'Terör destekçisi' iftirasının kapsamı: Doğan Grubu, ABD elçiliği, Saadet Partisi, DİSK

Bugün savaşkan bir dil kullanıp etrafa saldıran çetenin bir parçası değilseniz, 'terör destekçisi' oluyorsunuz.

Yaptıkları alenen suçtur ve suça teşviktir.

Benim de içinde bulunduğum Doğan Grubu gazetecilerini ve patronunu bir süredir eleştiri sınırlarını hayli aşan biçimde ‘terör destekçisi’, ‘PKK yandaşı’ ilan ediyorlar.

Gazetemize geliyorlar, taşla sopayla… Yine geliriz diye tehdit ediyorlar ve yine geliyorlar.

Korkunç bir çarpıtma ve şiddet ortamı…

Bugüne kadar yazdığım her şey ortadadır. Daima ve daima müzakere masasının ayakta kalmasını destekledim.

Bunun için başta Erdoğan olmak üzere AKP’nin cesaretlendirilmesi gerektiğini söyledim, müzakere sürecinin AKP’nin sahih niyetinden bağımsız düşünülmesinin faydalı olacağını savundum.

Bu yüzden saf olmakla, ‘AKP’nin ekmeğine yağ sürmekle’ eleştirilmişliğim de vardır ama hiç umrumda olmamıştır.

Çözüm ve barış söz konusu olduğunda Kürt tarafına masadan kalkması için ‘akıl vermek’, ‘doğruyu göstermek’ gibi faaliyetlerin de haddim olduğunu düşünmedim.

Bu saikle 2010-2015 arasında yazdığım tüm yazılarmasanın devrilmemesi için gereken adımların atılmasına yönelik bilgiler ve uyarıları içerir. Uluslararası kriz çözücülerin önerilerini okurlarıma iletmekten ibarettir. 

Zaman zaman hem devlet yetkililerini hem PKK yöneticilerini hem de Kürt siyasi hareketini öfkelendirdim.

Ve işte tam o zamanlarda, demek ki, doğru yaptım. Gazetecilik böyle bir şey. 

**

Bugün savaşkan bir dil kullanıp etrafa saldıran çetenin bir parçası değilseniz, memlekette olan bitene dair objektif gazetecilik yapıyorsanız, taraflara mikrofon uzatıyorsanız ‘terör destekçisi’ oluyorsunuz.

Bu vahim hal, en çok Doğan Grubu çalışanlarının şahsında kendini gösterse de aslında herkese sirayet ediyor. Herkese, her kesime…

Bakın DİSK Başkanı Kani Beko ne dedi: “Barış diyoruz küfrediyorsunuz. Şehit asker ailesine taziye diliyoruz, okumuyorsunuz. Savaşalım ama cepheye biz gitmeyelim diyenlerden misiniz?”

Bakın Diyarbakır’a gidip Belediye Başkanı Gültan Kışanak’la görüştüğü için işitmediği laf kalmayan Saadet Partisi Genel Başkanı Mustafa Kamalak ne dedi: “Sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya geldik. Valiyi ziyaret ettik. Problemi çözmek için belediyeyi ziyaret ettik. Belirli çevreler bütününü görmezlikten geldi. ‘Kamalak, efendim teröristbaşı diye suçlanan Kışanak’ı ziyaret etti’ dediler. Yahu insaf. Eğer bir çözüm arıyorsak, diyalog kurmak istedim.”

Bakın hükümete yakın medyanın 'terör destekçisi' ithamından payını alan ABD, Türkiye Büyükelçiliği'nin Twitter hesabından dün akşamüstü ne dedi: "@yenisafak ve bazı medya kuruluşları, Kuzey #Suriye’deki ABD ve koalisyon eylemleri hakkında asılsız haberler yayınlamıştır. Haberdeki, ABD’nin “#IŞİD'e karşı savaş kılıfıyla eğitim verdiği #teröristleri Türkiye'ye yolladığı” imaları gerçek dışıdır. Gerçek şudur: ABD ve Türkiye, #DAEŞ’e karşı omuz omuza mücadele veren ortaklardır. Aksi yöndeki iddialar, Türkiye’nin koalisyonun tam üyesi olarak gerçekleştirdiği eylemlerle çelişmektedir."

Türkiye’nin en büyük medya grubundan, DİSK başkanına, ABD Büyükelçiliği'nden Saadet Partisi genel başkanına sıkışılan köşe budur.

**

Aslında bu iftiraları atanlar, hedef göstermeleri, saldırganlığı ve zorbalığı yapanlar dahil olmak üzere herkes biliyor. Bu suçlamaların hiçbir mesneti yoktur. Ortada terörü destekleyen, terör isteyen tek bir kişi bulamazsınız.

Bu ülkede yok öyle biri. Çözüm süreci yürütülürken, bugün teröristbaşı dediğiniz Öcalan ile görüşmeler alenileşmişken, memlekette bir gerginlik, bir kıyamet hali var mıydı? Yoktu.

Çünkü bu halk savaş değil, terör değil, barış istiyor. Bunu da bugün savaşan taraflara yeterince açık biçimde anlattı.

Bugünkü savaş bu anlamamanın bir sonucu.

**

Bakın çok açık söylüyorum, bu çatışma ortamı, bu savaş durdurulabilir. 

Sadece bir karara bakar.

PKK pusu kurarak, mayınları patlatarak, sivilleri ve Duran Kalkan’ın deyimiyle ‘vatanını koruyan polisi ve askeri’ öldürerek Kürt halkının da Türk halkının da, bir parçası olmak istediğini söylediği bu memleketin de geleceğini öldürüyor. 

Ateşkes ilan etmediği her dakika ‘özgürlüğünü düşündüğü tüm Türkiye halklarını’ cehenneme sürüklüyor.

Bugünkü zemin, PKK’nin ‘saldırı’ pozisyonunda olduğu, dünyanın tüm hak ve hukuk temellerinde gayri meşru sayılacak bir zemindir. Terörün şehre indiği, sivillerin ‘collateral damage’ sayıldığı bir zeminde ne davadan, ne hak talebinden, ne de siyasetten söz edilebilir. 

Lamı cimi yok. Durun ve durdurun.

Bir kez daha yineliyorum… Bu savaşı durdurmak mümkün. Mümkün.

Devleti yönetenler… Barışı savunanları köşeye sıkıştırmaktan, haber yapılmasını engellemekten, müfterileri mermi yapmaktan, gazeteleri hedef göstermekten vazgeçin. 

Yeniden görüşmelere başlayın, müzakere masasını yeniden ayağa kaldırın.

Bu ülke bunu haketmiyor.