Yeni Türk kimliği Müslüman milliyetçiliğidir ve İslami burjuvazi inşa eder

Türkiye üzerine araştırmalarını 'Müslüman Milliyetçiliği ve Yeni Türkler' adlı yeni kitabında toplayan Prof. Dr. Jenny White'a göre kutuplaşmanın özünü 'Yeni Türk kimliği nasıl olmalı' tartışması oluşturuyor. White, çarpıcı bir saptama da yapıyor: "Dindar gençler ile laik gençlerin hayat tercihleri birbirine yakınlaştı."
Yeni Türk kimliği Müslüman milliyetçiliğidir ve İslami burjuvazi inşa eder

Prof. Dr. Jenny White, Türkiye’yi yakından izleyen ve araştırmalar yapan bir sosyal antropolog. İlgisi 1970’lerde Hacettepe Üniversitesi’nde eğitim görmek için geldiğinde başlıyor ve devam ediyor. Yıllarca Türkiye’de yaşıyor. Şimdiye dek Türkiye’de siyasal hareketlilik, toplumsal cinsiyet ve siyasal İslam üzerine çalıştı. Üç kitap yayımladı. Bugün Boston Üniversitesi’nde çalışıyor, Stockholm Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Enstitüsü’nde (SUITS) araştırma yapıyor. White ile İletişim Yayınları’ndan çıkan son kitabı ‘Müslüman Milliyetçiliği ve Yeni Türkler’ üzerine konuştuk. 


Türkiye’de ulusal kimliğin temel özellikleri nedir size göre?
Ulusal kimliğin belirgin ve somut formları okullarda ve askerlik sırasında öğretilir Türkiye’de. Kemalist milliyetçilik soy ve Müslümanlığı birleştiren bir Türklüğü temel alıyordu. Yani gayrimüslimler vatandaş olabilir ama Türk olamazlar. Kitabımda Türk kimliğinin bu dini-ırki tanımlamasının 1920’lerin sonunda başladığını söylüyorum. Ziya Gökalp’in fikirlerinden etkilenen Türkiye Cumhuriyeti, Türkçe konuşan ve Türk gibi davranan gayrimüslimleri içinde eritebilen kültürel bir Türklük tanımıyla başlamıştı. Kemalist milliyetçiliğin başka bir yönü de Türkiye’nin düşmanlarla çevrili olduğu varsayımını benimsemesidir. İç ve dış düşmanlar vardır. Birlik ve beraberliği tehdit eden iç düşmanlar kategorisine gayrimüslimler girer. Bu anlayış Türkiye’deki azınlıkların yıllar yılı kötü muamele görmesine yol açmıştır.

Kürtleri kötü muameleden Müslüman olmak niye kurtaramamış?
Evet Müslüman olmalarına rağmen Kürtler de Türkiye’yi bölmek isteyen dış güçlerin maşası olarak görülmüştür. Müslüman oldukları için kültürel kimliklerini kaybetmiş Türkler olarak tanımlanmışlardır bu zihniyete göre.

Tüm bunların temelindeki o zihniyet Kemalist milliyetçilik mi?
Kemalist milliyetçilik Türklere ‘kendilerine benzemeyen’ herkesten şüphe duymayı, bu kişilerin düşmanca niyetleri olduğunu düşünmelerini öğretmiştir. Türkiye on yıllarca birbiriyle rekabet halinde olan grupların kan davasına sahne oldu. Solcular ile sağcılar, magandalar ile şehirliler, Kürtler ve Türkler, Sünniler ile Aleviler. Son dönemde bu demete İslamcılar ile laik muhaliflerin kavgası da eklendi. Etiketler değişiyor ama itişme aynı itişme. Türkler kendi gruplarının içinde –bu grup nasıl tanımlanırsa tanımlansın- birbirlerine destek olurlar fakat ister yaşam tarzı ister inanç bakımından kendilerinden farklı olanı düşman olarak görürler. Gezi protestoları ilk kez bu dinamiğin dışına çıkabildi.

Nasıl yani?
Farklı gündemleri olan, birbirine benzemeyen grupların birlikte hareket edebileceğini, çatışmak yerine konuşabileceğini gösterdi. Bunda Gezi jenerasyonunun kültürel olarak homojen bir orta sınıf olmasının da payı var elbette. Başlangıçta azınlıklar ve liberallerle diyalog kurmayı başaran AKP hükümeti ise gruplar arası düşmanlık ve farklı olandan şüphe etme paradigmasına geri düştü. Böylelikle Kemalist milliyetçi formülasyona çok yaklaşmış oldu.

