıp bir vatandaşı dövdüğü videolar düşüyor mesela. Ama benim polisim bir şey yaptığı zaman…

Türkiye’de de yedi polisin bir vatandaşı tekmelediği video düştü internete, onu da gördünüz mü?

Olmuştur tabii. İyi yapmışlardır demiyorum.

Konuşmanın başında 80 öncesinden jandarmanın derse girdiği günlere kadar güvenlik güçlerinin üniversitedeki varlığından bahsettiniz. Bugün o varlık ne kadar değişti?

Dağlar değişti. Ama can güvenliğinin tehlikede olduğu yere polis girer. Elbette ki etrafta duruyor. İşlerin bu noktalara
gelmemesi için öğrencilerimizin de dikkatli olması gerekiyor. Yumurta deyip geçme… İsveç’te bir adamın retinası çizildi, kör oldu. Ne hakkı var benim gözümü kör etmeye? AK Parti’nin gözü kör olsun mu diyecek sonra?

Peki öğrencilerin tepkiselliğini sadece delikanlılığa mı bağlıyorsunuz?

Her yerde aynı öğrenciler. Elde kayıtlar var. Hopa’ya gidiyor, oradan Ankara’ya, oradan Antalya’ya gidiyor.

Öğrenci Kolektifleri, Halkevleri… Yani örgütlü öğrenci hareketi temsilcilerinden mi bahsediyorsunuz?

Onlar işte. Yani senin dediğin gibi 1980 öncesi gibi büyük çapta bir öğrenci hareketi ve protestosu yok. Hep aynı çocuklar. Bugün sokak hareketlerini yapanlar kaosu hedefliyor. Asker kışlasına çekildi, yargı normalleşti, bir tek sokak kaldı. Bir tek sokak hareketiyle bu hükümete bir şey yapabilir miyiz hesabındalar.

Başbakan yargının genelinden değil, bazı kararlardan şikâyetçi 

Siz tam yargı normalleşti demişken, konuyu değiştirelim. Başbakan kuvvetler ayrılığından rahatsızlığını belirttiğine göre, sizin gibi yargının normalleştiği kanaatinde değil mi acaba?

Sayın Başbakan’ın ifadesi kamuoyunda dümdüz algılandı. Senin soruların da biraz dümdüz işte. Neyse… Başbakan eğer kuvvetler ayrılığından rahatsız olsa başkanlık sisteminin üstüne gitmez.

Yargıdan rahatsızlık anlamında sormuştum…

Genel olarak yargıdan şikâyet etmiyor, bazı kararlardan rahatsız Sayın Başbakan. Yani yargı normalleşti ama içinde bazı 3-5 karar olur ve 3-5 karar Türkiye’ye öyle bir zarar verir ki… Dünyanın her yerinde yargı ile siyaset iyi geçinmez zaten, çok doğal. Özal ve Demirel de yargıyla çok boğuşurdu. Ama bunu kuvvetler ayrılığına karşı olmak noktasına götürmemek lazım ki Başbakan onu söylemiyor.

Hangi kararlardan rahatsız oluyor Başbakan?

Örneğin yabancı ülkelerde bizim vatandaşlarımız birçok mülk edinmiş. Anayasa Mahkemesi burada mütekabiliyet yasasını temel alarak itiraz ediyor. E sana mı soracağım Meclis olarak, her şeyin karşılıklı olmamasını da bırak ben tayin edeyim.

Demokrasinin denetim supaplarından biri değil mi bu?

Anladım ama yetki aşımı yapıyor. Özelleştirme konusunda da bu böyle oluyor ve sonuçta ülke olarak maddi kayıplar yaşıyoruz. Üstelik Anayasa Mahkemesi’nin bir kararı da diğerini tutmuyor. Bu son kuvvetler ayrılığı hır gürünün sebebi de iki hastaneyle ilgili. Başbakan biri Anadolu diğer Avrupa yakasında olmak üzere iki hastane yapmak istiyor. Devasa hastaneler. Yerleri filan belirlenmiş. Örneğin hasta bir bölümden diğerine sedyeyle değil, raylı bir sistemle gidecek. Bunların yürütmesi durdurulunca canı sıkıldı tabii.

Hangi sebeple yürütmesi durdurulmuş?

Detaylarını bilmiyorum. Belki vatandaş şikâyetçi olmuştur. Bu tür olayları Marmaray’da da gördük. Birkaç testi kırığı, gemi kalıntısı çıkıyor. Kazı durduruluyor, ne kadar durdurulduğu belli değil. Konu Tabiat Varlıkları’na gidiyor, incelensin diye. Yıllar geçiyor rapor gelmiyor. Oligarşik yapı dediği bu. Kardeşim hemen bakın söyleyin, gerçekten tarihin bir bölümü müdür yoksa değil midir?

O incelemeler çok vakit alıyor diyorsunuz?

Tabii. 10 sene mi sürecek, böyle mi bakılıyor meselelere… Öyle bakılmasın, her şey çabuk olsun.

Biliyorsunuz, soruşturmalar, davalar da uzun sürüyor. 1 sene oldu, hâlâ Uludere’de ne oldu bilmiyoruz mesela…

Uludere daha bir sene oldu, çanak çömlek kaç sene oldu. Kaldı ki, o kemikler çanak çömlekler o kazı alanına sonradan mı konuldu, onu bile bilmiyoruz. Senin daha yaşın ne olacak, biz neler gördük. Örneğin adamın tarlasıyla ilgili bir kamulaştırma söz konusu. Atıyor oraya iki kemik, uğraş dur ondan sonra. Başbakan’ın sinirlendiği zaman kaybı ve bazı hâkimlerin ideolojik bakış açısı. Bu tür bakış açılarını yansıtmaları ellerindeki gücü kötüye kullanmak oluyor ve buna hiçbir yaptırım uygulanamıyor. Niye bu kararı verdin diyemiyorsun.

Hürrem Sultan namaz kılmakta geç bile kaldı

Türkiye’nin en güçlü insanının bakış açısını bir heykele, bir topluluğa yahut diziye yansıtması oluyor mu?

Sayın Başbakan’ı anlattın kapalı olarak. Anladım ben. Normal bir vatandaş nasıl ifade özgürlüğünü kullanıyorsa, o da kullanıyor. Sözlerinin bir yaptırımı yok.

Yıkıldı o heykel...

O heykelle ilgili zaten başka hukuki sorunlar vardı, o yüzden yıkılmadı ki. Muhteşem Yüzyıl dizisi de devam ediyor. Bir tek Hürrem namaz kılmaya başladı. Ki bence geç bile kalmıştı. O dizi bence de Kanuni’yi iyi göstermiyor. Bakıyorsunuz sadece seks hayatı! Tarihi kişiliklerle ilgili yapılan dizi bile olsa dikkat gerekiyor.