Pozantı-Osmaniye hattında bir Kürt genci

Cezaevindeki birçok siyasi tutuklu gencin başına gelenlerden parçalar içeren bir kilim gibi Özgür'ün hikâyesi.

Keşke Pavlov’un köpeği gibi havlasaydık da şartlanmamız zil çalınca çok acıkmak kadar basit ve ilkel olsaydı.
Fakat artık bazı yer adları var. Pavlov’un çıngırdattığı zil gibi, adların kulağınıza çalınması midenizin bulanmasına, utanç ve öfke çukuruna düşmenize yetiyor.
Mesela Uludere kelimesini duyduğunuzda acıyorsunuz, kavruluyorsunuz, hiddetleniyorsunuz.
Ya da Pozantı... Taş atan çocukların tecavüze uğradığı o meşum cezaevi. Duyduğunuzda otomatikman yüzünüz kızarıyor.
Hemen sonrasında Osmaniye... Tutukluların girişte makatlarına kadar arandığı, Robocop adı verilen ekipler tarafından koğuşlarda çırılçıplak soyularak dövüldüğü milletvekillerinin ziyareti sırasında ortaya çıkmıştı.
Utanç, bulantı ve gözyaşı. 

***

Özgür Eksik, gençliğini soyadıyla müsemma yaşamakta olan 19 yaşında bir Kürt’tür. Pozantı ve Osmaniye hattını bir de ondan dinlemeye borcumuz var: “1 Eylül 2009’da barış mitingine katıldığım için gözaltına alındım. Yüzleri kapalı halay çeken kişilerin bulunduğu fotoğraftan birisini gösterip ‘Bu sen misin’ dediler. Değildim. Mersin E Tipi Cezaevi’nde yetişkin tutukluların yanına kondum. Durdu diye tanınan başgardiyandan herkesin gözü önünde hoş geldin dayağı yedim. 8. günün sonunda Pozantı’ya gönderildim. Girişte gardiyanlar tarafından soyulup plastik boruyla dövüldüm. Cezaevi ikinci müdürü odasına çağırıp elini öptürmek istedi. Öpmeyince beni adli tutukluların bulunduğu koğuşa verdi. Koğuşun bütün angarya işleri bana yaptırılıyordu. Dayak, taciz, ne ararsanız. Geceleri korkudan uyuyamıyordum. Siyasi tutuklularla kalmak istiyorum deyince beni ‘Yıkım Odası’na götürüp çırılçıplak soydular, tazyikli su ve borularla dövdüler. Koğuşa döndüğümde 2 gün yataktan çıkamamıştım. Pozantı’yı kâğıda dökmeye benim kalemim yetmiyor.” 

***

Özgür, ertesi gün havalandırmaya çıkıp yatak ve yorganını yakınca iki gün sonra Silifke’ye transfer olmuş, 6 ay sonra da tahliye. Fakat bitmiyor. 14 Şubat 2011’de evine yapılan bir baskınla gözaltına alınmış, 17 Şubat 2011’de bırakılmış. Yine bitmiyor. 10 gün sonra 27 Şubat’ta yeniden gözaltına alınıp tutuklanmış. Sebep: “15 Şubat 2011’de bir internet kafe önünde çekilen fotoğraftaki genç sensin dediler. Değilim, ben o tarihte gözaltındaydım dedim, olmadı. Tutuklanıp Osmaniye Cezaevi’ne gönderildim. Orada ‘A Takımı’ denilen gardiyanların neler yaptığını anlatmayacağım. 26 Mayıs 2011’de tahliye oldum, 4 Eylül 2011’de uyuşturucu kullandığı bilinen bir kişinin ifadesine dayanarak beni yeniden tutukladılar. O gün bugündür İskenderun Cezaevi’ndeyim. Bunlar kurgu değildir, azı anlatıldı, çoğu değil. Üzerime atılan suçun aksini kanıtlamak için MOBESE kayıtlarını, telefon sinyallerini, parmakizlerini, ne lazımsa istettik. 9 aydır bekliyorum, bekliyorum, gelmiyor. 1 Ekim’de 20 yaşıma basacağım. Devletimin bizleri ne kadar çok sevdiğini artık çok daha iyi anlıyorum.” 

***

Cezaevindeki birçok siyasi tutuklu gencin başına gelenlerden parçalar içeren bir kilim gibi Özgür’ün hikâyesi. İnanamıyorsunuz, içiniz acıyor, usanıyorsunuz, bozuluyorsunuz, kopuyorsunuz. İşte Uludere, Pozantı, Osmaniye... İçimize attığımız bu kelimeler, an geliyor geri tepiyor, açık ettiğimiz rutin hayatımızdan daha ağır çekiyor. Zaten çekmiyorsa, Pavlov çalsın, biz salyalarımızı akıtarak oynayalım.

NOT: Sincan Cezaevi’ni unutursak gardiyanların hatırı kalır. Tecavüze uğrayan Pozantılı çocukların götürüldüğü bu cezaevinde de ‘yumuşak oda’ tabir edilen bir yerde işkence gördüklerini 10 gün önce öğrendik. Neydi laf? İşkenceye sıfır tolerans, komşularla sıfır sorun. Rererö!