Yandaş yazarın 'Öcalan'a ev hapsi'yle biten hayali ne oldu?

Aklı başından, kalbi göğsünden uçmamış herkese, Oğur'un yazısının sonundaki haklı soruyu soruyorum: "Güzel bir hayaldi, neden gerçek olmasın?"

Yüzlerce kez aynı soruyu sorarım: Çözüm süreci niye bitti? Sorarım çünkü bizlere bir söz verilmişti. Kürt sorunu diyalogla, müzakereyle, siyasetle çözülecekti. Silah devreden çıkacaktı.

Sorarım çünkü çözüm süreci devam ederken bir umut vardı, ateşkes vardı, kan akmıyordu.

Şimdi ölüyoruz. Niye?

Cevabı; “Çünkü YDG-H iki polisi evinde öldürdü, o yüzden operasyonlar başladı” mı?

Evet, bu korkunç bir cinayetti ama yine defaatle hatırlatıyorum, en az bu kadar korkunç olaylar yaşadık süreç boyunca… Diyarbakır’da hamile eşiyle pazar alışverişi yapan astsubay öldürüldüğünde operasyon yapıldı mı? Süreç bitti mi?

Hayır.

Cevabı; “Çünkü devleti yönetenler Kürt sorunu yoktur dedi, o yüzden PKK olarak süreci devam ettirmenin anlamını göremedik” mi?

Hayır.

Evet, bu sözler bir niyet belirtisidir ve cesaret kırar ama yine defaatle hatırlatıyorum, süreç boyunca en az bu kadar fena sözler söylendi, ve hatta Paris’teki örgüt liderleri infaz edildi… Süreç bitti mi?

Hayır.

Nedir biliyor musunuz? Çözüm sürecine başlarken ne iktidar ne de Kandil aslında bir çözümün geleceğini ummuyordu. Sürece başladılar çünkü o vakitler ‘işlerine’ böyle geliyordu.

Zaten dikkat ederseniz, sürecin son 8 ayında Kürt sorununun özüne dair hiçbir söz söylenmez olmuştu. Ne hükümet tarafından ne de Kandil cephesinden.

Yani çözüm süreci AKP ve PKK için bir araçtı. Birisi için oy aracı. Diğeri için Ortadoğu’da daha ‘mühim’ adımlar atılırken Türkiye’de mola verme imkanı.

**

Halbuki bunu engellemek, yani tarafların ‘çıkarına’ değil tüm Türkiye’nin faydasına sonuçlanabilecek şekilde süreci kurgulamak mümkündü. Fakat Cengiz Çandar’ın, Hasan Cemal’in, Mehmet Altan’ın, Nuray Mert’in, Ahmet İnsel’in ve Cengiz Aktar’ın bir çok kez uyardığı gibi yanlış kurgulanmış, yanlış yürütülmüştü.

Bir kararla çöküverdi.

Oysa nasıl yürümesi gerekiyordu?

Bakın buna makul bir cevap var. Onu da şimdi AKP’nin ülkeye getirdiği aydınlığı hepimize anlatmak için büyük gayret sarf eden Yıldıray Oğur anlatabilir.

Oğur’un 2012’de Taraf gazetesinde yazdığı yazı bir ‘çözüm süreci’ hayalinden bahsediyor.

Atılması gereken adımları sıralıyor.

Dikkat buyurunuz, buradan sonra çift tırnak ile başlayan paragraf, gerilla ifadesi, ardından gelen numaralı maddeler ve o maddelerin altındaki yorumlarla devam eden metin tamamen Oğur’a ait:

“Çözüm hayal değil. PKK, 1999’da Öcalan’ı yakalayan, Kürt bile diyemeyen bir devletle anlaşıp silahlı mücadeleyi sona erdirmiş bir örgüt. Gerillaları sınır dışına çekip, örgütün kötü itibarlı adını bile değiştirirken Öcalan’ın söylediği şu sözler 13 yıl sonra bugün için de geçerli: ‘Türkiye’de çatışma ve şiddet ortamı insan hakları ve demokratik gelişmenin önünde engel teşkil etmektedir. Ağırlıklı olarak Kürt sorununda yaşanan şiddet bunda temel rol oynamaktadır. Çıkmazı aşmak ve sorunların çözüm yolu şiddete son vermeyi gerektirmektedir.’ İşte, 1998-2004 arasındaki bu barış dönemini getiren ateşkesin arabulucularından olan İlhami Işık’ın bugün için de yedi maddelik bir çözüm takvimi var. Belki hayal diyeceksiniz. Ama önce bir okuyun derim (Açıklamalar bana (Oğur’a) ait): 

1) 15 kasım 2012 Meclis’te grubu bulunan partiler yeni anayasada vatandaşlık tanımı konusunda tam mutabakat sağlandığıyla ilgili ortak deklarasyon yayınladı.

