Merve Kavakçı'nın ağzında niye acı bir tat var?

Askere evladını yollayacaksın, şehit olacak o çocuk ama kendin başını örttüğün için asker olamayacaksın.

Koca koca adamların devleti kurtarıyormuş heyecanıyla, kızara bozara, Meclis sıralarını yumrukladığı o anı… “Bu hanıma haddini bildiriniz” lafını işitip Meclis salonunun dışına çıkarıldığı o günü… Hepimiz hatırlıyoruz. Umarım, artık bugün, utançla. Merve Kavakçı’nın ve tabii Leyla Zana’nın gördüğü muamele Türkiye tarihinin fay hatlarının özetidir. Sembolik manada bakarsak… Leyla Zana’nın temsil ettiği hatta henüz büyük iyileşme var denemez. Ama Merve Kavakçı’nınki için vardır diyebiliriz. Tabii uygulamaya bakmak lazım, başörtülü kadınlara hem özel hem kamuda sahiden reva görülen pozisyonda iyileşme olacak mı? Kafamda bu sorularla, Kavakçı’yı arayıp pazartesi açıklanan demokrasi paketiyle ilgili neler düşünüyor ve bir kazanmışlık, bir rahatlama hissi taşıyor mu öğrenmek istedim. Bakın neler dedi…

“AK Parti tarih yazıyor, bunun idrakindeyim. Başörtü yasağının kamuda kalkmış olması benim için ailevi bir anlam da taşıyor. Benim annem 1981 ihtilalinden sonra başörtüsü nedeniyle üniversiteden ayrılan insanlardan biriydi. O nedenle ayrı bir duygu hissediyorum. Ama sevincimizin kursağımızda kaldığını da belirtmek zorundayım. TSK, polis ve hâkim-savcı gibi üç alanın bu serbestinin dışında tutulması başörtülülerin yine ikinci sınıf vatandaş yerine koymaktır.”

Açıkçası ben de Kavakçı gibi düşünüyorum ve bunun ardındaki AK Parti mantığını çözemiyorum. Yani bir AK Partili bunu kendisine nasıl anlatıyor, anlatabiliyor… Bilemiyorum.

Kavakçı, muhalefetten çekiniyor olma ihtimalinden söz ediyor. “Ama” diyor, “Bu çok yersiz bir çekince. Bugün kimse buna itiraz etmezdi. Artık 28 Şubat’a çanak tutmuş herkes yaptığından az çok utanıyor. Bu noktaya geldi Türkiye. ABD’de, İngiltere’de polis de var, asker de var başörtülü olarak. Keza Müslüman hâkim ve savcı da. Bir başörtülü kadın olarak AK Parti’nin bu ayrımı yeniden düşünmesini talep ediyorum.” Kavakçı’nın bence çok önemli bir başka tespiti de kamuda çalışmaya başlasalar bile başörtülülerin ayrımcılığa maruz kalacağı.
“Kimse başörtülü kadına layık olduğu yeri vermiyor ki bu devlet makinesinde. Biz devletçi bir milletiz. Devletinizin en başı size ‘Başörtülüyseniz gidin Suudi Arabistan’a’ diyorsa -ki Demirel bunu demişti-, tüm toplum sistemi bundan etkilenir. Bu zihniyet içimize işledi, geçmiyor, geçemiyor. Bakın, başörtülü kadınlar, hakları kanunla güvence altına alınsa bile ayrımcılığa uğramaya devam edecekler. Artık başka mazeretler üretilecek başörtülü kadınları arka plana atmak için. İstediğiniz kadar onları kanunla her yere sokmaya çalışın. O yüzden ben başörtülü kadınlar için ‘affirmative action (pozitif ayrımcılık)’ olmasını istiyorum. Bütün kadınlara değil, başörtülü kadınlara kota konmalı diyorum. Çünkü toplumda en çok zararı onlar gördü.”

Soruyorum Kavakçı’ya: Endişelerinizi ve serbestinin eksikliklerini dile getirdiniz, bunun ötesinde içinizde bir rahatlama hissi var mı… “Hayalini dahi kuramayacağımız noktalara geldiğimizi kabul ediyorum. Ama bir acı tat var ağzımda. Polis, hâkim, asker olamaz dendiği zaman devletin sana eksik vatandaşsın demeye devam etmiş oluyor. Demek ki başörtülü kadınlara bir güven eksikliği duyuyor. Bakın bu çok ilginç. Askere evladını yollayacaksın, şehit olacak o çocuk ama kendin başını örttüğün için asker olamayacaksın. Bu nasıl anlayış? Başı açık kadına güvenip, başı kapalı kadına güvenmemek ayrıca bir sorun teşkil ediyor. Aslında yine başı açık kadın tercih edilmiş oluyor ve sen ne oluyorsun? Yine geride kalmış biri! Bu nedenle bu konunun üzerinde bu kadar duruyorum. Yani olmak istediğim kadar ümitli olamıyorum. Çünkü seküler fundamentalizmin tezahürünü görebiliyorum. Bu tarz çarpık laiklik anlayışına Fransa’da ve Amerikalı neocon’larda rastlarsın. Sana ikinci sınıf vatandaşmışsın gibi bakarlar, güven duymazlar. Bu mantık AK Parti hükümetinden gelince üzülüyorum yani. Belli ki temkinli olmak istemişler. Tabii bunun bedelini ödemek yine başörtülü kadınlara kaldı.”