O MGK kararı 2010'a kadar uygulandı

2004 tarihli 'MGK kararı ve eylem planları'nı bir buçuk yıl önce Meclis'te önerge vererek Başbakan'a soran eski savcı, CHP'li Ali Özgündüz'e göre ortada AKP'nin cemaate yaptığı bir lütuf yok: "Emniyet zaten cemaatindi. AKP, emniyet'ten cemaati tasfiye edip ülkücüleri getiriyor."
O MGK kararı 2010'a kadar uygulandı

NEDEN
Ortalık toz duman. AKP-cemaat çatışmasında ‘belgeler evresi’ne girdik. Geçen hafta Taraf gazetesi 2004 tarihli MGK kararını yayımladı. Fethullah Gülen cemaatine (ve irticaya) karşı mücadele edilmesi tavsiye edilen bu kararın altında Başbakan Erdoğan ve AKP’li bakanların imzası vardı. Ardından 2005 ve 2006’da bu tavsiye kararına uygun eylem planlarının yine hükümet tarafından düzenlendiğini gösteren belgeler yayımlandı. Bu kargaşa içinde bir bilgi daha ortaya çıkmıştı: Eski Cumhuriyet savcısı, CHP İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz tam bir buçuk yıl önce bir soru önergesi hazırlayıp Başbakan’a bu MGK belgesini ve eylem planlarını sormuştu. Neden ve nasıl... Özgündüz’e sordum, hem bu sorunun cevaplarını hem de çatışmayı bir hukukçu olarak nasıl yorumladığını...



Bir buçuk yıl önce verdiğiniz soru önergesinin içeriği neydi?
Ağustos 2012’ydi tarih. Şunu sordum: Birçok askerin hakkında soruşturma ve tutuklama kararı çıkan 2000 tarihli irtica ile mücadele eylem planına hükümetiniz döneminde bir ek plan yaptı mı?

Böyle bir soru önergesi vermek nereden aklınıza geldi?
Ben Ergenekon ve Balyoz davalarının duruşmalarını çok yakından izledim. Bunları dikkatli izleyen herkesin kafasında oluşabilecek bir soru işaretiydi. Özellikle İlker Başbuğ’un da yargılandığı İnternet Andıcı davasında (Ergenekon davasına dahil edilen dava- eb) Taraf’ın yayımladığı 2004 MGK belgesinin sözü edilmişti aslında.

Nasıl?
Mahkeme sanıklara “40’a yakın internet sitesini niye işletiyorsunuz?” diye sorduğunda özetle şu cevabı almıştı: “2004’te MGK’da alınan tavsiye kararından sonra Başbakanlık tarafından hazırlanıp bize gönderilen ‘irtica ile mücadele stratejisine’ ek eylem planına göre biz bu siteleri açtık, dolayısıyla hepsinin yasal dayanağı vardı” dediler. Bunun üzerine soruşturmayı yöneten başsavcılık bu iddiayı Genelkurmay Başkanlığı’na sordu. Genelkurmay belgeleri 26 Ekim 2010’da tarih ve sayısını belirterek mahkemeye cevap yazdı. Ancak devlet sırrı niteliği taşıdığı için içeriklerini göndermedi. Burada 28 Ekim 2004 tarihli ek planın adı geçiyordu. Ama kamu olarak biz içeriklerini göremedik. Fakat listesini gördük. Liste şöyleydi: 1997-98-99-2000-2004-2005-2006 MGK kararları ve bunlara göre hazırlanan eylem planları. Aynı zamanda Genelkurmay, yine savcılığın isteği üzerine yazdığı yazıda ‘İrtica ile eylem planları’ olduğunu kabul etti ama planları mahkemeye göndermedi. Bunun üstüne sanık vekillerinin talepleri üzerine mahkeme aynı soruyu Başbakanlık’a sordu. Başbakanlık 2011 Şubat ayında cevap verdi ve gizli olmadığı için bu cevap dosyaya girebildi.

Ne diyordu Başbakanlık?
‘Sizi ilgilendiren kısımlar gönderilmiş’ anlamına gelen bir ifade geçiyor belgede. Ve sadece 2002 tarihine kadar olan planları gönderiyor, kendi hükümeti dönemindeki belgeleri göndermiyor. Tabiri caizse mahkemeden belge saklıyor, mahkemeyi manipüle ediyor, yanıltıyor. 2002’den sonraki belgelerin de talep edilmesi isteniyor ama mahkeme enteresan bir şekilde ikinci kez Başbakanlık’a sormuyor. İşte ben bunların üzerine böyle bir soru önergesi verdim.

Cevap gelmedi size sanıyorum…
Hayır, bir sene geçip cevap gelmeyince geçen 2013 Mayıs ayında önergemi tekrarladım. Çünkü normalde bir ay içinde cevap verilmesi gerekir. Yine verilmedi. Sonuç itibariyle benim önergemde sorduğum soru, 2004 tarihli MGK kararı ve ona mukabil yapılan eylem planlarının içeriği şimdi ortaya çıktı. 2004’ten sonra 2005 ve 2006’da eylem planları hazırlandığının belgeleri de yayımlandı. Ki bence bu planlar 2006’yla sınırlı değil, 2010’a kadar sürdü.

