"Özyönetim bildirgesinin amacı zemini siyasete çekmekti"

Yeniden ortaya atılan özyönetim/özerklik kavramları neye fayda getireceği tasarlanarak yapılmıştır? Bu soruyu HDP milletvekili ve DTK üyesi Prof. Mithat Sancar'a sordum.

Dünkü yazımda DTK’nın ve HDP’nin haftasonu açıkladığı özyönetim bildirgesini eleştirmiştim.

Ezcümle meramım şuydu: Bildirgenin yeni bir fikir içermediğini, bölgesel özyönetimlerin pratik olarak nasıl hayata geçeceğinin yine belirlenmediğini, dolayısıyla bu bildirgenin neye nasıl bir çözüm sağlayacağını anlamdığımı söyledim. Daha da önemlisi bildirgede sıralanan maddelerin içeriğine dair faydalı ve yapıcı bir tartışmanın yapılmasının hiç de mümkün olmadığı çatışmalı, boğucu, ölümlü günler içerisinde olduğumuza dikkat çektim.

Öcalan’ın tüm İmralı görüşmeleri sırasınca bu kavramın, müzakere süreci tamamlanmadan gündeme gelmemesi talebini…

Ulus devlet eleştirileriyle ortaya attığı demokratik konfederalizm önerisini de hatırlatarak…

Soruyorum: Bu bildirge, yeniden ortaya atılan özyönetim/özerklik kavramları neye fayda getireceği tasarlanarak yapılmıştır?

**

Bunu yanıtlaması için HDP milletvekili ve DTK üyesi Prof. Mithat Sancar’ı aradım. Şöyle yanıtladı: “Bu bildirgenin en temel amacı meseleyi çatışma zemininde siyaset zeminine kaydırmaktı. Her maddesi özenle tasarlanmış, Türkiye’nin bütününü hesaba katan bu bildirge üzerinden sorunu tartışalım diyoruz aslında. Hem Kandil’e, hem hendektekilere hem de devlete. Bizim HDP olarak şu andaki en temel sorumluluğumuz Kürt sorununu askeri zeminden alıp yeniden siyasetin tartışma alanına sokmaktır. Bana kalırsa bu bildirgeyi yayınlamakta geç bile kaldık. Senin yazında belirttiğin zamanlama meselesiyle ilgili de birkaç şey söyleyeyim. Daha doğrusu bölgedeki politize olmuş Kürtlerdeki bir hissiyattan söz edeyim. Artık onlar ‘Türkiye’nin Batısına derdimizi nasıl anlatırız’, ‘Türkiye’nin Batısı için hangi zamanlama doğrudur’ hesabını yapmaktan yorgun düşmüşler. Bu sözler onları iyiden iyiye rahatsız ediyor.”

Prof. Sancar’a HDP’nin aslında yeniden müzakere masası kurulması için uğraşması gerektiğini düşündüğümü belirttim.

Şöyle karşılık verdi: “Elbette o masanın yeniden kurulması hepimizin istediği. Zaten bu bildirgenin tartışılmasıyla oraya varmak istiyoruz. Fakat her bakımdan feci biçimde kuşatıldığımızı da belirtmek lazım. Bir yanda operasyonlar, bir yanda hendekler, bir yanda hükümet yanlısı basın… Böyle bir arazide bir siyasi partinin adım atmasının zorluğunu takdirinize bırakıyorum. Çözüm süreci sırasında seninle yaptığımız söyleşiyi hatırlatmak isterim. Orada müzakere masasının ayakta kalmasının ne denli önemli olduğunu anlatmış, aksi halde olabileceklere işaret etmiştim. Maalesef haklı çıktım. O vakitler Kürtler niye AKP ile masaya oturdu diyorlardı. Şimdi ağızlarından hendeği düşürmeyip, niye masa yok diyorlar.”

**

Prof. Sancar ile 27 Ekim 2014’te yaptığımız röportajın önemli bulduğum bir kısmını hatırlatmak isterim:

“(…)

Çatallanma nerede başlıyor?

-‘Bu hükümetle böyle bir anlayışla bir barış süreci yürütülemez derseniz, açıkça Kürt hareketi ne yaptın hayati sorusunu da cevaplamanız gerekir. Kürt hareketi çözüm sürecinden çekilsin diyorsanız çekilmenin ne manaya geldiğini de açık konuşmak lazım. Süreçten çekilmek ne anlama gelir? Masadan kalksın da ne yapsın Kürt hareketi?

Ne gibi seçenekler oluşur Kürt siyasi hareketinin önünde böyle farazi bir durumda?

-İki seçenek oluşur. Bir; süreçten çektilir ve çatışmasızlık hali devam eder, silahlı gücünü yine de devreden çıkarır, demokratik siyasetini yürütür. Bu gerçekçi mi? Bugünkü şartlarda öyle görünmüyor. Kürt siyasi hareketinin gündeminde de öyle bir seçenek en azından şu an için yok, bildiğim kadarıyla. Öte yandan… İkinci ve gerçekçi seçeneğin ne olduğunu da hepimiz biliyoruz. Bu yeniden silahlı mücadeleye dönülmesidir. Bana göre masadan kalkılırsa olacak olan budur.

Sivil direniş diye bir ihtimali hiç göz önünde bulundurmadınız…

-Az önce bu ihtimalden de söz ettim. Ben esasen bu ihtimali tercih ederim. Lakin PKK silahlı mücadeleden tamamen vazgeçmediği ve tek taraflı silah bırakmadığı takdirde, sivil direniş de hep silahların gölgesinde kalacaktır. Herhangi bir şeyin ters gitmesi durumunda bu silahlı gücün devreye gireceği gibi bir düşünce ve hatta güven duygusu, bir yerlerde bekliyor olacaktır. Dolayısıyla bu şartlarda masadan kalkıp sivil direniş yöntemi seçilsin denildiğinde de, yollar yine maalesef sözünü ettiğim ikinci seçeneğe çıkacaktır.”

Yeniden hatırlatayım bu sözlerin konuşulduğu tarih Ekim 2014.

**

Yollar ‘o seçeneğe’ çıktı mı? Maalesef çıktı.

İşte o nedenle ben de ta başından itibaren, tüm kör topal haline rağmen çözüm sürecini destekledim.

Ve yine o nedenle o sürece yeniden dönmenin yollarının aranması gerektiğine inanıyorum.

Bu gidiş iyi bir gidiş değil.