O doktor Bülent Arınç olamaz

WikiLeaks belgelerinde gözden kaçan bir deyim var: Spin.

Wikileaks’ten Balyoz davasıyla ilgili sızan belgede dikkatten kaçan bir yorum var. Belgede dönemin ABD Büyükelçisi James Jeffrey’nin imzasını, dolayısıyla onun Balyoz’a ve hükümete bakışını görüyorsunuz. 

Dava kapsamında emekli ve muvazzaf askerlerin gözaltına alınmasıyla ilgili şöyle diyor: “Ordu bu konuda resmi bir açıklama yapmadı ve Başbakan Erdoğan, ‘Polis kendisine verilen görevi yapıyor’ diyerek mesafeli bir tavır aldı. Ama tetikçisi, (belgedeki ifadeyle ‘attack dog’) Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç polemik içerecek sözler söyledi.” 

Belgenin ilerleyen bölümlerinde de Arınç’ın ifadelerinin, Balyoz davasının halk tarafından ‘ülkenin normalleşmesi’ ve ‘zamanın değişmesi’ şeklinde algılanması için tasarlandığını söylüyor. Ve çok önemli bir deyim kullanıyor: Spin. Arınç’ın sözlerinin ‘spin hareketinin’ parçası olduğunu ima ediyor. 

Spin, ABD ve İngiliz hükümetlerinin özellikle Irak Savaşı zamanında halka bu savaşın gerekliliğini anlatmak için başarıyla kullandığı bir yöntem. Aslında bir halkla ilişkiler stratejisi. Bir haberi, gelişmeyi lehine dönüştürecek şekilde yorumlamak. Çevirmek, dönüştürmek. Bu işi yapmak için görevlendirilmiş kişilere de ‘spin doktoru’ deniyor. 

Anlaşılan dönemin ABD Büyükelçisi Jeffrey, AKP hükümeti içerisinde de ‘spin’den sorumlu kişiler olduğunu düşünüyor. Ama bence bu kişi Bülent Arınç değil. Onun Başbakan’ın tetikçisi olduğunu da düşünmüyorum.
Çünkü Arınç beklenmedik zamanlarda hesapsızca konuşabilen, pek öyle tasarlanmış bir spin hareketinin parçası olamayacak kadar başına buyruk bir siyasetçi. Ama bu demek değildir ki, AKP hükümeti yargının bağımsızlığını menfi şekilde etkileyecek ‘spin’ stratejisi izlemiyor. Spin var da doktoru Arınç değil.

İktidar, Dink davasını istese de çözemez
Hrant Dink cinayetiyle ilgili ‘Kırmızı Cuma’ adlı ikinci kitabını yazan gazeteci Nedim Şener’in çok önemli bir cevabı var. Önce soruyu soralım: İktidar eğer isterse Dink cinayetini çözebilir mi? Şener, “Hayır. Artık istese de çözemez” diyor. Buradaki kilit kelime ‘artık’. 

Şener’e bir kez daha sordum: Niye artık? “Çünkü” diyor, “Artık bazı karmaşık ilişkiler var. Dink cinayeti sırasında Trabzon Emniyeti İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer’di. Sonra İstihbarat Şube’den sorumlu İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı oldu.” 

“Karmaşık ilişkiden sözünü ettiğiniz nedir?” Şöyle anlatıyor: “Mehmet Baransu’nun yazdığı ‘Mösyö’ adlı kitaptan anladığımız kadarıyla Başbakan, İstanbul’a her geldiğinde hemşerisi olan Yılmazer’le mutlaka görüşüyor. Emniyet müdürüyle değil de onunla. Dink cinayetini gerçekten çözmek isterse böyle bazı emniyetçileri görevden alması gerekir.” 

“E alır” diyorum ben de Şener’e ama o “Hayır” diyor. ‘Artık’ alamaz. Çünkü “Yılmazer, Balyoz, Kafes, Ergenekon davalarının beyni. Belki Başbakan’la görüşmelerinde bunlarla ilgili özel bilgiler paylaşıyordur. Bilmiyoruz. Diyeceğim Başbakan artık onu görevden alamaz. Çünkü hukuki açıdan güvenliği kalmaz. O yüzden de istese de Dink cinayetini çözemez.” 

Bu sözleri bence çok önemli. İç karartıcı. Şener, görüşmemizin sonunda Uluslararası Basın Enstitüsü’nden (IPI) aldığı Basın Kahramanı Ödülü’yle ilgili bir espri yaptı: “Bu ödülü daha önce Abdi İpekçi ve Hrant Dink almış Türkiye’den. Artık benim sonumu da bu örneklerden yola çıkarak tahmin edebilirsiniz.” Ben, Şener’in bu esprisine hiç gülemedim.