"Shame on you Europe" desem anlar mısın?

Peki kendilerini Türkiye ile karşılaştıran Avrupa'da durum ne? Bu 4 milyon insanın ne kadarına barınak olmuş Avrupa? Ne kadar maddi yardım yapmış?

Evet, Türkiye çok yanlış bir dış politika izledi.

Evet, Türkiye Suriye’de bir ‘temsili savaş’ yürüttü, uluslararası hukuka aykırı eylemlere girişti.

Evet, Türkiye, yöneticilerinin hayal dünyasına dalıp kendisini bir bataklığın içine çekti.

Ve bedelini ödüyor. Delik deşik olmuş sınırı hattıyla ödüyor. IŞİD denen barbarlarının ülke içinde fink atmasıyla, tehditleriyle ödüyor.

Tüm bunları biliyoruz ama şunu da belirtmeliyiz:

Türkiye şu anda dünyadaki en liberal mülteci yasasına sahip ve savaştan kaçan Suriyelilere kapılarını sonuna kadar açtı.

Elinden ve cebinden gelen katiyen yetmiyor ve Suriyeli mültecilerin büyük bölümü bir sefalet yaşıyor.

Ama şunu da belirtmeliyiz: Bu konuda elinden geleni yapıyor.

Peki Avrupa sen? Yunanistan’a geçmeye çalışırken bedeni kıyıya vuran o oğlan çocuğuna bakıp acıklı bir film izlediğini mi sanıyorsun?

Uzaktan izleyerek, “Bu Ortadoğu’nun savaşı, bana ne” diyerek bu dünya yükünden ari kalabileceğini mi sanıyorsun?

**

Geçtiğimiz hafta France 24 kanalında bir haber programı…

Almanya, İngiltere ve Fransa’dan uluslararası ilişkiler uzmanı analizciler dizilmiş, Suriye ve mülteciler konusunu tartışıyorlar.

Endişeliler… Ülkelerimize mülteci akımı var, bununla nasıl yaşayacağız minvalinde konuşuyorlar.

Moderatör araya giriyor: “Elbette bizdeki durum, Lübnan ve Türkiye kadar vahim olmasa da Suriyeli mültecilerin barınmasıyla ilgili bir kılavuzumuz olmalı.”

“Lübnan ve Türkiye kadar vahim olmasa da…” mı?

Bu bir aymazlık ifadesidir. Suriyeli mülteciler konusunda, Türkiye ve Lübnan’la Avrupa’nın bu biçimde karşılaştırılması aymazlıktır.

UNHCR’ın son rakamlarına bakın:

4 milyon 88 bin Suriyeli yerinden oldu.

Yüzde 10’u 0-4 yaşında, yüzde 10’u 5-11 yaşında. Yani 800 bin bebe yersiz, yurtsuz, bilmedikleri ülkelerin bilmedikleri sokaklarında ya da botlarla bir yerden bir yere kaçmaya çalışıyor.

Ülkesinden olmak yeterli talihsizlik değilmiş gibi, kaçarken, yeni bir hayat kurmak peşindeyken, boğulup kıyıya vuruyor.

Türkiye’de (30 Haziran itibariyle)  1.9 milyon Suriyeli mülteci var. Siz ona 2 milyon deyin.

Artık Türkiye’nin etnik yapısı üç temel taş üstüne oturuyor: Türkler, Kürtler ve Suriyeli Araplar… Bundan sonraki 10 yıllar da böyle geçecek.

Bu herkes için yeni hayat demek. Yeni bir düzen demek. Yeni bir kültür demek.

Peki kendilerini Türkiye ile karşılaştıran Avrupa’da durum ne? Bu 4 milyon insanın ne kadarına barınak olmuş Avrupa?

Nisan 2011- Mayıs 2015 arasında Avrupa ülkelerine sığınan Suriyeli mülteci sayısı: 278 bin 551.

Yazıyla tekrar ediyorum: İki yüz yetmiş sekiz bin beş yüz elli bir. Kadarcık!

**

Şimdi diyecek ki Batı, evet biz belki sığınak olamadık ama maddi yardım yaptık.

Gelin ona da bakalım… Bugüne kadar kim ne kadar maddi destek sağlamış…

ABD: 219 milyon dolar

İngiltere: 43 milyon dolar

Hollanda: 10 Milyon dolar

AB: 55 milyon dolar

Almanya: 11 milyon dolar

Fransa: 1.7 milyon dolar

Danimarka: 2.1 milyon dolar

Norveç: 19.1 milyon dolar

İtalya: 88 bin dolar

İsveç: 1.2 milyon dolar

Finlandiya: 3.2 milyon dolar

Kanada: 8.1 milyon dolar

Falan filan. Toplam yardımlar 547 milyon dolar ediyor. Peki BM’ye göre ihtiyaç nedir? 1 milyar 342 milyon.

Yani 795 milyon dolar eksik!

Yazıyla tekrar ediyorum: Yedi yüz doksan beş milyon dolar. Eksik.

**

Bu tabloya bakıp her zaviyeden ‘3’ün 5’in hesabını’ yapan Avrupa’ya Shame on you Europe (Utan Avrupa) demek boynumuzun borcudur.

Madem borçları kapatmaya giriştik…

“Bodrum’da da şehir merkezine inilmiyor, sokaklar berbat, Suriyeliler ile dolu”, “İstanbul’da bu Suriyeli çocuklarla nasıl yaşayacağız” şeklinde serzenişte bulunan eşiniz dostunuz varsa, onlara önce ‘kıyıya vuran o bebek oğlanın’ fotoğrafını gösterin, sonra da aynaya bakmalarını söyleyin.

Zira insanlık böyle borçları tutmaya müsait değildir. Ödeyelim.