Nurjuvazi, 'hazır güç bizdeyken ortalığı dağıtmayalım' diyor

'Endişeli modern'den sonra gündemde 'endişeli Nurjuvazi' var. Prof. Dr. Aydın Uğur'la 'endişeli Nurjuvazi' kimdir, dertleri nedir, konuştuk. Prof. Uğur, "Nurjuvazi bugün hükümete bakınca hayal kırıklığı yaşıyor" görüşünde.
Nurjuvazi, 'hazır güç bizdeyken ortalığı dağıtmayalım' diyor

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

NEDEN
İletişim, siyaset ve kültür alanlarının kesişme noktalarında çalışmalarını yoğunlaştıran Bilgi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Aydın Uğur geçen hafta Radikal’in Yorum sayfasına ‘Endişeli Nurjuvazi’ başlıklı hayli okunan ve yorumlanan bir yazı yazdı. Yazı hem düşünmeye ve tartışmaya açık fikirler barındırıyordu hem de açılması gereken parantezleri boldu. Bu nedenle Prof. Uğur’la buluştuk, önce Nurjuvazi kimdir, karşısında nasıl bir burjuva vardır onu konuştuk. Sonra da hayati önem taşıyan ‘endişeli olma’ konusuna girdik. Endişeli modernlerden sonra, endişeli Nurjuvazinin bugün itibariyle dertleri nedir baktık.

Anadolu Kaplanları veya İslami burjuvazi deyimini biliyorduk ama siz geçen hafta Radikal’e ‘Endişeli Nurjuvazi’ başlıklı yazı yazdınız. Nurjuvaziden kastınız neydi tam olarak?
Burjuva dediğinin başı sonu pek belli değildir, orta sınıfa tekabül ediyor. İslami burjuvazi dediğinizde İslami orta sınıfı kastediyorsunuz. Orta sınıfın içinde yüksek ücretli çalışan da var, küçük sermaye sahibi de. Benim Nurjuvaziyle kastettiğim ise daha üst katmanlar. İki tür burjuvazi var bugün Türkiye’de: Biri Republiken, seküler burjuvazi. Bir deyişle Cumhuriyet burjuvazisi. Bundan söz ederken içine gayretli özel okul öğretmeni de girer ama benim bu deyimdeki kastım da o değil. Daha çok iş dünyası, endüstri kaptanları.

Nurjuvazi sadece Gülen cemaatindeki üst sınıfları içermiyor herhalde?
Hayır. İslami burjuvazinin tüm üst katmanından söz ediyorum. Onun içinde sadece Gülen cemaati değil, AK Parti’nin çevresindeki zenginler de var. Ama bu sınıfı bir partiye oy vermekle de çok eşleştirmiyorum ben. Rant itibariyle AK Parti’yle bir bağlantıları olabilir ama onlara ‘partili’ denemez. Tıpkı Cumhuriyet burjuvazisinin de tek bir partiyle bağlantısı olmadığı gibi.

Bir örnek verir misiniz Nurjuvazi’ye… Mensubu kim mesela, MÜSIAD başkanı mı?
Cumhuriyet burjuvazisine örnek olarak kimi verirsiniz? Mustafa Koç diyelim. Onun Nurjuvazi’deki karşılığı da Murat Ülker’dir.

Cumhuriyet burjuvazisi ile Nurjuvazi arasındaki temel farklar ne?
Batı ülkelerindeki burjuvazinin günahı sevabı boynuna ama kendilerini diğer sınıflardan ayıran bir kültürel tüketimi var. Mesela yüksek burjuvazi Bach dinliyorsa, orta sınıf burjuvazi Sinatra ya da Aznavour dinliyor. Bizde böyle bir şey yok. Cumhuriyet burjuvazisinin de Nurjuvazinin de kültürel tüketimi aşağı yukarı aynı. Bir yabancı gözü İstanbul’da biraz dolaştığı zaman Türk toplumuna dair üç şey görüyor: Bunlar dua ediyor, her taraf cami. Bunlar yiyor, her taraf lokanta. Ve tüketiyor, her taraf dükkân. Batı yüksek burjuvazisinin gözüyle baktığınız zaman şehirde kültürel tüketim çizgisi veya izi yok. Evet birtakım festivaller var ama hem izleyicisi sınırlı hem de şehir üzerine mekânsal damgasını vurmuş değil. Dolayısıyla kültür dediğimiz zaman al Cumhuriyet burjuvazisini vur Nurjuvaziye.