“Tavsiye kararı var ama uygulanmadı” diyorlar…
Doğru söylemedikleri anlaşıldı. Belki de Yalçın Akdoğan iyi niyetiyle öyle ummuş olabilir ama gerçek böyle değil. Şunu da unutmayalım: 2004’te MGK’da bir tavsiye kararı alınıyor ama buna uygun eylem planlarını hazırlayan hükümettir. Dahası da var… 2006’da teröre karşı eylem planı hazırlandı ve onun 46’ncı maddesinde de irtica meselesi geçiyor. İnternet Andıcı davasının duruşmasında bunun da sözü edildi. İddiamın arkasındayım: Bu eylem planları 2010’a kadar sürdü, ancak anayasa referandumundan sonra rafa kalktı.

Neye dayanarak 2010 diyorsunuz?
Genelkurmay’ın talep üzerine mahkemeye gönderdiği belgelerde irtica ile mücadele eylem planı diye bir şeyin var olduğu, eylem planının 2010’a kadar uygulandığı, 2010’da Başbakanlık’ın gönderdiği bir yazı ile son bulduğu var.

Ama Genelkurmay bunları sözkonusu internet siteleri için demiyor mu?
İnternet siteleri irtica ile mücadele eylem planına göre işlev görüyordu zaten! Genelkurmay kendi kendine bu siteleri kurmamıştı. Sitelerin hayatına son verilmesi, planın yürürlükten kalkması anlamına geliyor. Ki burada tarih 2010! O yüzden iddia ediyorum! O MGK kararı 2010’a kadar uygulandı.

İrtica ile mücadele tavsiyesinin ya da eylem planlarının odak noktasında niye Gülen cemaati var sizce?
Hayır, yanlış! Sadece o yok. Genelkurmay’ın Ekim 2010’da mahkemeye gönderdiği belgedeki listede başlıkları görebiliyoruz. Neler var neler… ‘Alevilik akımlarının terör örgütlerinde kullanılmasına yönelik tedbirler’, ‘terör saldırılarında Avrupa’da Müslümanlara yönelik ayrımcılıkla mücadeleye yönelik tedbirler’, ‘Hizbullah terör örgütüne yönelik tedbirler’… Ve evet, ‘Fethullah Gülen cemaatinin faaliyetlerine yönelik tedbirler’… Bu sıraladığım başlıklı eylem planlarının hepsi hazırlanmış. Bazıları 2004’te, bazıları 2005’te, bazıları 2007’de… Hepsinin dayanağı da söz konusu MGK kararları.

Size göre 2010’da ne oldu böyle planlar rafa kalktı?
TSK tasfiye edildi. Anayasa referandumuyla HSYK, dolayısıyla yüksek yargı ele geçirildi. Kendilerine göre dizayn edildi. AKP’ye göre artık önlerinde herhangi bir engel kalmamıştı. Tüm kontrol ve hâkimiyet onlardaydı. Dolayısıyla bu tür eylem planlarına lüzum görmediler.

Öyleyse hükümetin “2004’te MGK tavsiye kararına konjonktürel olarak imza atmak zorundaydık” savunması samimi… Ordu vesayetinden çekinerek imza atmış olmaları yani?
Belki içlerinde benimsememiş olabilirler ama benimsemediysen izleyen yıllarda eylem planları niye hazırlıyorsun? Ayrıca MGK’da 7 sivil olarak bulunuyorlardı, topluca “İmzalamayacağız” deselerdi, o tavsiye kararı çıkmazdı. Gayet açık. Hadi 2004’te askerden çekindiler, 2010’a kadar mı sürdü bu çekinme? Cumhurbaşkanı seçiminde ya da 27 Nisan 2007 muhtırasında çekinmediniz de bir tek burada mı çekindiniz? MGK tavsiye kararına göre hazırladıkları eylem planlarının 2004’ten beri çeşitli kimseleri mağdur ettiğini de bilelim. Örneğin kaymakam, hâkim, genel müdür olacak ama irticacı diye olamıyor. Kime göre irticacı? Başbakanlık’ın hazırladığı eylem planlarını gönderdiği kurumlarda uygulayıcı olarak görev yapan kişilerin bakışına göre… Burada insan hakkı ihlali var, hukuk yok. Ve büyük bir samimiyetsizlikle karşı karşıyayız. Çünkü AKP hükümeti mazlum olduğunu iddia ettiği tüm zamanlar aslında birçok insanın hayatını etkileyen bu uygulamaları devam ettiriyordu.

