Sergisi var, haberi yok

'Ünlü ressam Mustafa Ata, şans eseri vitrinde adını gördüğünde serginin 10'uncu günüydü.'

**Ünlü çağdaş sanatçılarımızdan Mustafa Ata, Teşvikiye’nin Arnavut kaldırımlı meşhur yokuşu Hüsrevgerede’den aşağı inerken gözü bir vitrine takılır.

**Takılması doğal. Çünkü vitrinde kocaman harflerle ismi yazmaktadır. Allah Allah ne oluyor?! Meğer o vitrin, Troy adlı galeriye aitmiş. Ve Mustafa Ata orada sergi açmış. Kişisel sergi! Fakat haberi yok.

**Olay şöyle gelişiyor: Piyasaya yeni girmiş bir tacir kapanmak üzere olan bir galerinin elindeki tüm Mustafa Ata tablolarını satın alıyor. Bu portfoyü etraftan topladığı başka birkaç Ata tablosuyla birleştiriyor. Sonra Troy sanat galerisini 1 aylığına kiralıyor. Oluyor mu size mantıksız, temasız bir kişisel sergi.

**Bu süreçte sanatçıyı arayıp iznini almak bir yana, haber bile vermiyorlar. Ata, şans eseri vitrinde adını gördüğünde serginin 10’uncu günüydü. Öyle başına buyruk, pervasız bir girişim.

**Öncelikle şunu açıklamak lazım: Mustafa Ata gibi A ligindeki sanatçıların sergisini her galeri açmak ister. O yüzden de bu sanatçılar neredeyse her ay onlarca galeriden teklif alır, çoğunlukla da hiç birini kabul etmez.

**Çünkü artık nerede sergi açtığın bir prestij meselesidir. Örneğin, Ata ne idüğü belirsiz bir galeride tablolarının sergilenmesini, yırtık bir kağıda karalanmış fiyat listesiyle o tabloların satılmasını katiyen istemez. Bir noktadan sonra satıştan çok ismin itibarını korumak önemlidir.

**Ata’dan habersiz kişisel sergisini açmak ne demek? Bir, saygısızlık. İki, etik değil. Sanatçı zamanında bu tabloları birilerine satmış olabilir ama bu onları toplayıp bir kişisel sergi açılabileceğini göstermez. Çünkü satılan tablodur ve fakat telif hakkı, o tabloların kamusal alanda nasıl gösterileceğiyle ilgili tasarruf hala sanatçıya aittir.

**Mustafa Ata’nın başına gelen münferit bir olay değil. Son dönemde piyasayı böyle “sanatçı-tanımaz-tacirler” sarmış vaziyette. Varisleri, son iki yılda nerelerde Ferruh Başağa’nın kişisel sergisinin açıldığından haberdar mı mesela…

Mesleğin haysiyeti ve sahipsizlik
**Meral Okay, Radikal’de yayınlanan röportajında Muhteşem Yüzyıl tartışmaları sırasında en çok kırıldığı şeyin meslektaşlarının onu yalnız bırakması olduğunu söylemişti: “Ben loncanın, mesleğin onuruna inanırım, o yüzden bu süreçte beni en çok yaralayan meslektaşlarımın sessizliğiydi. Bu işler Taksim’de megafonla yürümekle olmuyor. Başbakan’a verilen yetkilerle gün gelecek sürelerini kısaltmak istediğiniz dizilerin hiçbirini yapamayacaksınız.”

**Şimdi bir düşünün… Ucube olarak tanımlanan heykeli hakkında yıkım fermanı çıkan sanatçı Mehmet Aksoy’u(solda)… Bu süreçte stresten yirmi yıl önce bıraktığı sigaraya tekrar başlamış… Onu kim savundu, kim yanında oldu? Uluslar arası Plastik Sanatçılar Derneği Bedri Baykam bir açıklama yaptı, Başbakan’ı protesto etti. Yanında hangi ressam ve sanatçılar vardı o sırada:

**Oyuncular Rutkay Aziz, Tarık Akan, Berhan Şimşek ve şair Ataol Behramoğlu. Bedri Baykam ve Behramoğlu Cumhuriyet yazarı, Berhan Şimşek CHP’li… Demek ki bir sanatçının eserine iktidar tarafından böyle bir müdahale yapılamayacağını söyleyecek bağımsız ressam ve heykeltıraşlar kalmadı memlekette.

**Belirli bir partiyi ya da siyasi görüşü temsil edenlere mi kalmıştı Aksoy’u savunmak? Hani Mehmet Güleryüz, hani Komet, nerede Burhan Doğançay…

**Meral Okay buna mesleğin haysiyeti diyor, ben ilke. İlkesel olarak Mehmet Aksoy ve Meral Okay için gövde gösterisi yapmalıydı sanatçılar, yazarlar. Bu yalnızlık, bu sahipsizlik, bu sessizlik gücü elinde bulunduran kişilere ne diyor biliyor musunuz…“Biz bu müdahaleleri, bu nezaketsizliği, bu baskıyı hak ediyoruz…”

Ezgi'den özür: Bugünkü ikinci yazımda süper bir hataya imza atmışım. Aklımdan Devrim Erbil geçmişti, Erol Akyavaş yazmışım. Lapsus diyelim. Şapşallık diyelim. Özürlerden bin demet.