Mesele kanser ilaçları değil, hala anlamadın mı?

Hekimlik ile tüccarlık, hekimlik ile psikolojik baskı, yanyana gelemez. Gelirse cana mal olur.

Hem ruhsal hem de fiziksel dirayet gerektiren bir tedavi süreci yaşayan kanserli hastalar dün sabah bir dert daha edinmişlerdi.

Kemoterapi vakti gelmişti ama ilaçlara nasıl ulaşılacağı belli değildi.

Her zaman gittikleri eczane, ilaçların artık buradan tedarik edilmediğini söylüyordu.

Doktorlar ise bu dönüşümden bihaberdi, dolayısıyla "ayakta tedavi" alan hastalarının reçetesine doğal olarak "ayakta tedavi" notu düşmüştü.

Halbuki artık sadece üniversite hastanesine veya özel hastaneye giden "ayakta tedavi" hastaları kanser ilaçlarını eczaneden alabilecekti.

Devlet hastanesine gitmiş olan kanser hastaları, sanki hayat yeterince boğazlarını sıkmıyormuş gibi saatlerce eczane aradı, saatlerce sırada bekledi.

Öğleden sonra SGK insafa geldi de, bu geçiş dönemini bir- iki haftaya yayalım dedi. Çözüldü.

Mü?

**

Çözüldü mü sahiden?

Hayır çünkü mesele sadece bu kanser ilaçları değil, hala anlamadınız mı?

Seçim meydanlarında müthiş bir başarı diye anlatılan 'sağlıkta dönüşüm politikaları' aslında çok ciddi hasarlar bıraktı. Evet eskisinde de büyük aksaklıklar vardı ama yapılan, edilen 'artık muayene kuyruğu yok' denilen iyileştirmeler başka ciddi bedeller doğurdu. Üstelik artık o meşum kuyruklar da geri döndü. Yok denen katkı payları da...

Son 12 yıldır aşama aşama yürürlüğe giren düzenlemeler bakın aslında nelere sebep oldu:

Asli görevlerinden biri eğitim, biri araştırma olan hocalar "hastaneye para kazandırma" baskısına maruz kaldı.

Eğitim ve araştırma lüzumsuz eylemler olarak görülmeye başlandı.

Doktorların muayene süresi 3 ila 8 dakika arasına indi, o nedenle de her hastadan gerekli gereksiz bir yığın tetkik istenir oldu. Hastayı dinlemek, gözünün içine bakmak, hikayesini almak gibi tanının yarısı olan hayati eylemler rafa kalktı.

Her tetkike, her muayeneye, her ameliyata bir puan verildi, doktorlar veresiye defteri dolduran bakkallara, hastalar toplanacak bonusa dönüştü.

Doktorlar meydanlardan "paragöz" ve "tembel" olarak etiketlendi, düşmanlaştırıldı. Vurulan, dövülen, tacize ve hakarete uğrayan doktorların sayısı dikkat çekici şekilde arttı.

Doktorlar hastalarından, hastalar doktorlarından uzaklaştı. Tedavi için çok gerekli olan o mahrem ilişki bozuldu.

Tam gün yasasıyla tıp fakültelerindeki ekol hocalar yok edildi, kaliteli eğitim verecek insan kalmadı. Fakültelerin içi boşaltıldı. 10 yıl sonra çok artist hastane binalarımız olacak ama içlerinde doğru düzgün tanı koyacak doktor bulunamayacak.

Hastalara, yap boz gibi değişen düzenlemelerden, yetkin olmayan doktorlardan, dermansız kalmaktan gına geldi.

Doktorlara da günde 150 hasta bakmaktan, kötü muameleden, acil olmayan acil hastalarından, iyi eğitim alamamaktan, iyi eğitim verememekten, kalitesiz malzeme ve ilaç kullanmaktan, "hastanemiz batıyor, döner sermaye ücretlerinizi keseceğiz, daha çok çalışın" baskısından...

**

Büyük bir neoliberal hırsla sağlık sistemini silbaştan inşa eden yöneticilerin anlamadığı çok temel bir sorun var:

Hekimlik ile tüccarlık, hekimlik ile psikolojik baskı, yanyana gelemez. Gelirse cana mal olur.

İyi bir sağlık hizmeti iyi hekimlerle alınır, hekimlikten anlamayan CEO'ların yönettiği hastanelerle ya da AVM kadar büyük binalarla değil.

Dünyada her türlü ayrımcılığın üstünde duran ve bunun üstüne yemin eden, yersiz ve zamansız tek meslektir hekimlik.

Siz bu insanların ruhunu aldınız.

Şimdilik kanser ilacı karmaşası çözüldü diyelim.

Tıp dünyasında büyüyen kanseri ne yapacağız onu söyleyin.