Suruç'taki o bahçenin gençleri size bir şey söyledi

Vahşi dünyanın panzehirini ceplerinde taşıyan gençler... Belki tam da o yüzden bir intihar saldırısına kurban gittiler.

Bir masa etrafında gülümseyen, ince belli bardaklarındaki demli çayı yudumlayan gençler birkaç saat sonra oturdukları masanın havaya uçacağını, belki yanlarında oturan arkadaşının paramparça olacağını, fikir teatisinde bulundukları o bahçenin kan revan içinde kalacağını bilmiyordu.

Ama biz, şimdi o fotoğrafa baktığımızda, o dramatik ironiyi görüyoruz.

Ankara’dan, İstanbul Kadıköy’den, Adana’dan, Samsun’dan, Diyarbakır’dan gençler kalkıp Suruç’a gelmişlerdi.

Toplantı odalarında Ahmet Kaya posteri bulunan Amara Kültür Merkezi’nin bahçesinde buluştular, konuştular, tartıştılar. Suriye savaşı ve IŞİD saldırıları nedeniyle hayalet kente dönen Kobane’nin yeniden inşa edilmesi için neler yapılabileceğini listelediler.

Toplantı sonucunu bir basın açıklamasıyla duyuracakları sırada, yani herkesin kameralar karşısında bir araya geldiği o an korkunç bir patlama vurdu geçti o bahçeyi.

Bir kenti yeniden doğurmak üzere buluşmuş o gençleri ve umutları vurdu.

Ve aslında hepimizi.

**

İçlerinden sağ kurtulan biri şöyle bir mesaj atmıştı: “IŞİD’in yıktığı Kobane’yi kuracaktık. Barış için gelmiştik. Canlı bomba soktunuz aramıza. Barış sloganları atan yoldaşlarım şehit düştü.”

Toplantıyı düzenleyen ana unsur Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) ise şu tweet’i atmıştı, her şeyden habersiz: “Gezi’nin çocukları Suruç Amara Kültür Merkezi’nde Kobane’ye geçmek için toplandı.”

ABD’de gözaltındayken ölen siyahi hakları aktivisti Sandra Bland’den, Bolivya’daki genel greve kadar dünyadaki hak ihlallerine duyarlı…

Çantalarında Kobaneli çocuklar için boya kalemi ve oyuncak…

Basın toplantısı için “Toplum için Sanat, İnsanlık için Bilim, Özgürlük için Politika” pankartı ile Suruç’a giden gençlerdi onlar.

Vahşi dünyanın panzehirini ceplerinde taşıyan gençler…

Belki tam da o yüzden bir intihar saldırısına kurban gittiler.

**

Biliyorduk.

Suriye politikası tepe taklak gitmeye başladığı ilk aylarda, ‘Suriye muhalefetine silah göndermenin insanlık ve hukuk namına açıklaması olamaz’ dedik. ‘Ülkenin sınırını dikenli bir eleğe döndüreceksiniz’ dedik.

‘Önce El Nusra’ya ve ardından IŞİD’e mesafeli olun’ dedik. ‘PYD’yi düşmanlaştırma politikası çok başka tehlikelere yol açacak’ dedik. ‘Suriyeli Kürtlerle komşu olmak için uğraşın, IŞİD’le değil’ dedik.

Seçimden önce HDP mitingine yapılan bombalı saldırının faili IŞİD’e katılmış Adıyamanlı bir genç çıkınca, defalarca dedik, ‘Burada ya çok ciddi ihmal ya da korkunç başka bir ihtimal var, devamı gelir’ dedik.

Dedik ve demekte bir marifet de yoktu aslında. Çünkü ayan beyan bir tablo idi karşımızdaki.

**

Öğreneceğiz.

Saldırıyı kim yaptı? Mülteci gibi Türkiye sınırına girmiş bir kadın IŞİD’li mi? Bu intihar saldırısıyla eş zamanlı Kobane hükümet binasının önünde patlayan bombayla ilişki nedir? Ay başında IŞİD’in Kürtlerin yoğun olduğu bölgelere bombalı saldırı düzenleyeceği istihbaratını alan Türkiye devleti ne yaptı, ne yapmadı?

Hepsini öğreneceğiz.

Bu bilgilerin yanında aslında biz şu anda bir yolun tam başında, bir yalıyarın ayak ucundayız.

Türkiye olarak.

Öfkemizi, sarsılmışlığımızı dışa vururken bir nefes almaz, bir boğum yutkunmazsak yuvarlanıp gideceğiz.

Bu bir sağduyu çağrısından ötedir.

Bu…

Çantalarına boya kalemi ve oyuncak koyup Kobane’yi inşa etmeye giden gençlerin hayalindeki dünyaya yaklaşma ya da hepten yok olma meselesidir.

Suruç’taki o bahçede toplanmış gençlerin iyi yüreklerine saygı, ruhlarına huzur testidir.