Türkiye'deki IŞİD'cilerin okuduğu bu adamı hatırlar mısınız?

YPG'nin eline düşen IŞİD'ci ve Antep'teki hücre evinin ortak noktası olan bir 'hoca' var.

Günümüzün en değerli feylesoflarından Slavoj Zizek, “Türkiye hakkında konuşmalıyız” başlıklı taze yazısında şöyle diyor: “David Graeber’in kısa bir süre önceki yazısında belirttiği gibi, Türkiye IŞİD’e göstermekte olduğu ‘iyicil aldırışsızlığı (benign negligence)’ PKK ve YPG’ye de göstermek şöyle dursun, Suriye’de Kürtlerin elinde olan topraklara uyguladığı mutlak ablukanın aynısını IŞİD’in elindeki topraklara da uygulasaydı, İslâm Devleti çoktan çöker ve Paris saldırıları muhtelemen olmazdı. Bunu yapmak yerine Türkiye yaralı askerlerini tedavi etmek ve kaynağını IŞİD’in elindeki topraklardan alan petrol ihracatını kolaylaştırmak suretiyle IŞİD’e el altından destek verdiği gibi, Kürt güçlerine, yani IŞİD’le ciddi bir muharebe halindeki yerel güce de vahşice saldırdı.”

Zizek, Türkiye’nin IŞİD’in büyümesini engelleyebileceğini hatta Paris katliamını önleyebileceğini düşünüyor.

Ben daha somut birşey söylüyorum.

Geçtiğimiz Haziran ayının başından beri -yani Diyarbakır’daki HDP mitinginde yaşanan bombalı saldırıdan beri- Suruç Katliamı’nın da, Ankara Katliamı’nın da önlenebileceğini, faillerin biz gazeteciler tarafından bile saldırıları yapmadan tespit edilebilecek açıklıkta olduğunu yazıyorum.

Bu katliamlar ve failler nezdinde Türkiye devletinin ciddi biçimde ihmali olduğu gayet açık ve nettir.

**

Zizek’in sözünü ettiği ‘iyicil aldırışsızlık’ ise başka bir konu…

Ve ben size bugün bunun bir örneğini daha sunacağım.

Diyarbakır, Suruç ve Ankara Katliamları’nın failleri Adıyaman kökenli ‘Dokumacılar’ isimli bir hücreye aitti.

Bu hücrenin bir mensubu, yine Adıyamanlı Hüseyin Peri IŞİD’e katılıp Suriye’ye geçtikten sonra Tel Abyad’da YPG’nin eline geçti. YPG, Hüseyin Peri’nin yakalandıktan sonraki ifadelerini haber sitelerinde yayınladı. Türkiye’deki cihatçılarla ilgili şöyle diyordu Peri: “IŞİD’e katılan Türkiyelilerin yaş ortalaması 20-22. Suriye’ye geçtikten sonra herkesin kendi ülkesinden gelen insanlarla bir arada tutuluyor. Eğitimlerin bitmesinin ardından dağıtım yapılıyor. Türkiyelilerden oluşan bir birlik var, bu birliğin başında Ebu Usame el Kürdi isimli bir kişi bulunuyor. Konya’dan da IŞİD’e katılanlar var. Konya’da cemaat yapılanmaları var. Murat Hoca’nın cemaati, Alaaddin Palevi hocanın cemaati… Bu tür cemaatler cihadi cemaatler.”

Şimdi Alaaddin Palevi’yi aklınızda tutun.

**

Ankara Katliamı’nı yapan (ve bir bombalı saldırı yapabileceği Radikal tarafından sayısız defa yazılan) Yunus Emre Alagöz’ün saldırıya Antep’te bir hücre evinde hazırlandığı anlaşılmıştı.

 

Depo olarak kiralanan bu yerde neler vardı?

400 kilogram amonyum nitrat,  bomba yapımında kullanılan 1100 kg amonyum nitrat, 10 adet intihar yeleği, 150 metre Kortex patlayıcı, 60 kilogram TNT patlayıcı, 15 kilogram demir bilye, 5 kilogram civata somunu, 2 bin adet 9 milimetre çaplı tabanca mermisi, 10 paket kimyasal patlayıcı, çuvallar içerisine konulmuş kükürt ve amonyum nitrat, canlı bomba yeleği dikiminde kullanılan dikiş makinası, 27xI6 ebatlı fünyesi takılı olmayan TNT düzeneği, 6 adet AK-47 kalaşnikof marka silah, 1 adet susturucu aparatı olan tabanca, 1683 adet değişik çap ve markalarda mermi.”

Bir de ne bulundu? Bir kitap.

“Peygambersiz Bir Din: Akılcılık Akımlarına Reddiye” adlı bir kitap.

Yazarı? Alaaddin Palevi.

YPG’nin eline düşen Adıyamanlı IŞİD’cinin bahsettiği Alaaddin Palevi.

**

Kim bu Alaaddin Palevi?

Selefilik ve cihat propagandası yapmasıyla biliniyor.

Kendisini şöyle tanıtıyor: “Muş merkezine bağlı Karabey köyünde 1968 dünyaya geldim. Kur'an, tecvit, mevlidi köyün hocasının yanında okudum. Sonra bölgede meşhur olan medreselerde okumaya başladım. En sonunda Norşin medresesinde ilmi icazetimi aldıktan sonra kendi köyümde bir medrese açtım ve ders vermeye başladım. Bazı nedenlerden dolayı köyümden hicret ettim. Yozgat, Bursa, Konya gibi şehirlerde ders vermeye devam ettim. Sonra Şam'a hicret ettim. Orada da takriben 6 sene ilmi çalışmama devam ettim. Daha sonra tekrar Konya ya döndüm. Orada da ders vermeye ve ilmi çalışmalarıma devam ettim.”

Tahmin edeceğiniz üzere İslam devletinin gerekleri ve laiklik üzerine ‘müthiş’ fikirleri var.

Türkiyeli IŞİD’cilerin takip ettiği Palevi’nin bir ilginç özelliği daha var.

Kendisi çok da uzak olmayan bir geçmişte, Mart 2015’te, iktidara yakın Beyaz TV’nin haber bültenine konuk edilmiş ve şu anonsla tanıtılmış: “Paralel kumpas nedeniyle 1 yıl hapis yatan hoca Alaaddin Palevi’nin hikayesini getireceğiz ekranlarımıza. Said Nursi’nin eğitim gördüğü medresede yetişmişti. 40 yıl İslam’ı anlatmak için ülke ülke gezen Palevi, paralel yapı tarafından El Kaideci olmakla suçlandı.”

Bu anonstan sonra mikrofonu eline alan Palevi cemaatin kendisine de kumpas kurup El Kaide’ye bağlamaya çalıştığını anlatıyordu.

Tabii ki kumpasın detaylarına girmeden Gülen cemaatinin gerçek Müslümanlardan oluşmadığını anlatarak…

Bu durumu ‘tüm kirli izler birbirine karışmış’ diye yorumlamak mümkün.

İktidar partisinin Türkiye’deki Selefi gruplarla ilişkisine dair bir ipucu olarak görmek de.

Bense Türkiye-IŞİD ilişkisine dair Zizek’in ortaya attığı ‘iyicil aldırışsızlık’ deyiminin bir örneği şeklinde görüyorum.

Elimizdeki bu verilere baktığınızda sizin vardığınız sonuç nedir?