O sözlerin asıl 'flaş flaş' kısmı

Tekerleme gibi: Gözaltına alınan akademisyen arkadaşlarına destek vermek isterken çantasından çıkan davetiye nedeniyle gözaltına alınan akademisyen...

Sanıldığının aksine, devletimizde işler çok çok hızlı ilerleyebilir. Elbette bazı işler. Vatandaşın hayrına olan değil de, devletin aklına uygun olan işler. Şıp diye oluverir.

Mesela bakınız…

Cumhurbaşkanı Erdoğan III. Ankara Katliamı’nın ardından bir konuşma yaptı. Dedi ki: “Akademisyen olması, gazeteci olması, STK yöneticisi olması, aslında o kişinin terörist olduğu gerçeğini değiştirmez. Bombayı patlatan terörist olabilir, ama o eylemin amacına ulaşmasını sağlayan bu yardakçılardır. Terör ve terörist tanımı en kısa sürede yeniden yaparak Ceza Kanunu'na almalıyız. Bu mesele basın özgürlüğü örgütlenme özgürlüğü meselesi değildir. Bu mesele artık Kızılay'da görüldüğü gibi milletimize kast eden alçaklarla daha iyi mücadele edebilme meselesidir. Birtakım çevreler yol ayrımı durumundalar, ya bizimle olacaklar ya da teröristin yanında yer alacaklar."

Dünya basını, belli başlı yabancı ajanslar bu sözleri ‘flaş flaş’ şeklinde okurlarına duyurdu.

Halbuki…

Onlar bu duyuruyu yaparken, işin ‘flaş flaş’ kısmı henüz cereyan etmemişti.

**

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “ya bizdensin, ya terörist” yaklaşımı uzun süredir biliniyor. Zaten ülkedeki sert kutuplaşma bu yaklaşımın körüğüyle her geçen alev alev yanıyor.

Akademisyenleri, gazetecileri, (AKP’li olmayan) sivil toplum örgütlerini hiç sevmediği, mümkün ve işlevsel olan her vakit onları hedef aldığı da yeni bir bilgi değil.

Şimdinin büyük teröristi ilan edilen Gülen cemaatinin, gazetecileri hapse atma marifetlerini “Bazı kitaplar bombadan tehlikelidir” sözleriyle desteklemişti.

O vakitler cemaat ile ortaktı, şimdi düşman. Amma velakin kafa aynı kafa. Bunu hiç ama hiç unutmayalım.

Diyerek bu parantezi kapatıyorum.

**

Asıl konuya dönelim.

Gayr-ı mebzul miktarda sağduyu, kafi miktarda zeka ve eğitim sahibi herkesin ülkenin otoriter gidişiyle ilgili bir kaç itiraz cümlesi oluyor.

İşte sayın Cumhurbaşkanı buna dahi katlanamıyor. Bu kişiler, ona göre, ya akademisyen, ya gazeteci ya da bir sivil toplum örgütüne mensuplar. Ve çok çok fena insanlar. Fena değil, affedersiniz. Teröristler!

Üst üste yaşadığımız katliamları bu topraklara çağıran, halkını göz göre göre koruyamayan onlar… Akademisyenler, gazeteciler, bir kısım STK’cılar…

Tabanına aynen bunu anlatmaya çalışıyor bir süredir.

Başarılı da oluyor ama bu da yetmiyor.

Şimdi bir yenilik olarak, bu yaklaşımını Türk Ceza Kanunu’na ‘derç etmekten’ söz ediyor.

Sevmediği mahkeme kararlarına ‘uymamasıyla’ olsun…

Başkanlık vesaire gibi ‘küçük rejim değişikliklerini’ fiili durumlarla hayata geçirmesiyle olsun…

Gerçek bir hukuk aşığı olduğunu anladığımız sayın Cumhurbaşkanı, nedense bu kez, kanuna derç etmekten söz ediyor.

Halbuki ne gerek var?

**

İşte bu soruyla, gelelim, yazının başında sözünü ettiğim ‘bazı işleri şıp diye halleden’ devlete…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dünkü konuşmasının üstünden 24 saat geçmeden bir akademisyen daha gözaltına alındı.

Kim?

Tekerleme gibi olacak ama aynen şöyle biri: ‘Bu suça ortak olmayacağız’ başlıklı bildiriyi imzaladığı için haklarında soruşturma açılan ve ardından gözaltına alınan akademisyen arkadaşlarına destek vermek üzere adliyeye gittiği ve çantasında HDP’nin Newroz davetiyesi çıkan bir İngiltere vatandaşı akademisyen.

Uzun yıllardır Türkiye’de yaşayan Bilgi Üniversitesi Bilgisayar Bilimleri öğretim üyesi Chris Stephenson…

Çok iyi bildiği Kuzey İrlanda örneğinden yola çıkarak ‘barış müzakereleri nasıl olmalı, İngiltere hangi hataları yaptı, Türkiye o hatalardan nasıl ders çıkarmalı’ türünden çok kıymetli analizler içeren yazılar da yazan bir öğretim üyesi…

Çantasından yasal bir partinin il örgütü tarafından gönderilmiş Newroz davetiyesi çıktığı için gözaltına alınıyor. Gözaltına alınan diğer akademisyen arkadaşlarına destek vermek isterken üstelik…

Ne yaparsanız yapın, bu cümleleri art arda dizdiğinizde, bu ülkede demokrasiden, fikir hürriyetinden söz edemezsiniz. Amuda kalkıp argüman üretseniz de olmaz. Bunu da başka bir parantez olarak kayda geçirelim.

Sonuç itibariyle, dün yabancı basının ve ajansların irkilerek duyurduğu sözler, yarım gün sonra, hiç de kanun değişikliğine gerek olmadan, uygulamaya koyulmuştu. Çarçabuk. Şıp diye.

İşin ‘flaş flaş’ kısmı buydu.