Sen bizim kim olduğumuzu biliyor musun?

Aşığız biz. Bu ülkeye, bu topraklara. Bunu hiç unutma. Hep hatırla. Tek tek hiç biriyiz. Birlikte hepsiyiz.

Ne yorulduk. Ne tükendik.

Parçalandık. Öldük.

Birer birer. Ve hep beraber.

**

Ordumuzun uçakları tepemize bomba yağdırdı. Katırlarımızla parçalandık. Kanımız yerde.

Kalbimizden sadece çözüm ve Anadolu sevgisi geçerdi. Gazeteciydik. Ermeniydik. Beynimizden tek kurşunla vurulduk. Kanımız yerde.

“Şu parka da canınızın istediği betonu dikmeyin. Haysiyetimizle oynamayın” dedik. Gençtik. Bizi koruması gereken polisimizle karşı karşıya getirildik. Öldük. Kanımız yerde.

Biz işçiyiz. İnşaatlarda işçi. Madenlerde işçi. Sizlerin hayat diye yaşadığı şey için, evlatlarımız iki satır okusun, karınlarımız bir lokma doysun diye biz düştük öldük. Enkaz altında boğulduk öldük.

Genceciktik. Zorunlu olarak askerdik. Yahut polistik. Hayallerimiz vardı. Başka bir hayatta, başka bir dünyada, başka bir sistemde kardeş gibi yaşayacağımız başka gençlerle karşı karşıya geldik. Pusuya düştük. Cinayete kurban gittik. Mayına bastık. Öldük. Öldük. Öldük. Kanımız yerde.

Evet gençtik. İdeallerimiz vardı. Savaşın yerle bir ettiği sokakları, hayatları belki düze çıkarırız diye evlerimizden okullarımızdan kalktık. Bir kültür merkezinde toplandık. İdeallerimiz ve oyuncaklarımızla patladık. Kanımız yerde.

Biz sadece barış dedik. Yanyana durabiliriz dedik. Biz birlikte mutluyuz, biz birlikte yapabiliriz dedik. Üstünde ‘başka bir dünya mümkün’ yazan pankartlarımızla, Cumhuriyet’in başkentinde havaya uçtuk. Kanımız yerde.

**

Biz öldük yahu. Parçalandık, parçalandık öldük.

Neden?

**

Ölümlerin sorumlusu PKK imiş. Doğrudur.

Ama sen devletsin. PKK ile savaşmak yerine PKK ile konuşmayı becerebiliyorsan becermeliydin.

Biz ölmemeliydik. Biz askerler. Biz polisler. Biz siviller.

Ölümlerin sorumlusu kazaymış. Kazara parçalanmışız. Kazara atılmış uçaktan bombalar. Kazara çökmüş o maden. Kazara çakılmış o asansör.

Ama sen devletsin, kazara ölebilirim diye bir sözleşmem yok seninle. Kazayı engelleyeceksin. Kazayı yargılayacaksın.

Ölümlerin sorumlusu IŞİD’miş. Gelmiş geçmiş en barbar terör örgütü. Her ülkede böyle terör saldırıları olurmuş. Burası Ortadoğu’ymuş.

Hayır burası Türkiye Cumhuriyeti. Bunu hiç unutma. Hep hatırla.

Bu ülkeyi korumaktır senin görevin. Tüm adımları iki yıl öncesinden belli Suriye’ye ‘cihat eğitimine’ giden gençleri takip etmek ve saldırıları önlemektir senin görevin.

Ölümlerin sorumlusu ‘paralel yapıymış’, cemaatin polisleriymiş Şırnak’ta o cesedi sürükleyen de.

Ama sen devletsin, o polislere, o ‘paralel yapıya’ ‘ne istedilerse veren’ sensin. O yapının palazlanmasına yol açan sensin, güç sarhoşluğuna sebep olan davaların ‘savcısı’ sensin.

Eğer o cesedi sürükleyebiliyorsa birileri, ‘özellikle yapıyorsa bunu’, onca operasyona rağmen onları temizleyemeyen de, bu iklimi yaratan da sensin.

**

Peki biz kimiz?

En önemli soru bu.

Senin cevabını artık bilmediğin bir soru bu, ey devlet.

Ölen, yaralanan, işsiz kalan, susturulan, yalnızlaşan, usanan, hapse atılan, acı çeken, boğulan, yoksullaşan, ağaçsız, deresiz kalanlarız biz.

Askeriz. Polisiz. Dindarız. Ateistiz. Sünniyiz. Aleviyiz. Anneyiz. Babayız. Sevgiliyiz. Eşcinseliz. Türküz. Kürdüz. Ermeniyiz. Yahudiyiz. Rumuz. Süryaniyiz. Doktoruz. Gazeteciyiz. Hakimiz. Savcıyız. İşçiyiz. Bilim insanıyız.

Aşığız biz. Bu ülkeye, bu topraklara. Bunu hiç unutma. Hep hatırla.

Tek tek hiç biriyiz. Birlikte hepsiyiz.

Biz bugün…

Acılıyız. Yitiğiz.

Bizi birbirine düşüren, aynı sevinci de aynı hüznü de paylaşmamızı engelleyen, kim olduğumuzu unutturan ve unutan sensin.

Hatırlatacağız.