Siz yeni Türk kimliğinden söz ediyorsunuz, nedir bu?
Yeni Türk kimliğini Müslüman milliyetçiliği olarak tanımlıyorum. Özelliği şudur: Gelecek tahayyülü Osmanlı geçmişinin üzerine inşa edilmiş, Kemalizm’den boşanmış bir cumhuriyet çerçevesi üzerine kuruludur. Yaşam tarzından iç ve dış politikaya her şeyin yeniden yorumlanması demek bu. Bu yorumlamada İslami prensipler değil, ‘imparatorluk sonrası’ hassasiyetler referans alınıyor.

‘Yeni Türkler’i İslami burjuvazi dediğimiz kesim mi temsil ediyor?
Evet. Yeni İslami burjuvazi –ki hepsi AKP seçmenidir denemez- yeni Türk milliyetçi kimliğini inşa ediyor: Sosyal katmanlarda yukarı doğru yükselen, modern, modaya uyan, ekonomik olarak bilinçli ve dünyada olup biteni çok yakından takip eden. İslami burjuvazinin genç jenerasyonu yaşam tarzı tercihlerinde ve hayallerinde seküler gençliğe oldukça yakın bir yerde duruyor. Bir grup başını örtebilir, diğeri alkol kullanabilir. Ama eğitim, edebiyat, seyahat, hayattaki emeller, Müslüman ya da Türk kimliğini oluştururken kişisel tercihlerin önemi gibi konularda giderek birbirlerine yakınlaşıyorlar. Bence Gezi gibi farklılıklar arasında köprüler inşa eden hadiselerde, dindarlık değil fukaralık ayırıcı etken oluyor.

Bu ne demek tam olarak?
Toplumun gelir seviyesi düşük veya sınıf atlama aşamasındaki bölümü otoriter ve ataerkil değerlere ve pratiklere bağlı kalmayı tercih ediyor. Bu manada Başbakan Erdoğan’ı rahatlatıcı buluyorlar. Değişim, özellikle sosyal merdivende bir üst basamağa ayağını dayamış olanlar için korkutucudur. İstikrar ve düzen ise ticarete iyi gelir. İşte bu yüzden Başbakan Erdoğan Gezi protestocularını kamu malına zarar veren, küçük esnafın işini bozan kişiler olarak şeytanlaştırmıştı. Bununla da yetinmemiş, bir Kemalist reçeteye sadık kalarak, dış güçlerin ve Türkiye’nin kredi notunu düşürmek isteyen Yahudilerin kontrolünde olduğunu vurgulamıştı. İşte bu söylemler ekonominin herkese eşit oranda iyi davranmadığı gerçeğini perdeliyor. Halbuki 2013 Gallup araştırması, üç Türk’ten birinin fakirlikle mücadele ettiğini söylüyor. Bu rakam bir önceki yıl yüzde 18 civarlarında, yani yarı yarıyaydı. Geçtiğimiz temmuz enflasyon yüzde 8.9’u buldu ve dış ticaret açığı ciddi boyutlara vardı. Sahiden de tanıdığım bazı kimseler ekonomi merdiveninde bir basamak aşağıya indi ama yine de AKP’yi desteklemeye devam ediyor. Çünkü altyapı ve toplu taşıma sistemlerindeki iyileştirmenin hayatlarını genel manada iyileştirdiğini düşünüyorlar.

Dindar ve laik gençlerin birbirlerine yakınlaştığını söylüyorsunuz ama ülkede korkutucu bir kutuplaşma ortamı da var. Bunun açıklaması nedir?
Kutuplaşmanın İslamcılar ve laikler gibi iki keskin grup arasında yaşandığı söyleniyor, değil mi... Aslında yaşanan şudur: Gerçek Türkiye’nin, Türk ulusal kimliğinin ne olduğuyla ilgili tartışma çok sert bir noktaya gelmiştir. Ve insanlar bu tartışmaya göre kendini konumlandırmaktadır. Kutuplaşmanın özü yeni Türk kimliği nasıl olmalı tartışmasıdır.