Fark yok diyorsunuz?
Bu manada evet. Kültürel tüketim dediğiniz zaman ikisi de dizi, TV programları ve yurtdışı seyahat anlıyor. Ama tarihi anlamda farklar var. İkisinin de oluşum öyküsü farklı.

Nurjuvazi nasıl oluştu size göre?
Küreselleşme çok önemli bir faktör ama bu sınıf o vakte kadar da hiç yok değildi. Bunu bir köstebek yavaş yavaş toprak altında ilerliyor şeklinde düşünün. Nurjuvazi, birikimini Cumhuriyet burjuvazisine yan sanayi sağlayarak, onun uzantıları olarak, yerel ve ucuz emek kullanarak yaptı. Geçmişi bu. 1980’lerde otomotiv sanayiinin sahipleri Cumhuriyet burjuvazisine mensupsa, otomobile ayna satan işletmenin sahibi de Nurjuvaziye mensuptu. 90’lar ise kritik çünkü küreselleşme Nurjuvaziye bir kapı araladı. Büyümek için başka fırsatlar da ortaya çıktı.

Nasıl fırsatlar?
Dünya pazarlarıyla birleşme fırsatı. Mesela 1980-90’larda Sovyetler Birliği çözüldükten sonra Balkan ülkelerine, Kırgızistan, Gürcistan, Kazakistan gibi ülkelere Batılı bir girişimci pek gitmezdi. Rahatsız olur, korkardı. Bizimkiler, hem Cumhuriyet burjuvazisi hem de Nurjuvazi, büyük bir başarıyla oralara gidip ticaret yaptılar. Nurjuvazinin ciddi büyümesi böyle oldu.

Nurjuvazi dediğimiz kesimin kendi içinde kurduğu ağın da etkisi vardır…
Elbette. Geçen zamanda ortak değer yargıları, ortak alışkanlıklar üzerinden bir ağ kurdular. Bir yaşam tarzı tercihi buluşması şeklinde kurulmuş olan ağ yavaş yavaş siyasi, sembolik ve ekonomik merkezlere ulaşmada kullanılır oldu. Bu manada Gülen cemaati en örgütlüsü.

Bu sırada bu iki sınıf arasında sürtüşme, kırılma oldu mu?
Türkiye’nin başarısı, büyük kırılmalarla dolu 300 yıllık Batı’ya göre 80-90 yılda büyük travma yaşamadan, itiş kakışla yükselen zümrenin nimet sofrasında kendisine yer bulabilmesi. Diğerini yerinden etmeden. Kentle tutunma da böyle. Cumhuriyet hükümetleri aslında gayri kanuni olarak devlet topraklarının talanına göz yummak suretiyle Anadolu’dan gelen göç dalgasının kentle eklemlenmesinin önünü açık bıraktı. Gecekondu bölgelerine göz yumdu. Çünkü aksi halde sosyal patlamalar olurdu. Bu durumu sistem emdi. Yani Türkiye eteklerden merkezine doğru gelenleri başka deneyimlere kıyasla daha akıllıca entegre edebiliyor.

Burjuvalar nasıl entegre oldu?
Küreselleşme ile dünyadaki hacmin beş misline çıkmasıyla buradaki nimet sofrası da genişledi. Nimetlerden eskiden sadece Cumhuriyet burjuvazisi nasiplenirken şimdi ona ortak var. Elbette bu dönemde devletin sahibinin değişmesinin de nimetlerin üleşilmesinde, Nurjuvazi’ye de hatırı sayılır pay düşmesinde etkisi var. Kentlerin patlamasıyla birlikte müteahhitlikler, ihaleler Nurjuvazi’ye gitti.

Bu paylaşma Cumhuriyet burjuvazisini rahatsız etmiyor mu?
Payları azalıyor tabii. Eskiden pastaneden çıkan 5 pastanın 4’ünü alırlardı, şimdi 6 pasta çıkıyor ama 3’ünü alıyorlar. Ama hâlâ pay alıyorlar ve hükümet bunu gözetiyor. Çünkü aksi bir tür sosyal patlama yaratır ve herkesin masasını havaya uçurur. Bunun altında büyük bir planlama stratejisi aramamak lazım. Menfaat dağıtırken bir kesimin delirmemesine dikkat ediyor, bu kadar basit.

