O tehditler bitti, bu tehditler ne olacak?

Etliye sütlüye karışmayanlar için tehdit ve davaların sonu gelmiş olabilir ama bazıları için aynı dizinin başka bir bölümünü izliyoruz.

Ergenekon davasının faydası ve en azından bir bakımdan hedefe değdiğinin kanıtı olarak gösterilen bir fikir var: “Bu dava başladığından beri gazeteciler sokakta vurulmuyor, aydınlar, yazarlar, gazeteciler tehditler almıyor, linç edilmiyor.” Yabancı basına yaptığı siyasi açıklamalar nedeniyle ölüm tehdidi alan, gazete köşelerinden işitmediği laf kalmayan Orhan Pamuk da bu fikri benimseyenlerden. Hürriyet Ekler Yayın Yönetmeni Çınar Oskay’a verdiği röportajda paylaşmış: “Ergenekoncular ne yazık ki hapiste. Üzülüyoruz onlar için. Ama benim ve benim gibilere tehditler kesinlikle azaldı. Ergenekon davasından beri sokakta yazar, gazeteci öldürülmüyor. Mahkeme kapılarında kimseye saldırılmıyor. Zaten artık dava da yok çok şükür.”

Bu sözlerin, ivedilikle, Ergenekon davasından bağımsız, böyle bir örgütün varlığı-yokluğu tartışmasına batmadan irdelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu, -yani tehditler, lekelemeler, davayla hizaya getirmeler, ekmeğinden etmeler, cana kastetmeler- bir iklim ve bu iklimde serpilen kültür meselesi. İklim, asker yahut sivil bir baskı unsuru tarafından yaratılıyor. Kültür desen... Ruhumuzda var, Allah’a bin şükür.

* * *

Pamuk’un sözlerinin üstünden adım adım gidelim. Demiş ki: “Zaten artık dava da yok çok şükür.” Öyle mi acaba? Fazıl Say’a bir tweet’i nedeniyle dine hakaret davası açılmadı mı? Say ceza almadı mı? Aynı sebepten Sevan Nişanyan’a... Antalya Barosu’nda yaptığı bir konuşma sonrasında feminist avukat Canan Arın’a... Birtakım Ekşi Sözlük yazarlarına... Çatır çatır dava. Çünkü Orhan Pamuk’un çok çektiği 301. madde kılık değiştirdi: Türklüğe hakaret, oldu sana dine hakaret. Yani şekli değişmiş olabilir ama dimdik ayakta.

Tehdit mevzuuna gelelim. Pamuk demiş ki: “Benim ve benim gibilere tehditler kesinlikle azaldı.” Öyle mi acaba? 'Gibi gibilerle' tam olarak kimi kastettiğini bilmiyorum ama birçok kişiye karşı örgütlü linç girişimleri ve tehditler hiç de azalmadı. Yazmak için izin almadığımdan bazı meslektaşlarımın bu manada yaşadıklarını sıralamayacağım ama son iki yıl içerisinde öldürülmekle, dövülmekle, mekân belirtilerek taciz edilmekle, iç savaş çıkarsa ‘hedefe alınmakla’ ve tabii işten attırılmakla tehdit edildiğimi belirtebilirim. Pamuk’un deyişiyle söyleyecek olursam ‘benim ve benim gibilerden’ çok var. Mesela... Ergenekon davasının faydasını “Neyse ki artık tehdit almıyoruz” şeklinde birkaç defa ifade eden hukukçu Orhan Kemal Cengiz pazartesi günü Radikal’e şöyle yazmıştı: “Beni son günlerde aldığım sayısız hakaret ve tehdit mesajının üzdüğünü zanneden arkadaşlarım fevkalade büyük bir yanılgı içindeler. Ben aldığım mesajlarda bir zekâ ve incelik görememekten dolayı kahroluyorum sadece.” Zekâ ve incelikten yoksun olsa da insanın hayat alanını daraltan, boğan, koyuverirsen tüm ruhunu çökertebilen bir iklim bu. Memet Ali Alabora’nın Gezi direnişinde attığı bir tweet nedeniyle son iki ayda yaşadıkları, ölüm tehditleri alması, bugün korumasız dolaşamaz hale gelmesi, manşetlerden hedef yapılması, hakkında hapse atılsın diye kampanya başlatılması... Bu, iklimin en zirve ve leş kokan cenderesidir. Öyle boğucu bir iklim ki bu, Zaman yazarı Ahmet Turan Alkan’a bile pazartesi günü köşesinde şu külah uçurtan cümleyi yazdırabildi: “2007’ye akan darbe arifesi günlerinde mi fikren rahattın, şimdi mi diye sorsalar şöyle cevap veririm: Nerde o günler?”

* * *

Etliye sütlüye karışmayan, şahsi kurtarılmış bölgesinde tatlı tatlı yaşayan, maddi manevi tuzunu kurutmuş kimseler için tehditlerin, davaların, hakaretlerin, hedef göstermelerin sonu gelmiş olabilir ama bazıları için ise aynı dizinin sadece başka bir bölümünü izlemekteyiz. Çünkü sivillik, sivil toplumun güçlendirilmesi, özgürlük alanlarının korunması sadece Kemalizmden kurtulmakla gelmiyor. Demokrasinin de sadece sandıkla tesis edilmesinin mümkün olmaması gibi. E, gelmeyen özgürlük ve olmayan demokrasiden de işte bu iklim doğuyor. Kalbimizde yaşıyor.