Öyle bir sistem ki, anlayamazsınız

Her sabah uyanıyoruz. Biz nereye, nasıl bir ülkeye uyanıyoruz. Tarif edin desem, edersiniz belki. Ama gelin tarif yükünü bugün ben alayım, sizin için adını koyayım.

“Adalet ve Kalkınma Partisi, çok partili düzene geçtiğimizden beri, en uzun iktidarda kalmış parti olmak açısından talihli bir partidir. Halkın oyuna ve iltifatına mazhar olmak açısından şikayete hakkı olmayan bir durumdadır. Buna karşılık iktidar, icraatlarını, propagandasını ustaca yapmakta olsa da, ülkenin temel, öteden beri süregelen sorunlarının geleceğimizi teminat altına alacak şekilde kökten çözüme kavuştuğuna dair, gözle görülür elle tutulur bir ilerleme ne yazık ki, gözlemlenememektedir.

**

Bu sözler bana ait değil. 70’lerde İslami kesimden çıkmış, öz ama nadir konuşmasıyla bilinen müthiş şair Sezai Karakoç’un Diriliş dergisinde çıkan baş makalesinden.

Keşke bu kadarla kalsa. Keşke Ortadoğu politikamız sadece bir dış politika beceriksizliği olsa.

Ama hayır, her birimizin hayatını tehdit eder mahiyette.

Ve yine hayır, AKP öteden beri gelen sorunlarımızda sadece ilerleme kaydememekle kalmadı, geriye de götürdü.

Bu geriye gidişler, eğitimde, bürokraside, kamunun her mertebesinde ‘adamımı koyayım’, ‘hakim olayım’ mantığıyla düzenlenen çarklar bu iktidar değişse bile memleketi yanlış tarafa götürmeye devam edecek. Hasar büyük. Hasar kalıcı.

**

İşte bunun sosyolojide bir adı var. Meydanlarda bağıracak etiket arayanlar üzgünüm, faşizm değil o ad. Tam otoriterlik de değil.

CHP milletvekili Prof. Sencer Ayata, parti içindeki en üretken birim olan Bilim Yönetim ve Kültür platformundaki iki gencin, Zafer Ganioğlu ve Rafet Uçkan’ın da desteğiyle çok iyi bir kitap hazırlamış.

Diyor ki, ‘Bu bir sistem. Bu bir düzen. Biliyorsunuz AKP iktidara geldiğinde entelektüellerin bir kısmı bu partiden bir demokrasi çıkacağını düşünüyordu. Yanıldılar. Geri kalanlar iki türlü eleştiriyordu. Biri, ‘takiyye yapıyorlar’ seviyesindeydi. Diğeri, ‘AKP neoliberal’ deyip geçiyordu. Onlar da yanıldılar. Bunun adı yarı otoriterlik. Ve çok tehlikeli.

Neden derseniz: Çünkü tuzakları bol.

Prof. Ayata’nın kitabından yardım alarak anlatmaya çalışayım.

**

Her gün bir basın organının yahut gazetecinin hedef gösterilmesini…

Farklı fikirler üreten, eleştiren herkesin terörist ya da vatan haini ilan edilmesini…

Gözönünde bulundurarak ‘Bunlar kimseye nefes aldırmıyor’ diyebilir, otoriterleşmeyi siyasetle sınırlı sanabilirsiniz.

Çünkü bu yön çok güçlü, çok aleni ve çok rahatsız edici.

Halbuki ekonomik manada otoriterleşme de son derece hayati ve gözden kaçırmak mümkün.

2006’dan beri üniversite dekanlarının harcamalarının Ankara tarafından denetlenmesinden tutun da başta TOKİ olmak üzere tüm inşaat sektörünün heyhula bir merkeziyetçi kimliğe sahip olmasına kadar varın. Korkarsınız. Herşey ama herşey yönetim güdümlü.

Tabii biz vatandaşlar da. Devlet değil, biz şeffaflaştık. Herşeyimiz, aslında hiç rızamız olmadan, meydanda. Böyle yiğitlik olmaz.

Olsa olsa mahremiyete tecavüz olur. 

Vatandaşın anasını ağlatan polisleri değil de vatandaşı gözetlemek üzere konulduğu artık net biçimde anlaşılan MOBESE’lerden tutun da, sağlık bilgilerimize kadar gelin.

MİT’in ve emniyet istihbaratın fişlemelerinin ötesinde legal görünümlü bir çok hak ihlali mevcut.

Prof. Ayata ‘Histerik bir gözetleme hali bu. Biz bir polis devleti değiliz. Vatandaşları devletin muhbirleri haline getiren, polisliğin toplumsallaştığı bir yapıyız artık’ diye tarif ediyor.

Bu yapıda gençler düşman. Kadın bedeni hedef.

**

Ortada aslında sağlam bir ideoloji de yok. Ne var?

Lider kültü.

Başka?

Sorgulanamaz, eleştirilemez bir kurtarıcı imajı var.

İşin ‘tuzak’ tarafı tüm bunların yasal bir görüntü çerçevesinde işlemesi var.

Sanki iyi şeyler de yapılıyormuş havasının özenle yaratılması var.

‘Halbuki’ diyor Prof. Ayata, ’21. Yüzyıl diktatörlüklerinin en önemli özelliği bir ileri iki geri adım atmasıdır. Demokrasiye kağıt üstünde bir bağlılık vardır. Baskıcı uygulamalar hukuğun altına gizlenir. Bugünkü kamu idaresinin tamamı 500 tane Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlendi. Düşünebiliyor musunuz! Sivil ve popülerliği ağır basan, sadece kaba güce ve şiddete dayanmayan maskeli bir otoriterlikten söz ediyoruz. Yalnız bir not… Bu otoriterlikten önceden yaptığı tüm ittifaklar çatlar, mukadderdir.’

Bunları ve daha fazlasını örneklerle anlatan ‘Rejimin Otoriterleşmesi’ adlı bu kitabın kaba özetini devletimizin devlet gibi davranmadığı bu günlerde sizlerle paylaşmayı uygun buldum.

Baktığımızı tam bir bütün olarak görelim diye.