Yazınızda Nurjuvazi mücadeleyi sürdürmek yerine artık soluklanmak istiyor diyorsunuz. Ne demek bu?
Sofraya yeni oturdular çünkü. Ayaklarını serin suya yeni soktular. Hadi hemen yeniden cepheye diye bir şey istemiyorlar. Yani şunu diyorlar: Kendi değerlerimizi koruyarak dünya nimetlerine ulaştık, devamı için, hazır güç bizdeyken ortalığı dağıtmadan teenni ile gitmekte yarar var.

Ve böylece geldik, yazınızın başlığı olan ‘endişeli Nurjuvazi’ ruh haline… Endişe, birilerinin ortalığı dağıtma ihtimaline mi karşı?
Evet çünkü devrim değil evrim istiyorlar. Asıl endişe ettikleri ivme kaybı. Eğer Türkiye burjuvazisi kendisini iyi idare ederse, gelecekte muhafazakâr burjuvazinin zengin mahalleleri olacak. Ve bunlar Cumhuriyet burjuvazisinin yaşadığı yerlere çok benzeyecek. Tek fark birinin sitesinin içinde cami de olacak. Aynı markalar giyilecek ama biri fuları başını örtmek için kullanacak. Her iki burjuvazinin çıkarı bakımından doğru olan model de bu.

Bu geleceği tehlikeye atan nedir?
Siyasi olarak ortalığı çok gerersen ekonominin teklemesi ve nimet akışının durması gelir. O nedenle para kazanan kesimler asabiyetle atılan siyasi adımlardan hiç memnun değil.

Asabiyet derken Başbakan’dan bahsediyoruz değil mi?
Tabii ki. Uslubü, siyaseti germesi… Gündelik değil de stratejik bakan ve bu tarzın zarar verici olduğunu düşünen Nurjuvazi içinde Gülen cemaati öne çıkıyor. Onların birçok konuya yaklaşımı farklı. Gülen cemaati dinin siyaset sahnesinde kullanılmasından da memnun değil. Bakınız Mehtap TV’de Ali Bulaç, Hüseyin Gülerce ve Ahmet Turan Alkan’ın programına. Ali Bulaç siyasetin dini referanslarla götürülmesinden başka bir yol olmadığını, biz derken tüm Müslüman ümmeti olduğunu anlatıyordu. Diğerleri ise bunun bir hayal olduğunun, din üzerinden bir siyasi arena oluşturmanın yanlışlığının altını defaatle çizdi.

Nurjuvazi endişeliyse, ne yapıyor?
Ingiltere’de Thatcher’ın son vergi politikalarından (poll tax) sonra isyanlar çıktı. O zaman Thatcher’ın ekibi onu frenlemeye çalıştı. Bizdeki siyasi partiler sisteminde bu mümkün görünmüyor. Bizde parti mensuplarının liderin yaratıkları olma zarureti var. Diğer partilerde olduğu gibi AK Parti mensuplarının kaderleri de başkana bağlı. Çok azı Tayyip Erdoğan olmadan da vardı, onsuz da hayatta bir şey olacaklar. Dolayısıyla bu geren politikalarla ilgili Ingiltere’de olduğu gibi parti içi herhangi bir değişiklik beklemem. Ama partinin eteklerinde, partinin organik ilişkide olduğu, kendisinin hem düşünsel hem ekonomik hem de sembolik dilini besleyen kesimde nispeten bir özgürlük var. Gelirse bir fren, onlardan gelir. Eğer bu yıkıcı politikalar sürdürülürse de işi artık onun yanında durmamaya vardırır. Hiçbir lider tabanı için vazgeçilmez değildir. Nurjuvazi için de durum farklı değil. Ki şu andaki ruh hallerini düşünürsek çok uçuk bir tepkiden söz etmiyorum.

Nedir şu anda ruh halleri?
Ingiltere’de Thatcher gitti, Blair geldi ve bu birçok Ingiliz münevverini coşkuya boğdu. Fakat bir süre sonra Blair’ın da fos olduğu anlaşıldı ve ona güvenen Ingiliz sol entelektüelleri ciddi bir depresyon geçirdi. Hükümetin bugünkü siyasetine bakan Nurjuvazinin aynı hayal kırıklığını yaşadığını düşünüyorum. Bu da olmadı, bu da herkes gibi çıktı hissiyatıdır bu. “Bizim vicdan, ahlak, adalet üzerine kurduğumuz değerler sistemini yok saydılar” diyorlar. “Mücahitti müteahhit oldu”, bunun en hafif dile getirilmiş hali.