Gençler bunu tartışmıyor mu peki?
Şöyle anlatayım… Genç jenerasyon, ki Türkiye nüfusunun yarısının 20 yaş, dörtte birinin 15 yaş altı olduğunu hatırlayalım, bilindik ideolojik ve siyasi kategorilere göre tanımlanamaz. Bu gençler kategoriler arası geçişkenlik gösterdikleri gibi birbiriyle çelişiyor gibi görülen inançlara da sahip olabiliyorlar. Dolayısıyla onların davranış modelini, alıştığımız ‘kutup’ kategorilerine göre tahmin etmek zordur. Bu durum Gezi protestolarıyla ilk kez görünür hale geldi. Bu demek değil ki muhafazakârlık öldü. Anketler Türkiye toplumunda muhafazakârlığın yüksek seviyede olduğunu gösteriyor. Ama şunu unutmayın, dindar Müslümanlar hayli liberal adımlar atabilirken, laiklerin de kadın-erkek ilişkilerine aynı bir muhafazakâr gibi yaklaştığı görülmüştür. Genç neslin sosyal fikirler ve pratikler konusunda birbirine yakınlaşmasının altında Müslüman ve Türk olmak nedir sorusunun artık çoktan seçmeli cevaplarının olması yatıyor.

Kitabınızda tatsız bir olaydan söz ediyorsunuz. Kemalist bir arkadaşınız, Zaman gazetesinde bir makaleniz yayımlandıktan sonra sizinle küsmüş. Kemalistlerin hâlâ bu derece keskin olduğunu düşünüyor musunuz?
Kemalistler ideolojilerine son derece bağlı insanlardır. Bugün güçleri ellerinden alınmış, toplumdaki değişimlerden korku duyan bir haldedirler. İdeolojilerinin kafalarında yarattığı dış düşman algısı nedeniyle liberal değişikliklere ve globalleşmeye ayak uydurmaları çok zordur. Korku ve endişe hâlâ onları düşman gördüklerine saldırmak yoluna sürükler.

Bugün endişe sadece Kemalistlere mi özgü?
Kabul edelim: AKP’nin seçilme-siyle devletin ve ulusun tanımı köklü bir dönüşümden geçti. AKP bugün çoğunluk demokrasisi uyguluyor. Nedir bu? Biz kazandık, dolayısıyla siz bizim dediğimizi yapacaksınız. Beğenmiyorsanız bir dahaki sefere kendi hükümetinizi seçersiniz. Bu eksik, tamamlanmamış bir demokrasi icrasıdır. Demokratik bir hükümet kendisine oy vermemiş kişileri dinlemek ve haklarını korumak durumundadır. AKP’nin tepeden inme, otokratik bir yönetme tarzı var. Rejime sosyal mühendislik marifetiyle değerler dayatıyor. Halbuki bu Türkiye’nin on yıllardır mücadele ettiği statükoyu devam ettirmektir.


OSMANLI MODELİ AZINLIKLARA ÇERÇEVE SUNMUYOR


Jenny White’ın kitabından bir bölüm: ‘…Kemalist rejim altında uzun süredir ihmal edilen Türkiye’nin Osmanlı geçmişi, şimdi romantize edilerek ve eleştirilmeksizin benimsenerek bu arzuların mihenk taşı haline geliyor. Bu Osmanlı modeli örneğin Müslüman milliyetçiler açısından Yahudi ve Hıristiyanları bütünleştirmek için rasyonel bir zemin sağlar. Osmanlı millet sisteminde Müslüman olmayan cemaatler yarı özerk olmuş ancak Müslüman özneleriyle eşit olamamıştı. AKP’li siyasetçiler Hıristiyan cemaatlerine el uzatmayı tartışırken sıklıkla bu millet sistemine gönderme yapıyorlar… Osmanlı modeli, Türkiye’nin Kürtler ve Aleviler gibi diğer azınlıkları içine alacak bir çerçeve sunmuyor. Osmanlı devleti, potansiyel isyankâr özneler olarak gördüğü Kürtler ve Alevilerle baş etmek veya onları kontrol etmek için bir dizi farklı strateji denemiş ama çoğu zaman başarısız olmuştu. Dolayısıyla bugünün Müslüman milliyetçilerinin bu grupları milletle bütünleştirecek bir ideolojik çerçeveden yoksun olması şaşılacak bir şey değil.