Bu hiç zor değil. Anayasa’nın vatandaşlığı düzenleyen 66. maddesinde Türklük kelimesi yerine Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı kelimesinin geçmesi konusunda zaten AK Parti, BDP ve son dönemde CHP hemfikir. MHP dışındaki partiler bu garantiyi yüksek sesle verebilir.

2) 20 Kasım 2012 Hükümet, şiddete bulaşmışlar dışındaki tutuklular için Ceza Kanunu’nda değişiklik yapılacağını ilan etti.

Yeni anayasa temiz bir sayfa demek… Eski anayasa yürürlükten kalkarken, onu yıkmak suçundan içeride olanlara kısmi bir af getirilmesi pek çok ülkede örneği olan bir uygulama. Neden olmasın? 

3) 1 Aralık 2012 Hükümet, Avrupa Yerel Yönetimler Şartı’ndaki çekincenin kaldırıldığını duyurdu.

Yerel Yönetim Reformu Sezer’e takılan, AB’ye girmek isteyen, “Valileri halk seçsin” diyen Başbakan için bu adımı atmak zor olmamalı. Bu adım entelektüel bir fantezi, korkutucu bir faşizan heyula olan Kürt siyasetinin demokratik özerklik talebini de karşılayacaktır.

4) 15 Aralık 2012 PKK, amasız ve şartsız olarak silahlı mücadeleyi bitirdiğini açıkladı.

13 yıl önce yapmıştı, bugün neden yapmasın? Burada istenen silahları teslim etmek, teslim olmak da değil, siyasi olarak silahlı mücadeleden vazgeçtiğini açıklamak. 

5) Hükümet, anadilde eğitimin 2018 yılında yürürlüğe gireceğini ilan etti.

Seçmeli ders için bile hoca bulunamazken daha erken bir tarih mümkün değil. Yeni açılan Kürt dili bölümleri de bu tarihe kadar mezunlar verecektir.

6) 1 Mayıs 2013 PKK, tüm güçlerini sınırdışına çekmeye karar verdi.

Daha erken olamaz. Çünkü bunun için kışın geçmesini beklemekten başka çare yok.

7) 15 Kasım 2013 Öcalan’ın ev hapsine çıkarıldı.

Bütün bu adımlarda sonra herhalde buna kimse bir şey demez artık.

O kadar da zor değilmiş değil mi? Güzel bir hayaldi, neden gerçek olmasın?”

**

Neden olmadı, onu taraflara sormak lazım. Lakin bugün sürecin niye çöktüğünü anlatmayı iktidarı ‘temize çekmek’ ile eş anlamlı sanan yazarlara Oğur’un maddelerindeki akışı hatırlatmak isterim.

Önce yeni vatandaşlık tanımı. Yapıldı mı? Hayır.

Sonra yeni anayasa. Yapıldı mı? Hayır.

Sonra Avrupa yerel yönetimler şartnamesindeki çekincenin kaldırılması. Hayır.

Tüm bunlardan sonra PKK silahlı mücadeleyi bitirdiğini açıklayacak. Fakat burada Oğur’un bir notu daha var: “Burada istenen silahları teslim etmek, teslim olmak da değil, siyasi olarak silahlı mücadeleden vazgeçtiğini açıklamak!”

Peki ne oldu? Ne vatandaşlık, ne anayasa, ne yerel yönetimlerin güçlendirilmesi… Çözüm süreci nasıl başladı?

Öcalan’ın ‘silahlı mücadelenin bittiğini’ açıkladığı Newroz mektubuyla.

Peki bundan sonra ilk maddelere dönülüp bir plan program yapıldı mı? Vatandaşlık tanımı, anayasa vs. Yok canım. Tabii ki hayır.

Oğur’un hayalindeki ‘yürürlüğe giren anadilde eğitim’ kanununa ve ‘artık kimsenin bir şey diyemeyeceği Öcalan’a ev hapsi’ konularına girmiyorum bile.

Sabırla soruyorum. Aklı başından, kalbi göğsünden uçmamış herkese, Oğur’un yazısının sonundaki haklı soruyu soruyorum: “Güzel bir hayaldi, neden gerçek olmasın?”

Neden olmadı?