Sincan Cezaevi'ndeki ODTÜ'lüden Belge'ye cevap

Bir aydır tutuklu olan ODTÜ'lü Ömür Çağdaş Ersoy'un, Murat Belge'ye hem soruları hem cevapları var.

Ömür Çağdaş Ersoy

*Geçen pazartesi Murat Belge’yle yaptığım röportaj sonucunda ‘sol’ ve ‘solcu olmakla’ ilgili birçok tartışma yaşandı, hem gazetelerde hem de sosyal medyada. Röportajı yapan kişi olarak bu tartışmalara dahil olmamam gerektiğini düşündüm.

 

*Bugün bu yazıyı yazıyor olmamın iki sebebi var: İlki, Belge’nin röportajda sözünü ettiği Kürt meselesi ve Hopa olaylarıyla ilgili detaylı yazılar yazmayı planladığını açıklaması oldu. İkincisi ise; kendimi Ömür Çağdaş Ersoy’un Sincan Kapalı Cezaevi Çocuk ve Genç Koğuşu’ndan yazdığı mektubu paylaşmayı görev bilmemdir.
ODTÜ Metalurji Mühendisliği öğrencisi Çağdaş, Metin Lokumcu’nun ölümünü Ankara’da protesto eden gençlerden biriydi. Özel yetkili 11. Ağır Ceza bu gösteri nedeniyle onun da içinde bulunduğu 20 kişinin tutuklanmasına hükmetmişti. 1 ay oldu, Çağdaş içeride. 

 

*Mektubunda Murat Belge’ye hitaben iki konuya açıklık getiriyor: Hem niye Hopa’daki biber gazını protesto ettiklerini, hem de niye yumurta atanlardan biri olduğunu… İlk önce Hopa:

 

*’Gariban olduğunu iddia ettiğiniz Metin Lokumcu yıllarca sendikal mücadele içinde yer almış, emekli olunca da çevre ve yaşam hakkını savunmuş yiğit bir Hopalı’ydı. Ölüm sebebi de heyecan değil yoğun biber gazı sonucu bayılınca göğsüne aldığı tekme darbeleriydi. Malum gerginliğin varlığı şüphe taşımıyor ama sebebini yanlış biliyorsunuz. Gerginliğin sebebi HES’lerdi. Yani yöre halkının derelerinin, suyunun satışıydı. Çevremize, doğaya, kentlere, haklarımıza sahip çıkıyoruz. Ne AKP’nin “demokratlığına” ne de paşaların “vatanseverliği”ne güveniyoruz. Halkın kendi örgütlü gücüne güveniyoruz. HES’ler ve Ergenekon arasında nasıl bir bağlantı kurduğunuz açıklayın lütfen! Hopa’daki köylüleri zan altında bırakacak bu iddia, belki sizin için basit ama onları tanıyan bizler için önemli.’

 

*Belge’nin bu öğrenciler niçin hep Bakanlara yumurta atıyorlar da Süheyl Batum’a atmıyorlar, öğrenci hareketlerinin arkasında ben de Başbakan gibi başka şeyler arıyorum şeklinde özetlenebilecek sözlerine *

 

*Çağdaş’ın cevabı şöyle:
Bizzat yumurta atan öğrencilerden biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki Türkiye’de de dünyada da protestoların hedefinde icraat sahipleri, muktedirler vardır. Neredeyse 10 yıldır iktidarda olan ve üniversitelerde yeni bir dönüşüme hazırlanan AKP’nin temsilcisi ile ona “çarpık” muhalefet edeni aynı kefeye koymadık. Ülkemizde MC Hükümetlerine ya da Ecevit CHP’sine karşı çıkan DEV-GENÇ’lileri getirin gözünüzün önüne. Daha eskiye dönün; ODTÜ’de ters dönmüş yanan bir araç vardı hatırlarsınız. Aklı başında kimse Kommer’in arabasının park edildiği yerde “haksızlık olmasın” diye ikinci bir arabayı ters çevirmez sanırım. Bu Kommer’e haksızlık olurdu. Günümüze gelelim. İngiltere’de prensin arabasına yumurta atan öğrenciler, İtalya’da Berlusconi’nin fotoğraflarına çarpılar koydukları posterlerle süslenen işgal edilmiş amfiler ya da göçmen yasasını protesto ederken Sarkozy’e lanet eden Fransa’daki göçmen öğrenciler… Aynı taleplerle hareket eden Avrupa gençliğine de hükmedecek bir Ergenekon’unuz var sanırım! İşkence gören ve ardından tutuklanan bir üniversiteli olarak; bu baskının icraatçısını değil de beni ve benim gibileri “faşist” diye yaftaladığınız için özür borçlusunuz!’

 

*17 yaşından, yani liseden beri öğrenci hareketlerinin içinde olan Çağdaş’ın arkadaşlarıyla üç hafta önce farklı bir vesileyle tanıştığımda canlarını en çok ‘taleplerinin anlaşılmaması’ ya da ‘siyasi görüşlerinin karşılık bulmaması’ değil de ‘gizli bir el’ tarafından yönlendirildiklerinin ima edilmesi, o elin parmağı nereyi işaret ediyorsa oraya sürüklendiklerinin dile getirilmesi acıtmıştı. Çağdaş da şimdi, maalesef A3 no’lu koğuştan bu benzer öfkeyle konuşuyor. Ve mektubunu şöyle bitiriyor:

 

*‘Yarın bir gün başıma bir şey gelirse bu iyi bir adamdı diyerek destek olurlar diyerek güvendiğiniz milliyetçi muhafazakârlara dair söyleyeceklerim var. Korkunç derecede yanılıyorsunuz Sayın Belge! O milliyetçi muhafazakârlar ki, ortak arkadaşımız Hrant’ın katilini “kahraman” ilan ederken sokaklarda “biz” vardık. Eğer yarın bir gün başınıza bir şey gelirse sokaklarda yine “darbeci, faşist” ilan ettiğiniz biz olacağız. Ama bugün başına bir şey gelme olasılığı yüksek olan bizler kendini “solcu aydın” diye tanımlayan “sizlerin” de bize karşı cephe almasını göğüslemeye çalışıyoruz.’

O benim oğlumdur

 *Bu tür hikâyelerin görünmeyen başka özneleri de oluyor. Mesela Çağdaş’ın babası Fatih Bey… Oğlunun tutuklandığı günü şöyle anlatıyor: ‘Öldü diye polislerin bıraktıkları kadın; olay günü panzerin üstüne çıkan ve kalça kemiği polislerce kırılan Dilşat Aktaş’tır. Dilşat Aktaş’ın üzerine kapaklanarak ölümden kurtaran, gözaltına alınan ve işkence gören ise; Ömür Çağdaş Ersoy’dur. Bu genç benim oğlum. Oğlunuz, emniyette; işkence görüyor, yüzünün şiştiğini, gözünün morardığını ve işkencenin ise halen devam ettiğini duyuyorsunuz. Ben ise oğlumu koruyamıyorum, nasıl acılarla cebelleştiğini ve benim yanımda olmasını ne kadar istediğini hissedebiliyorum ama hiçbir şey yapamıyorum. Bunun nasıl bir acı olduğunu tahmin edebiliyor musunuz?’

.