Öcalan HDP'den memnun değilse, yapılacak bellidir

Madem HDP süreci iyi yürütmedi, madem HDP'nin barajı geçmesi süreci kötü etkiledi, madem Öcalan HDP'yi sopayla kovalar, çözüm basit.

Çok ilginç. Yasadışı örgüt iki yıldır sürekli yasa çıkmasını istiyor. Türkiye’deki PKK’lilerin çekilmesi için çekilme yasası, dağdaki PKK’lilerin gelmesi için geri dönüş yasası, hasta mahkumlar için yasa, mecliste komisyon, tahkikat ve uzlaşı komisyonu… Yani çözüm sürecini bir biçimde parlamentoya çekmek, atılan adımları yasalarla desteklemek istiyor.

Yasadışı örgüt yasa istiyor, yasa koyucu devlet bundan kaçıyor.

Bir tür “ben yaptım oldu, kafamı çevirdim sen geç, öte yana bakıyorum sen gel” alaturkalığı.

Bu neyi getiriyor?

Güvensizliği. Her an vazgeçebilirim hissini. Attığı her adımı hükümetin iradesine bağlamayı. Lütfediyormuş görüntüsünü.

Ki ne oldu? Vazgeçildi.

Hükümet diyor ki, PKK sözünü tutmadı, Türkiye’den çekilmedi.

HDP diyor ki, hükümet sözünü tutmadı, geri çekilme yasasını çıkarmadı, PKK yine de çekilmeyi başlattı ama tamamlamadı.

Dün Yalçın Akdoğan bu yasayla ilgili şu ifadeleri kullandı: “Böyle bir çekilme yasasını talep etmek anlamsızlıktır. Niye istiyorlarmış o yasayı? Silahlı insanlar geçerken güvenlik güçlerinin ne yapacağının belirlenmesi için. Sana ne silahlı güçlerin ne yapacağından…”

Öyle değil işte…

**

Çok değil, birkaç on yıl öncesine gidelim ve PKK ile müzakerelere başlayan, geri çekilme noktasına gelen ilk hükümetin AKP olmadığını hatırlayalım.

Avukat Cengiz Kapmaz’ın Öcalan ile görüşmelerinden derlediği kitabından ilgili bölüm: “Öcalan’a göre devletin ileri adım atması PKK’nin güven vermesine bağlıydı. Öyleyse sürecin önünü açacak adım PKK’den gelmeliydi. Öcalan’ın kafasında gerillayı Türkiye dışına çekme düşüncesi vardı. Bu düşüncesini ilk kez 5 Temmuz 1999’da avukatlarıyla paylaştı. ‘Bizim şiddeti durdurmamız başlangıç olabilir. Silahlı mücadele aşamasını geride bırakma tekniği uygulanabilir. Bu yeni adım olabilir. Pratikte de güçleri Güney’e (Irak Kürdistanı) çekme, sınırların gerisine çekme olabilir. Bundan sonra yasal güvence arayışları olabilir. Parlamentonun görüş açısı da değişir.” 

Öcalan’ın o dönemdeki planı neydi?

1 Eylül 1999’da PKK’nin geri çekilmesini başlatmak. Bu PKK’ye iletilmişti o vakit.

Kandil’de bu çağrı nasıl karşılık bulmuş ve nasıl hareket edilmişti?

Murat Karayılan’ın Bir Savaşın Anatomisi kitabından ilgili bölüm: “1 Eylül’de geri çekilme kararını tüm güçlere telsizden bizzat ben, bir değerlendirme konuşmasıyla birlikte ilettim. İki hafta sonra geri çekilmede müthiş bir dağınıklık ve panik havası hâkim oldu. Geri çekilmenin düzenlenmesi, planlanmasının iyi yapılamaması ve Türk devletinin de fırsat bu fırsattır diyerek saldırıya geçmesi, tuzaklar kurması sonucu geri çekilme sürecinde ciddi darbeler alınmıştır.”

Yani ‘Sana ne güvenlik güçlerinin ne yaptığından’ denecek bir ruh hali örgüt nezdinde yoktur. 15 yıl önceki bu çekilme girişiminde yüzlerce kişi ölmüştür ve örgütün hafızasına maalesef ‘devletin tuzaklarından biri olarak’ geçmiştir.

Katılırsınız, katılmazsanız ama dünyanın her yerinde barışa ulaşmış krizlerin ortak noktasının taraflar arasındaki güvenin sağlanması olduğunu bilmeniz gerekir.

