Yavuz Bingöl, Yiğit Bulut'u 'sol'larken...

Dik durmakla ilgili hala bir hevesi olduğu anlaşılan Bingöl'e ve Bingöl gibilere dik durdukları evrenin böyle bir evren olduğunu, çevresinde gördükleri bu yeni ve uçucu kalabalığın da böyle kimselerden oluştuğunu hatırlatarak...
Yavuz Bingöl, Yiğit Bulut'u 'sol'larken...

Yavuz Bingöl, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Tunceli programına katılıp, bir de dinleti sunmuştu.

Yıllar yılı kendisini solcu olmakla tanıtmış Yavuz Bingöl’ün adının yanına ‘sol’ kelimesini yazıp Google’a ara deyince ne çıkıyor biliyor musunuz: “Yavuz Bingöl solcu mu?” kalıbı. Soru şeklinde yani. ‘Solcu diyorlar, harbiden solcu mu ki’ gibilerinden.

İlgili sonuçlara baktığınızda sol külliyatın tınıları ve aktörleriyle yanyana durmayı bir kariyer meselesi yapmış Bingöl’e dair bu şüphenin (solcu mu?) 3-4 yıl önce başladığını görüyorsunuz.
Bingöl ne zaman ki işçiler için, işçilerin dertlerini duyurmak için konser veren adamdan hükümetin davetlerine seyirterek devlet erkanıyla fotoğraf veren adama dönüştü… İşte o zaman sordular: Bu adam solcu muydu yahu?
Solcu olmak bir büyük marifet değil tabii de buradaki manası “Bu adama ne oldu?”, “Bu adam vicdanlı değil miydi?”, “Bu adam ezilenlerin yanında olmayı tercih etmez miydi?” aslında.

**

Ezilenlerin yanında olmak demişken…

Dün Hürriyet’ten Ahmet Hakan’a verdiği röportajda öyle şeyler söylemiş ki, artık ne vatandaş yorulur, ne Google… Öyle şeyler söylemiş ki daha başka soru sormaya hacet yok hakkında.

Demiş ki… Ben hükümetin yanında yer aldım diye annem, kardeşim dışında herkes beni dışladı. (Neden acep?)

Sonracığıma… Erdoğan beni kendisi gibi dik durduğum için seviyor. Ona Gezi’den sonra “Niye çapulcu dediniz” diye bir tek ben sorabildim. (Alkışlar Yavuz Bingöl için… Lakin ne cevap aldı ve aldığı o cevaptan memnun mu acep?) 

Ve en sarsıcı olarak… Başbakan Berkin Elvan’ın annesini meydanlarda yuhalattı çünkü onun annesine de küfür ettiler, verdiği insani bir tepkiydi… Deyivermiş.

Uzun süredir Erdoğan’ın toplumu orta yerinden yaran tüm söz ve eylemlerini tevil etme görevini üstlenmiş ve bunun için amuda kalkmak olsun, parende atmak olsun her türlü akrobatik eforu sarf eden gruba taş çıkartacak bir performanstır bu.

Telekinezide siyah kuşak sahibi Yiğit Bulut’u dahi ‘sol’lamıştır. O derece. 

**
Sollamış veya geçmiş. Neyse ne. Onun bileceği iş, şu dakikadan sonra. Çünkü artık başka bir evrene gelinmiştir. Hah işte orada biz yokuz. Etyen Bey var, Yiğit Bey var, “Yahu biz tüm zalimliklere, hoyratlıklara ve hak edilmeyen lokmalara karşı sizi savunduk, hop diye bizi harcamayın ha” diye titreyen taze bir grup var. Var oğlu var. Yalnız kalınmaz. 

Dik durmakla ilgili hâlâ bir hevesi olduğu anlaşılan Bingöl’e ve Bingöl gibilere dik durdukları evrenin böyle bir evren olduğunu, çevresinde gördükleri bu yeni ve uçucu kalabalığın da böyle kimselerden oluştuğunu hatırlatarak…

Soralım.

Ali İsmail’in davasının olduğu gün “Esnaf dediğin polistir, askerdir, hakimdir” diyenin yanında dik dursan ne olur, yamulsan ne olur?

Ermenek bataklığından hâlâ ceset çıkarken, Soma’da işçiler bir mesajla kovulurken, (Prof. Şevket Pamuk’un deyimiyle) yeni bir zengin zümre yaratmanın aracı haline gelen inşaatlardan her gün biri yere çakılırken…

Bu madenlerin, bu inşaat ihalelerinin kimlere nasıl dağıtıldığını, bu işçilerin hangi çarkın dişlileri arasında kaldığını bilmezden geldikten sonra, sazını tıngırdatsan ne olur, tıngırdatmasan ne olur?
Ha benim can kardeşim, bi deyiver…