Öğrenciye, taraftara önleyici yaftalama

Hükümete karşı protesto düzenlenecek şeklindeki müthiş istihbarata sırt dayayarak alınan önlemler, kusura bakmayın başlı başına protesto sebebi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, geçen akşam bir TV programında müthiş önemli ve toplanması çok güç bir istihbaratı bizlerle paylaştı: “Önümüzdeki dönemden itibaren bu protestoların farklı amaçlarla ve farklı şekillerde gündeme gelebileceği yönünde istihbaratımız var. En azından eylülden sonra üniversitelerin açılmasını bahane edebilirler, spor gösterilerini bahane edebilirler. Bunlara kesinlikle müsaade edilmez.”

Gezi eylemlerini önce dış mihraka, sonra faiz lobisine, bir ara İsrail’e, yoğunlukla Ergenekon’a, darbeci zihniyete, sonuna doğru hepsine aynı anda bağlayabilen hükümet, maharetini ileriye dönük geliştirdi. İstihbarat aldık filan gibi laflarla henüz stadına ayak basmamış taraftarı, okuluna varmamış öğrenciyi peşinen suçlamaktadır. Önleyici yaftalama denir buna. Evet.

Ama insan hayran da kalıyor bi yerde... Devletimiz ne uğraşmış, ne ince iş yapmıştır bu enigmatik istihbaratı toplamak için diye. Bir tatlı latife herhalde bu?

İstihbarat aldık de, insanların demokratik haklarının üstüne geniş geniş yayıl! Bu yani. Halbuki, sadece toplumsal hareket nedir, nasıl oluşur şeklinde bir sosyal bilimler dersinin girişini dinlemiş olanlar, elbette bu yaz Gezi’de yaşananların bir kalıntısının üniversitelerin açıldığı, maçların başladığı dönemde devam etme ihtimalini görebilir. Bunun için FSB ajanı olmaya hacet mi var? Ortalama zekâ yeter.

Çok basit; insanlar çeşitli vesilelerle bir araya geldiğinde talep veya dertlerini yüksek sesle ifade etmek konusunda daha cesur ve atik olabilirler. Hele de Gezi gibi kısa süre önce yaşanmış bir birlikte duruşun hatırası varken...

* * *

Yalnız bir de şu var: Kaşımak... Bir yandan istihbarat aldık sözleriyle olmamış eylemi marjinalize etme çabası var, bir yandan da hem öğrencinin hem de taraftarın damarına basma.

Gezi gibi bir hadise hiç yaşanmamış dahi olsa, üniversiteye ‘güvenliği sağlamak maksatlı’ polis yerleştirme gibi 12 Eylül apartması bir uygulamayı yürürlüğe sokarsanız, sadece bilim üreten bir merkezin temelini sarsmakla kalmaz, öğrencinin bile bile damarına basarsınız.
Öğrenciyle polisin üniversite kampüsündeki teması zaten gayri tabii bir durumdur ve maraz çıkar. Gayet açık. Hele de Gezi olaylarında polis şiddeti nedeniyle yaralanan ve ölenler bu çocukların akranlarıysa.

Hükümete karşı protestolar düzenlenecek şeklindeki müthiş istihbarata sırt dayayarak alınan önlemler de, kusura bakmayın ama başlı başına protesto sebebi.

Öğrenci cephesi: Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu internet sitesinde 2013-14 öğretim yılında kredi verme kriterlerini açıkladı. Buna göre ‘direniş, boykot, işgal, yazı yazma, resim yapma ve slogan atma’ gibi davranışlarda bulunan öğrencilere kredi verilmeyecek. 2002’den bu yana kurum benzer bir ölçüt koymuştu ama ‘anarşi ve terör olaylarına karışanlar’ kredi alamaz şeklinde yapıyordu duyuruyu. Bu sene özel olarak Yurt-Kur duyurusunu detaylandırma gereği duymuşlar. Olur ha, öğrenciler Gezi’deki eylemlerini, sloganlarını, ‘Çare Drogba’ türünden duvar yazılarını ‘anarşi ve terör olayı’ şeklinde yorumlamaz, gider müracaat ederler. Nelerin cezai müeyyideye tabi olduğunu tane tane yazalım. Demişler.

Taraftar cephesi: Dün İçişleri Bakanı Muammer Güler tribünde artık neyin yasadışı olduğunu açıkladı. “Kötü tezahüratların içine siyasi ve ideolojik anlamadaki kötü tezahüratları da koyuyoruz. Kombine satışlarda da kulüplerimiz bu konuda gerekli taahhütleri imzalamış durumdalar. Bu da elbette ki bizim takibimizdedir. Siyasi ve ideolojik tezahüratların sporun ruhuyla bağdaşmadığı kesindir.”

Bu tehditkâr tonu, siyasi ve ideolojik tezahüratın kötüsünün nasıl iyisinin nasıl olacağı gibi derin bir mevzuu bir kenara bırakarak soruyorum, samimiyetle: Bu yaftalama ve önlem alma işinin akıllıca olduğuna emin misiniz?