Rejinin sesi

Biz gazeteciler mesleğin ilk gününden itibaren bir yerlerden 'rejinin sesini' duyarız.

Adobe Flash Player YükleAdobe Flash Player Yükle

 

Eğer 1 dakikalık video kaydını çok dikkatli dinlerseniz, 36’ncı, 47’nci ve 56’ncı saniyelerde rejinin sesini duyabilirsiniz.
Önce rejinin sesini, sonra da bu sesle panik olan spikerin sesini:
“Evet, Ahmet Bey...”
“Evet, Sayın Ercan...”
“Evet, Sayın Ercan çok teşekkür ederiz verdiğiniz bilgiler için.”
Ve yayın sona erer.
***
TRT Haber’deki yayın sona ermeden önce jeofizik mühendisi Prof. Ahmet Ercan deprem vergileriyle ilgili konuşmaktaydı: “99 depreminden sonra Sayın Ecevit tarafından geçici olarak konulan deprem vergisi Sayın Erdoğan döneminde sabitlenmişti. 2006-2007’de çıkan Deprem Yönetmeliği uyarınca halkın cebinden 5 kuruş çıkmadan depreme uygun olmayan yapıların yeniden yapılması gerekir; özellikle yoksulların evlerinin. Şu anda kasada deprem vergisi olarak toplanmış 50 milyon dolar civarında para olması lazım.”
***
Doğru rakam 28 milyar 413 lira (eski parayla katrilyonlardan bahsediyoruz). Prof. Ercan diyor ya, halkın cebinden 5 kuruş çıkmadan çürük binaların yenilenmesi lazım diye... Halkın cebinden sırf bu yüzden 11 yıldır çok kuruşlar çıkmış zaten.
Çıkmış da ne olmuş?
Kriz anında, felaket mahallinde susalım, ortalık sakinleşsin, enkaz altına suni teneffüs yapılsın... Evet duralım ama rasyonel bir akıl durmuyor.
***
Çok kısa ve düz bir mantık (ki burada mantığın düz olması son derece iyi) ile soruyorsunuz:
Niye bu kadar insan öldü? Niye bu kadar insan enkaz altında?
Cevap veriyorsunuz: Çünkü binalar çürüktü. Çünkü deprem bölgesinde depreme dayanıklı olarak inşa edilmemişti.
E, o zaman hemen bir daha soruyorsunuz: Niye yapılmadı? Sırf bunun için ciddi bir maddi kaynak da ayrılmıştı, her vatandaş buna katkıda bulunmuştu.
Evet, belki tam zamanı değil ama ister istemez soruya devam ediyorsunuz:
E, n’oldu yarabbim o paralar?
***
Fakat işte tam o anda rejinin sesini duydunuz, yarışma bitti.
Böyle soruları soramazsınız.
Ne şimdi, ne de sonra.
Çünkü diyecekler ki... Olan oldu artık, uzatmayalım. Biz büyük bir devletiz, Ortadoğu’da esip gürlüyoruz, Somali’yi kalkındırdık, kalkındıracağız. Tek başımıza bir doğal afetin mi altından kalkamayacağız?
Kalkarız da, Van Valisi ve Belediye Başkanı ilk kez dün gece Mehmet Ali Birand’ın programında bir araya geldi. Kimsenin birbirinden haberi yok.
Evet, altından kalkarız da çadır yok memlekette kışa uygun.
Niye çadır yok?
Ah ya, yine soru sorduk... Hop, yine rejinin sesi!
***
İki hafta önce Mısırlı gazeteci Shahira Amin’le bir Avrupa şehrinde buluşmuştuk. Shahira, Mısır’ın Nil TV kanalında anchor’dı. Tahrir Meydanı dolmaya başladığında, rejiden eline bir kâğıt tutuşturdular. Mısır İçişleri Bakanlığı tarafından onaylanmış, Tahrir Meydanı’nda biriken direnişçileri terörist olarak adlandıran bir metindi. “Okumam ben bunu yayında” dedi, ceketi çıkarıp soluğu Tahrir’de aldı.
“O gün, bugün nasıl geçiyor hayatın” dedim Shahira’ya.
“Gençleştim herhalde. Sadece doğru şeyi yaptığım ve bunu Tahrir’deki gençlere borçlu olduğum için değil. Sorgulama özgürlüğümü yeniden kazandığım için. Biz gazeteciler mesleğin ilk gününden itibaren bir yerlerden ‘rejinin sesini’ duyarız. Yavaş ölüm o sesi normal karşılaşmakla, sahibinin sesi olarak özümsemekle başlıyor” diye anlattı.
***
Devletin verdiği bilgileri, uyguladığı yöntemleri sorgulamak sadece gazetecilerin değil, tüm vatandaşların hakkıdır. Sese kapılıp feragat etmeyelim.