Şimdi Kandil oturup bir daha düşünsün o 'tartışmalı tespiti'

PKK yöneticilerinin 2 Kasım 2015 itibariyle tartışmalı olmadığı anlaşılan bu tespiti niye bir türlü anlamadığı, daha da önemlisi anlamak istemediği en mühim konulardan biridir.

PKK’nın Kandil’deki yöneticilerinden Murat Karayılan Eylül 2015’te ANF’de yayınlanan röportajında “Çözüm sürecini AKP’nin ve Erdoğan’ın bitirdiğini söylüyorsunuz. Bunun ardında bir seçim stratejisi olduğunu belirtiyorsunuz. Eğer böyle düşünüyorsanız, şiddeti tırmandırarak bu stratejiye en büyük katkıyı siz yapmış olmuyor musunuz?” sorusuna şöyle yanıt vermişti: “Biz yürüttüğümüz kendimizi savunmadır. Şiddeti biz değil, AKP tırmandırıyor. Bu savunma temelinde verdiğimiz cevabın AKP’nin stratejisine en büyük katkıyı yaptığını da düşünmüyorum. Burası tartışmalı bir husustur. Bizim kendimizi korumamız, darbe yemeden onları boşa çıkarmamız, kendi demokratik sistemimizi geliştirmemiz onların hesabını tümüyle boşa çıkarabilir. Bu yüzden, mevcut yürütülen sürecin AKP’nin stratejisine hizmet ettiği tespiti tartışmalı bir tespittir.”

PKK yöneticilerinin, 2 Kasım 2015 itibariyle, tartışmalı olmadığı anlaşılan bu tespiti niye bir türlü anlamadığı, daha da önemlisi anlamak istemediği en mühim konulardan biridir.

Temmuz ayının sonundan itibaren PKK örgütünün yaptığı şey şiddeti tırmandırmaktı, kendinin savunmanın çok ötesindeydi.

Bunun Kürt siyasi hareketine çok ciddi maliyetlerini olacağını defaatle yazmıştım. Yürüttükleri şiddet politikasının rasyonel hiçbir yanı olmadığını, “çözüm süreci ve ateşkes dönemleri için nasıl bir ‘karar’ verdilerse, bugün de şiddet ve savaş yönünde ‘karar’ verdiklerini”, “bu kararın karanlıktan başka şey getirmeyeceğini”, “devleti silahla masaya çekeceklerini düşünenlerin çok yanıldığını” anlatmaya çalıştım.

Anlaşılmadı. Tıpkı 7 Haziran’da HDP’nin aldığı yüzde 13’lük oyun manasının anlaşılmaması gibi.

Hiç karmaşık hesaplara, derin siyasi analizlere hacet yok: Kürt siyasi hareketini temsil eden partilerin oyu ne zaman arttı? Sadece ve sadece çatışmasızlık dönemlerinde.

**

Halk derdini silahla anlatana kulaklarını tıkıyor. Ha, “şiddeti sadece PKK tırmandırmadı, korkuyu sadece PKK salmadı. Onlar ödüllendirildi, PKK çizgisi cezalandırıldı, o niye” diye soranlar varsa…

Onlara, Türkiye’nin ana akım sağ muhafazakar damarının bambaşka bir ölçe biçme terazisi kullandığını hatırlatmak gerekir.

Evet bu seçim sonuçları bir çoklarımıza bir miktar kitle psikolojisi ve sosyolojisi okumayı elzem kılıyor.

Ama PKK’nın son birkaç aydır attığı adımların bu sonuçlara katkı sağlayacağını öngörmek için gören gözden gayri teçhizata lüzum yoktu.

PKK, 2013 Newroz’undan başlayarak -ekseriyetle Öcalan’ın çizdiği- Ortadoğu’da siyasi bir aktör ve güç olma yolunda ilerliyordu. Bu yoldan sapmadığı sürede uluslararası meşruiyet zeminine yaklaştı, Suriye’deki değişimleri lehine yönetti ve Türkiye içinde de sözüne kulak veren kitlelerin sayısını arttırdı.

Ne zaman ki en büyük hastalığı olan demokratik özerklik mevhumunu anlatamama hali nüksetti, ne zaman ki silahlar yeniden çekildi, ne zaman ki şiddet kontrolsüz gençler aracılığıyla şehre indi, hendekler kazıldı…

Yok dedi halk. Ve bölgedeki Kürtlerin kaydadeğer kısmı… “Biz yeniden bunu yaşamak istemiyoruz” dedi.

HDP’nin kimlik siyaseti üstünden peşinden sürüklediği kitleler ona oy vermeye devam etti ama “Biz yeniden bu şiddetin yaşamak istemiyoruz” diyerek AKP’ye dönen Kürtler ve Türkiye’nin batısı desteğini çekti.

Asıl meselenin bu olduğunu idrak etmek demek “Türkiyelileşmek” kavramını içini doldurmak için en doğru adımı atmak demektir.

**

Nuray Mert dün Cumhuriyet’teki köşesinde durumu özetliyordu: “Bu sonucun alınmasında en büyük etken, ne nedenle olursa olsun, PKK’nin çatışmalı süreç başlatması oldu. Devrimci siyaset strajesisi ile demokratik strateji çatışır dedik, kötü olduk. Sonuç ortada, Türkiye 7 Haziran şansını yitirdi, HDP büyük oy kaybına uğradı, olanlar onun kararı değilse bile, üzerine büyük gölge düştü. Dahası korkarım Kürt barış süreci bir kez daha başkanlık pazarlığına mahkum hale geldi.”

Şimdi “tüm bu toz dumana rağmen üçüncü parti olduk” argümanına sığınmadan HDP’nin sandığın ne dediğini irdelemesi gerekiyor. Kürt bölgesindeki şehirlerde yüzde 9 ila 24 arasında kocaman oy kaybına bakıp görmesi gerekiyor.

“Basın ellerindeydi”, “tahakküm vardı”, “HÜDA-PAR oyları AKP’ye kaydı”, “seçim kampanyası yapamadık…”, “Yine de barajı geçtik…”

Doğrudur. Ama sadece bunlarla açıklanamayacak bir harita var karşımızda.

Bakın o haritaya, HDP’nin oyunun düşmediği il bulmakta epey zorlanacaksınız.

**

Şimdi Kandil’in varlık sebebi dahil herşeyi masaya yatırıp son iki yılın muhasebesini yapması gerekiyor.

Şimdi ölen onlarca insanın vicdanını önüne koyup sivil siyasette tam bir zıplama yapmışken paçasından tutup yere çektiği HDP ile ilişkisini yeniden tanımlaması gerekiyor.

Lamı cimi yok.