Şivan Perwer kime diyor?

Perver'in dün yaptığı açıklamayı yandaş gazeteler şu başlıkla sunmayı tercih etmiş: "Şivan Perwer'den PKK'ya tokat gibi yanıt."

Çok ilginç.

Hükümete yakın gazetelere bakan bir kişi Kürt sorununun hendeklerle başladığını sanabilir.

Yahut…

Kürt sorununun hendeklerin kapatılmasıyla son bulacağı fikrine kapılabilir.

Böyle bir kişi aramızda mevcut ise onları gerçeklerle buluşturmak boynumuzun borcudur.

**

Şehrin ortasında gençler tarafından hendekler kazılması kabul edilebilir bir şey değildir. Gençlerin şehrin ortasında, -bu hendeklerin etrafında- silahla dolaşması son derece vahim bir durumdur.

Fakat arkadaşlar… Allahaşkına bir düşünün…

Bu hendekler ne zaman kazıldı?

Niye kazıldı?

YDG-H denilen bu gençlik örgütlenmesi nasıl oluştu?

Niye oluştu?

Müzakereler sürerken şehrin ortasında hendek var mıydı? Gençler sokaklarda ellerinde silahla dolaşıyorlar mıydı?

Kürt siyasi hareketinin akil adamları 2005 yılından itibaren onlarca kez söyledi… “Savaşın içine doğmuş son derece öfkeli bir gençlik var. BDP/HDP’yi ‘light’ buluyorlar. Bizim dönemimiz müzakere edebileceğiniz son nesil. Gelin masaya oturalım, çözmeye çalışalım” diye diye bir hal oldular.

Sadece onların demesiyle de değil.

Diyarbakır’a varıp Hasanpaşa Hanı’ndaki yaşlı amcalarla ‘Kürt bölgesinin nabzını’ tuttuğunu sanan bazı tipler dışında bölgeye giden akademisyenler, gazeteciler ve yazarlar bu gençlik barometresiyle karşılaşmıştır.  

Çözüm sürecinin bitmesinin böyle bir müeyyidesi olması da şaşırtıcı değil.

Kandil’den bile bu duruma işaret eden mesajlar sıklıkla gelirdi görüşmeler yavaşlayınca…

“Gençlere anlatmakta sıkıntı çekiyoruz” mealinde sözleri Karayılan’dan, Cemil Bayık’tan, Duran Kalkan’dan sıklıkla duyduk.

**

Hatta Karayılan, 2015 Eylül ayında ANF’ye verdiği röportajda “şehrin ortasında silahlı dolaşmayı, hendek kazmayı tasvip etmediğini ama buna gençlerin karar verdiğini, müdahale edebilecekleri eşiğin ise artık aşıldığını” söylemişti.

Yani bu durumdan ne Kürt halkı ne de Kürt siyasi hareketinin bileşenleri memnunlar.

Fakat devlet adım atmadıkça bu gençleri ikna etmenin akla yakın bir yönünü bulamıyorlar.

Çünkü mesele, anlatmaya çalıştığım gibi, o çukurların üstünün toprakla örtülmesi değil.

Öyle olsa, Silvan’da, Cizre’de, Nusaybin’de yani çeşitli yerleşim birimlerinde izolasyon yaratıp askeri yöntemlerle gençleri ‘ikna’ etmek işe yarardı.

Yaramıyor.

Bu yolla Silvan’daki hendeği kapatıyorsun, Cizre’de açılıyor.

Dağdaki çocuğu bombalıyorsun, on çocuk daha buradan kalkıyor dağa çıkıyor.

Hala anlamamış olamayız.

**

Belki de olabiliriz.

Yandaş basın, yandaşı olduğu siyasi partinin liderinin en başarılı olduğu şeyi yapıyor: Bir sembol, bir kulağa yapışacak söz buluyor, onu sürükleye sürükleye asıl sorunu kapatmaya çalışıyor.

Bu sefer ki sembol hendek. Hendek de hendek… E niye o hendekler 8 ay önce yoktu da şimdi var?

Yahut, Kobani olayları sırasında açılan 3-5 hendeği kapatması için gençlere çağrı yapan Öcalan’ı  niye devreye sokmuyorsun?

Hendek ise hendek… Madem kapanmasıyla çözülecek, ver Öcalan’a bir şans, gençleri ikna etsin.

Ama yok. O da yok, bu da yok. Sadece bir hendek tekerlemesi ve yoğun dezenformasyondur gidiyor.

Bakınız…

Şivan Perwer önceki gün TRT 6’ya bir açıklama yapmış. Tüm yandaş gazeteler bu açıklamayı şu başlıkla sunmayı tercih etmiş: “Şivan Perwer’den PKK’ya tokat gibi yanıt.”

Bazıları da  “Şivan Perwer’den PKK’ya hendek eleştirisi” diye ‘yorumlamıştı.’

**

Gelin bakalım ne demiş Perwer: “Sayın Erdoğan yenilikten bahsediyor, buyrun birlikte yapalım diyor. Lakin onun da pratikte bir şey yapması lazım. Onlardan rica ediyoruz. Kardeşiz biz, amca çocuklarıyız, iç içe geçmişiz; birlikte yaşamak istiyorsak birbirimize zarar vermemeliyiz! Birlikte yaşayacaksak birbirimize yardım etmeliyiz. Birlikte yaşayacaksak adını ne koyarsak koyalım, hepimizin devleti olmalı. Hepimizi kucaklasın. Sadece Türk elitlerinin değil. Ne hendekler olsun, ne yollar kapatılsın ne de askerler sokağa çıkmayı yasaklasın. Şehirde kimse sokağa çıkmayacak, ne demek bu! Ayıptır! Tarihte kaldı böyle şeyler… Sistem herkesin olmalı, herkesi kucaklamalı. Sadece Türklerin sistemi değil, tepedeki Türk lehçelerinin değil, Türkiye halklarının olmalı. Ve herkes olduğu gibi kabul edilmeli. Bu gerçekleştiğinde Türkiye gerçekten de yenilenmiş, yeni bir sistem olmuş olacak.”

Ben burada bir eleştiri görüyorum. Burada bir ‘tokat’ da var.

Fakat görmek bilmek ve duymak istemeyenlerin zannettiği yere değil.

Bu tür gayretlere harcanan enerjinin onda birini yandaşı oldukları partiyi müzakere masasına çekmek için uğraşsalar…

Ah işte ah…