“Bu uygulamaları hayata geçirmedik” diyorlar. Hatta AKP milletvekili bunu desteklemek için “Emniyeti cemaate bağladık” ibaresini kullandı. Buna ne dersiniz?
Çok komik. Yargı ve emniyet zaten cemaatindi. AKP bu manada cemaate bir lütuf yapmadı. Bu hareket 50 yıllık bir harekettir, Nurculuk hareketiyle birlikte düşünürseniz. Kadrolar zaten onlarındı, Başbakan Erdoğan’ın ya da AKP’nin yetiştirdiği bir kadro yoktu ki cemaate versin. Milli Görüş’ün bürokrasideki varlığı yüzde 8-10’du. Onun dışında bürokrasideki yetişmiş, dil bilen, bilgisayar kullanabilen elemanlar zaten Gülencilerdi.

Yargı zaten cemaatindi diyorsunuz ama HSYK’daki YARSAV hâkimiyetini unutuyorsunuz…
Yargıda Aleviler hâkimdi gibi bir yanlış algı bu da. HSYK yapısı değiştirildiğinde, yargıda Alevi örgütlenmesi var denildiğinde aslında orada tek bir Alevi vardı, biliyor musunuz… Bakın cumhuriyet rejiminin yargısıydı sözü kısmen doğru olabilir ama bu, cemaat mensupları yargıda yok edildi anlamına gelmiyor. Çünkü Nurcular ideolojilerinin mesleklerini engellemesine izin vermeyen yargı mensupları oldukları için bir sıkıntı çıkmıyordu. Ama onların ardından gelen Gülenciler daha keskin ‘dava adamları’ olarak görev yapmaya başladılar.

Cemaat hep vardı diyorsunuz yani…
Aynen öyle diyorum. Özal’dan, Oltan Sungurlu’dan beri Gülenciler zaten yargı içindedir. Yargıda göz açtırılmayan kesim geleneksel İslam’ı savunan Milli Görüşçülerdi. Ben 1987’de Ankara’da hâkim-savcı eğitim merkezinde staj yaparken Gülenci bir personel genel müdür yardımcısı, hâkim savcılarla akşam sohbet toplantıları yapıyordu. O vakitler yargıdaki varlıkları yüzde 25-30 civarındaydı. Giderek arttı çünkü AKP’nin elinde kendi atayacağı başsavcıları, komisyon başkanları, genel müdürleri yoktu. O yüzden bir yerde cemaat mensupları ile işleri götürdüler. AKP’li kadro olmaması da son derece doğal çünkü çıkar birlikteliği dışında bir ideolojisi olmayan toplama bir sağ partidir. Geçmişi 10 yıldan öteye gitmez. Dolayısıyla AKP’li kadro yetiştirecek vakitleri yoktu. Emniyet’teki cemaat varlığını temizlediklerini söylüyorlar ama hiçbir zaman tam temizleyemezler. Üstelik yerine koyacak adamları da yok. Cemaatçileri tasfiye ettiler diyelim, en iyi ihtimalle 10 yıl önce yetiştirdikleri polisi getirebilirler. Onlardan da kaç tane var? O nedenle yeni bir işbirliği oluştur. O kadrolara eski ülkücüleri, daha çok BBP çizgisindeki kimseleri getiriyorlar. AKP pragmatik bir hareket.

Pragmatik derken?
Yeri gelir ülkücüleri kullanır, yeri gelir cemaati. Tabii cemaat de onları kullandı. Bunu bir şirket ortaklığı gibi düşünün.

Tam seçim arifesinde bu ortaklığı bozmak hangi pragmatizme sığar?
Ortaklığın bozulması daha önceye dayanıyor. Cemaat hükümetten şunu istedi: Bürokrasi benimdir, hükümet senindir. Aslında bu ‘de facto’ bir durumdu. Yani zaten bu alanlarda, yargı ve emniyette cemaat hâkimdi ve AKP’ye “Sen buralara girme” demek istiyordu. Başbakan da bunu kabul etmedi, zaten mizacı böyle bir güç paylaşımına uygun değil. “Bana itaat edeceksiniz” deyince ortaklık bozuldu. AKP cemaate sen benim egemenliğimi tanıyacaksın diyor, cemaat ise ‘Dikenli yolları sana ben açtım, biz olmasak seni 50 sefer götürmüşlerdi’ diyor.

YA BAŞBUĞ  ÇIKACAK YA DA…
Balyoz farklı ama Yargıtay aşamasında olan Ergenekon davasının seyri, bu MGK belgeleri ve eylem planları açığa çıktığı için değişebilir. MGK kararı ortada, bunu eylem planına döken hükümet mensupları ortada… E bu plana göre internet sitesi açmasını onaylayanlar, bu siteleri göreve geldikten ancak 5 ay sonra kapatan İlker Başbuğ içerideyse –ki o süre zarfında hiç güncelleme yapılmamış-, ya o dışarı çıkacak ya da bu imzası olan tüm kişiler davaya dahil edilecek. Hukuk bunu gerektiriyor. Bir şey ya suçtur ya da değildir. Böyle devam ederse devlet meşruiyetini kaybeder, bir çeteye dönüşür.