Ayrıca çekilmenin başlayacağı günlerde TSK’nın imalı şu açıklamasını da: “Türk Silahlı Kuvvetleri, hukuki mevzuat gereği kendisine verilen vazifesine devam etmektedir.”

**

Selahattin Demirtaş’ın iki yıllık çözüm sürecinin detaylarını tüm açıklığıyla anlattığı Radikal’deki röportajının ardından süreçte kilit rol oynayan iki eski üst düzey hükümet yetkilisini aradım.

“Demirtaş’ı dinledik, sürecin bir parçası olan sizlerle de konuşmak, sizin sözlerinizi de okurlara yansıtmak gazetecilik gereğidir, röportaj yapabilir miyiz” diye sordum.

İkisi de sürecin bu hale gelmesiyle ilgili üzüntülüydü ama konuşmamayı tercih ettiklerini belirtti.

Öyleyse elimizde Yalçın Akdoğan’ın Anadolu Ajansı’na dün yaptığı açıklamalar var:

“(Dolmabahçe mutabakatı ile ilgili) Sayın Cumhurbaşkanımız ile ilgili yalan yanlış ifadelerde bulunuyor. İlk gün olumlu bakıyorlardı, sonra karşı çıkıyor diyorlar. Peki cumhurbaşkanımız neden olumsuz tepki gösterdi? ‘Erdoğan’ı başkan seçtirmeyeceğiz’ aslında bir tahrikti. Peki seçimde rakipleri cumhurbaşkanımız mı? Değil. Siz niçin bir siyasi parti başkanı olmayan birini hedef alarak bir kampanya başlatırsınız? Bu büyük bir tahrikti. Asıl gerilimi başlatan hamle buydu. Sayın Cumhurbaşkanımız, 20 Mart’ta, izleme heyetini doğru bulmadığını söyledi. 17 Mart’ta Demirtaş açıklama yaptı.”

Demek ki sorun çekilme değil, HDP’nin seçim kampanyası imiş. Demek ki miting meydanlarına inen, bir siyasi parti lideri gibi davranan ve Kürtçe Kuran-ı Kerim sallayan da başka bir ülkenin cumhurbaşkanı…

Akdoğan’ın sözleriyle devam…

“Seçimden önce dedim ki, "AK Parti varsa çözüm süreci var". Ama sen Ak Parti'yi devirme projesinde kendini kullandıracaksın, sonra kim yapacak, gel yap. AK Parti’yi de devireceksin, sonra diyeceksin ki "Ak Parti gel yap". Böyle bir kandırmaca olabilir mi?”

Demek ki yasa çıkarmayınca, parlamentoyu işin içine katmayınca, çözüm süreci bir siyasi partinin gönlüne kalıyormuş. Demek ki AKP, çözüm sürecini de belediyelerine ve il örgütlerine devrettiği sosyal yardımlar gibi görüyormuş: Ben yoksam süreç de yok!

En sonunda da şöyle dedi Akdoğan: “Sürekli Öcalan adına yalan söylüyorlar. Öcalan bunları yakalasa sopayla kovalar diye düşünüyorum.”

**

Madem öyle, madem HDP süreci iyi yürütmedi, madem HDP’nin barajı geçmesi süreci kötü etkiledi, madem Öcalan HDP’yi sopayla kovalar…

O zaman yapılacak bellidir. 5 aydır kimseyle görüştürülmeyen ve Akdoğan’ın çeşitli vesilelerle ‘süreci doğru okuduğunu’ söylediği Öcalan yeniden sürece dahil edilsin.

Madem tüm sıkıntı HDP, HDP aradan çekilsin, Öcalan örgütüyle doğrudan görüştürülsün. Elbette devletin bilgisi ve kontrolünde. Bugünün teknolojisi buna pekala izin veriyor.

Eğer devlet tarafında çözme niyeti sahih ise ve sahiden süreci şu iki yılda HDP bozduysa çözmek çok kolay.

Çıkaralım HDP’yi gel-git zemininden. Geri çekilme Öcalan-Devlet-Kandil üçgeninde düzenlensin, sonrasında gerekli yasalar için mesele parlamentoya gelsin.

Haydi hodri meydan.

Her gün ölümler artarken mugalata ile vakit kaybetmek, işte asıl budur vatana ihanet.

Memleket sevgisi eylem gerektirir.