Ses kaydı olaylarını 8 gün içinde çözecek adam

Sabri Uzun: İstenirse bu yapı çok rahat çözülür. Biz neyin ne olduğunu çok iyi biliyoruz.

Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, Hanefi Avcı ile birlikte mevzuya en hâkim kişilerden biri. Mevzu şu: Emniyet içindeki cemaat yapılanması. Hatta bu hâkimiyetleri nedeniyle Hanefi Avcı hapis yatmaktadır, Sabri Uzun da çeşitli uyduruk Word dokümanlarıyla OdaTV davasına eklenmekten son anda sıyırmıştır. Uzun, eski bir istihbaratçı olarak 'cemaat’in yanı sıra dinleme, böcek vs. konularını da pek iyi biliyor. Zaten o nedenle birkaç ay önce Meclis'te kurulan (halk arasındaki adıyla) böcek araştırma komisyonuna çağrılmış, bilgisine başvurulmuştu.

Komisyonun raporuna göre şunları anlatmıştı Uzun:
- "Türkiye’de yapılan yasadışı dinlemelerin büyük bir kısmı devlet görevlileri tarafından yapılır. Devlet görevlisi olmayanlar tarafından da dinleme yapılabilir ama bunların failleri hemen yakalanır."

- 1999’da "Ankara Emniyeti'nde 983 kişinin telefonu dinlendi” şeklinde bir gazetede bir haber çıkmıştı. O kamu kurumlarının telefonunun dinlenmemiş, uzaktan müdahaleyle Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün LMS (lean monitoring system) bilgisayarına sırf, Ankara Emniyeti’ndeki insanlar bu işte mağdur olsun diye, uzaktan müdahaleyle yükleme yapılmıştı.

- A15 ve A25 denilen mobil dinleme aletleri geliştirildi. Bu araçlar istenilen yere konularak, istenilen numara da cihaza yazılarak, o cihazın kendisini baz istasyonuna telefon gibi tanıtması yoluyla dinlenebiliyor.

* * *

Meclis komisyonunun raporuna göre Sabri Uzun’un söyledikleri bu kadardı. Ama rapora göre! Maalesef Uzun’un sözünü ettiği iki önemli husus raporda yer alacak kadar kıymetli bulunmamıştı! Bu sözlerin ne olduğunu, Uzun’la telefonda görüştüğümde öğrendim. Şöyle iki cümle:
 
"1) Başbakan’ın ofisine böcek koymak ancak karaktersiz bir kamu görevlisinin işidir. 2) Bana görev verirseniz 8 gün içinde dinleme işlerini yapan emniyet içindeki yapıyı hallederim."

Uzun’a, emniyete işlemiş bu yapının tüm agresif girişimlere rağmen hükümet tarafından dahi ayıklanamadığını, 8 günde neyin nasıl yapılabileceğini sordum. "Devlet çağırırsa anlatırım, ben gazetelere röportaj vererek bazı detaylara girmek istemiyorum, devlet ahlakına uymaz. Ama size sadece şu kadarını söyleyeyim. İstenirse bu yapı çok rahat çözülür. Biz neyin ne olduğunu çok iyi biliyoruz." 

Buradaki anahtar kelime ‘istemek’ sanıyorum.
"Paralel yapıyla kan, ter ve gözyaşı içinde mücadele ediyoruz, mağduruz" diyen hükümetin neden Sabri Uzun, Hanefi Avcı ve Emin Arslan gibi meseleyi başından beri izlemiş olan eski polis şeflerine başvurmadığını yahut Uzun’un ‘8 gün’ ifadesinin komisyon raporundan niye çıkarıldığını anlamış değilim.

* * *

Belli ki hükümet bu meseleyi ‘kendi yöntemleriyle’ halletmek istiyor. Nedir o yöntemler… Yapıyı vatandaşın ve demokrasinin lehine değil de işine geldiği gibi çözmek: Yapıyı değiştirmek değil, o yapının içindeki adamları değiştirip kendi adamlarını koymak. Bunu daha önce TSK’da yaptı ve bazı genç dimağları ‘vesayet kalktı’ diye kandırdı. Şimdi de "Emniyet ve yargıyı ‘ulusal güvenliği tehdit eden paralel yapı’dan arındırıyorum" diyor. Bu biraz da paralelden arındırıp ‘canımın istediği emniyet’ini, ‘paşa gönlümün yargısı’nı oluşturma gayreti. Aksi halde, ‘Alo babacım’ kadar aciz kalmış bir durumda, meseleyi bilen eski bürokratlardan yardım alması gerekirdi. Benim mantığım bunu söylüyor.