Onu anladık da, Türkan Elçi'ye yapılana ne demeli?

Nasıl bir fenalıktır ki bu, artık ölülerinin arkasında güçlükle duran insanlara da etmediklerini bırakmıyorlar.

“Hemen devleti katil ilan ediyorlar”, “Hem her yere hendek kazıyorlar hem de cinayeti üstlenmiyorlar”, “Şerefsizler”, “Katiller”…

“Halbuki” diyorlar, “Tahir Elçi’yi öldüren kurşun hendeklerin kazıldığı taraftan geldi, işte kazdığınız hendeklere düştünüz.”

“Bu cinayet terörle mücadelenin ne kadar gerekli olduğunu bir kez daha gösterdi.”

Yaklaşık 8 gazetede, o gazetelerin ikişerden bilmem kaç yazarında, yani onlarca kağıt parçasında bu ifadeler yer alıyor. Tahir Elçi cinayeti bu şekliyle paketleniyor.

Tamam anladık, ezberledik bu süreçleri.

**

Zaten yani, neyi tartışacağız?

Yahu ortada mermi çekirdeği yokken, ölümcül kurşunun hendeklerin olduğu Sur tarafından mı, yoksa Balıkçılarbaşı tarafından mı geldiğini hemen nasıl anladınız? Ne bu panik?

Diye uğraşacak sağlam sinir kalmadı.

İşin adli kısmıyla ilgili umudu olan da yoktur.

Elçi’yi öldüren mermi çekirdeğinin hiç bir zaman bulunamayacağını…

Yahut, Hrant Dink’in ‘hemen bulunan beyaz bereli katili’ gibi bulunacağını ve meselenin böylelikle küçülüp küçülüp kırıntıya dönüşeceğini tahmin etmek için kafi miktarda ömrü heba etmişiz.

O yüzden anladık.

**

Fakat anlayamadığımız başka bir şey daha var: Nasıl bir kör bir vicdandır ve nasıl bulaşıcıdır ki, kısa sürede tüm ‘çukur sakinlerine’ yayıldı… Nasıl bir fenalıktır ki bu, artık ölülerinin arkasında güçlükle duran insanlara da etmediklerini bırakmıyorlar.

“Çözüm çözüm diyordunuz, ne oldu” diye şehit kardeşinin tabutuna sarılan Yarbay’a yaptınız…

“Kardeşi kardeşe kırdırıyorsunuz” diye haykıran jandarmanın amcasının oğluna yaptınız…

Suruç katliamı'nda, Ankara Katliamı’nda yakınlarını kaybedenlere yaptınız… İsimler taktınız, etiketler yapıştırdınız, ‘ölmeye elverişli’ ilan ettiniz.

**

Ve en son Tahir Elçi’nin eşi Türkan Elçi’ye de bu ayıbın bir türünü layık gördünüz.

Evden basın açıklaması yapmak, ‘bu kadim topraklar savaş istemiyoruz, çatışma istemiyoruz, operasyon istemiyoruz’ demek için çıkan kocasıyla morgda buluşan bir kadını kullanmaya kalktınız.

Hastanenin önünde sadece hançeresini parçalayarak ağlayan bir kadının ağzından demediği bir şeyi demiş gibi yazdınız. Hemen manşetlere çıkardınız, hemen Twitter trendlerine soktunuz.

Evet Türkan Elçi, “Katil PKK” diyebilirdi. “Katil devlet” de diyebilirdi. O acı içerisinde “Katil dünya, dünya katillerle dolu” dese de olurdu.

Ama işte bunların hiç birini dememişti.

Buradaki kilit nokta bu.

Elçi ailesinin yakını HDP milletvekili Meral Danış Beştaş o kargaşa içerisinde “Türkan Elçi’yi morgun önünde ben karşıladım, hep yanındaydım, asla böyle birşey söylemedi” demek zorunda kaldı.

**

Bu arada… Pek tabii ki…

Türkan Elçi’nin ağzına söylemediği lafları sıkıştıran gazeteler ve yazar diye dolaşan tipleri, yani ‘çukur sakinleri’ kendisini Twitter’dan ölümle tehdit eden, -evet evet ‘kocasından sonra sıranın kendisine geldiğini’ söyleyen- polisten, yahut Elçi’nin öldürülmeden önce sırf fikrini söyledi diye nasıl bir cendereye sokulduğundan hiç bahsetmediler.

İşte bu Makyevelizm, işte bu ‘statükoyu korumak adına herşey mübahtır, gerekirse ölülerin yakınları bile malzeme edilir, laflarla birlikte gerçekler de eğilip bükülebilir’ zihniyeti alçaklıklar hiyerarşisinde yüksek mevkiye yerleşir.

Daha düz ifade etmek gerekirse…

Doksan model derin devletin hortladığı yetmiyormuş gibi bir de çevresinde üleşen son model derin bir kötülükle karşı karşıyayız.

Sarsıcı.