PKK stratejisiyle çelişiyor, HDP'yi 'kapatıyor'

Bizim sağduyulu vatandaşlar olarak devletten barış talebimiz, sorunun bir masa başında çözülmesi için baskı yapma sorumluluğumuz bakidir. Lakin...

Tane tane anlatmaya karar verdim. En basit haliyle.

Ben, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ve bu sıfatla ülkemin insanlarının ölmesini istemiyorum.

Ülkemin insanları ölüyor.

Yaz başından beri.

5 Haziran’da HDP mitingine koyulan bombayla 4 kişi, 21 Temmuz’da Suruç’taki bombayla 33 kişi öldü.

22 Temmuz’dan beri 60’a yakın asker ve polis şehit oldu.

400’den fazla PKK örgütüne mensup kişi hayatını kaybetti.

Diyor musunuz ki bu bilançoya niye PKK mensuplarını katıyorsun, onlar teröristtir?!

Peki, teröristtir. PKK bir terör örgütüdür ve onlar da bu örgütün parçasıdır.

Lakin şunu unutmayın, sizlerin vatandaşı olduğunuz bu ülke o terör örgütüyle görüştü, masaya oturdu.

Ve o vakitlerde devlet kimse ölmüyordu. Öyle değil mi?

Aslında bu kör sözlere belki de Kadir İnanır cevap verebilir en iyi. Kendisiyle 11 Şubat 2013’te yaptığım röportajda şöyle demişti: ‘PKK nedir? Bir Kürt partisidir. PKK kimlerden oluşur? Kürtlerden. O Kürtler neden bizim kardeşimiz değil? Ne zamandan beri kardeşimiz değil? Niye o dağa çıkmışlar? Bu sınıflandırmalar da siyasi. Ben siyasetçi değil sanatçıyım. Daha da önemlisiyim, sadece insanım.’

Hayata böyle bakabildiğimizde son dönemde yaşadıklarımız daha da acıtacaktır, evet.

Ama ancak o acıyla, o acıyı hissederek sağlam bir barış talebinde bulunabiliriz.

Şu anda onu yapmıyoruz.

**

Ben, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ve bu sıfatla barış talebimi, ‘insanlar ölmesin’ çığlığımı en başta ve temel olarak Türkiye Cumhuriyeti devletine yaparım. Öyle yapmalıyım.

Her gün binlerce defa ‘PKK terör örgütüdür’ diyelim. PKK’yi binlerce defa kınayalım. PKK’ye silah bırak çağrısı yapalım.

Evet yapalım ve böylece kahir ekseriyet içinde ‘normal’ birer insan gibi yaşayalım. ‘Normal’ birer insan gibi ölümleri izleyelim.

Sonuçsuzdur ve sorunludur bu yaklaşım.

Zira temel taleplerimizi ‘terör örgütü’ sıfatıyla andığımız ve yasal hiç bir yanı olmayan bir örgüte iletmiş oluruz.

Biz bu ülkenin vatandaşları olarak, insan olmaktan gelen haklarımızı delege ettiğimiz devletten isteyeceğiz ne isteyeceksek.

Bize karşı hiç bir sorumluluğu olmayan, yönetildiğimiz yasaların müeyyidesini kabul etmeyen bir örgütten ‘barış’ istemek sonuçsuzdur ve sorunludur.

Örgütü silah bırakma noktasına getirecek, ölüm değil yaşam konuşturacak devlettir. 40 yıllık savaş da bunun ancak bir masa etrafında mümkün olabileceğini göstermiştir.

Bizler, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak devletten o masasının yeniden kurmasını istemeliyiz.

**

Öte yandan fayda evreninde herşey anlamakla başlar. Dolayısıyla vatandaş-devlet-PKK diyalogunun matematiği az önce bahsettiğim şekliyle ilerlemeli idiyse de, PKK’nin eylemlerinin nelere mal olduğunu da tespit etmeliyiz.

Tarihte ilk kez seçim barajını aşıp dinamikleri değiştiren HDP, atıl vaziyette bırakıldı.

Evet, devlet onu kriminalize etmek için büyük gayret sarfediyor, tehdit ediyor, köşeye sıkıştırıyor fakat hiç bir eylemi PKK’nin yaptıkları kadar etkili olamıyor.

Yani adını koyalım:

PKK, bu eylemleriyle, şu an için sivil siyasetin temsilcisi HDP’yi kapatmış oluyor.

HDP’yi köşeye sıkıştıran, nefesini kesen, haklıyken haksız konuma iten PKK’dir.

PKK bu manada sadece sandığın ve halkın ne dediğini anlamamış olmuyor aslında. Son iki yıldır izlediği ‘Ortadoğu’da güçlü bir siyasi aktör olma’ stratejisini de çöpe atıyor.

HPG lideri Murat Karayılan 2010 yılında Ertuğrul Mavioğlu’na verdiği ve Radikal’de yayınlanan röportajında şöyle demişti: ‘Bizden kaynaklı hatalar oldu. Yeri gelse, zamanı gelse kendimizden kaynaklı bu hatalar için özür de dileriz, telafi etme yoluna da gideriz. Ama unutmamak gerekir ki, bize ait olmayan eylemleri de devlet bizim üzerimize yıkmaya çalıştı. Buna rağmen biz, bizden kaynaklı eylemlerde hiçbir sivilin zarar görmemesi için tüm güçlerimizi, eğitimden geçirmede, anlayış kazandırmada daha emin ve güvenli biçimde konuşabilirim. Asla olmayacak. Benim topluma yönelik mesajlarım da bu yöndedir.’

PKK şu anda savaşı şehirlere, sivillerin yaşadığı yerlere çekerek bu sözünü nasıl tutmayı düşünüyor? Tutamaz ve artık altından kalkamayacağı bir kayanın başına oturur.

**

Çözüm süreci başladığında, Öcalan’ın ‘Silahlı mücadelenin sonuna gelindi’ sözünü içeren ilk Newroz mektubu okunmadan önceki gece Ahmet Türk’le bir sofra başında buluşmuştum. O gece şöyle demişti: ‘Kürt siyasi hareketinin üstüne yapışan terörist damgasını artık kaldırıyoruz. Bundan sonra sivil itaatsizlik başta olmak üzere haklarımız için çok etkili siyaset yöntemlerine başvuracağız.’

Türk’ün sözünü ettiği o damga, bir devlet etiketi olarak çokça aşınmış ve bu aşınma sandıkta karşılığını bulmuştu.

Oysa şimdi gözlerimizin önünde cereyan eden olaylar hepimizi 10 yıl, 15 yıl geriye döndürüyor. Şehirlerdeki YDG-H üyelerinin, gencecik çocukların ellerindeki silahlara bakıp sivil itaatsizlik eylemi yaptıklarını söyleyebilir miyiz? Hayır.

**

Bizim sağduyulu vatandaşlar olarak devletten barış talebimiz, sorunun bir masa başında çözülmesi için baskı yapma sorumluluğumuz bakidir.

Lakin PKK, KCK, Kongra-GEL, DTK ve hatta PYD bugün varılan savaş alanını iyi analiz etmeli ve sivil siyasetin düşürüldüğü kör kuyunun hareketin tüm bileşenlerini içine çekebileceğini görmelidir.