"Yol ver geçelim, Taksim'i ezelim" ortamı

Başbakan'ın dün havalimanı önünde yaptığı konuşma, hem de içerdiği gözdağı ve hiddet tehdit hem de dinleyen kalabalığın attığı sloganlar itibariyle gelecekle ilgili pek de aydınlık olmayan bir öngörü yapmamıza yetecek verileri barındırıyordu

Bazılarımızdaki karakterin fizik durumu müsait değil. O bakımdan… Başbakan’ın dün sabaha karşı Atatürk Havalimanı önündeki kalabalığa yaptığı konuşmayı “Alttan aldı”, “Pozitif mesajlar verdi”, “Neredeyse balkon konuşmasıydı” şeklinde yorumlayanlar gibi amuda kalkıp, dikilen ayaklarda bir de çember çeviremeyeceğiz. Yapısal olarak mümkün değil, yani.

Görünen şu:
Başbakan Erdoğan’ın yaptığı bu konuşma, tam da planladığı gibi, gözdağı, tehdit, müdanasızlık ve gemi zor tutulan bir hiddet içeriyordu.
Gelecekle ilgili pek de aydınlık olmayan bir öngörü yapmamıza yetecek verileri barındırıyordu. Beni büyük bir sıkıntı ve endişeye sevk eden bu verileri AK Parti’nin evvelki icraatları ve Başbakan’ın artık bildiğimiz davranış modelleriyle, konuşmayı dinleyen kalabalığın sloganlarıyla birlikte inceleyelim isterim.

**
ŞÖYLE DEDİ DÜN: “Ne diyorlar…'Polisi çekin.' Burası yol geçen hanı değil. Kamu malına, insana varıncaya kadar herkese saldıranlara karşı polisimiz görevini yapmıştır. Yeri gelmiş aşırı güç kullanmış olabilir. Onlarla ilgili, başbakan yardımcım da söyledi, içişleri bakanım gereğini yapıyor. Bunlar üzerinden kimsenin de bize saldırmaya hakkı yok.”
-Sonrasında İçişleri Bakanım gereğini yapmıştır diyor ama polisin aşırı güç kullanmasının “yeri gelebileceğini” de söylüyor. Çok ortada… Başbakan’ın polisin biber gazına da değişmesi gerektiğini neredeyse yalvararak anlattığımız tavrına da çok bir diyeceği yok. Öyle meydanlara çıkarsan, gazı suratına, o gazın fişeklerini de göze kafaya yersin diyor. Yeri geldiğinde. (İçişleri Bakanı’nın henüz yaptığı bir gerek de yoktur. Dün müfettişleri soruşturma yapılacağını söylemiş, BDP milletvekili Sırrı Süreyya Önder’le görüşmüştür. Henüz açığa alınan, soruşturulan bir (rakamla 1) polis memuru, müdürü vesaire bulunmamaktadır.)

ŞÖYLE DEDİ DÜN: “Gazeteciyim diyerek (Kalabalıktan yuuh sesleri), sanatçıyım diyerek (Yuuuh), siyasetçiyim diyerek (Yuuuuh) son derece sorumsuz bir şekilde hukuksuzluğun, ayrımcılığın, kışkırtmanın dik alasını yaptılar. (Yuuuh)”
VE ŞÖYLE: “Her ne yapacaksak hukukla, demokrasi içinde yapacağız.”

-AK Parti’nin kendisini eleştirenleri düşman belirlemek, iddianamelerden anladığımız kadarıyla “AKP hükümeti yıpratmak” gibi şaka olsa gülünmez bir ‘suç’ icat ederek bu ‘eleştirel düşmanları’ hapse tıkmak şeklinde bir davranış izleği olduğunu biliyoruz. Bu durumda Gezi direnişine destek veren ve dolayısıyla yuhlarla yadedilen yeni gazeteci, sanatçı ve siyasetçi düşmanlar bulunmuştur. “Her ne yapacaksa hukukla yapılacağına” göre bu yeni düşmanların akıbetini kestirmek için yıldızların aynı çizelgeye oturmasını beklemeye hacet yoktur. Hele de Ankara’dan yayılan (ve Baro Başkanı Metin Feyzioğlu’nun Cumhurbaşkanı’na ifade ettiği gibi) bir cadı avı söylentisi varken…

ŞÖYLE DEDİ DÜN: “Şehirler yağmalandı, bunlar Türk bayrağını yakacak kadar azgınlaştılar (Yuuuuh sesleri).”
-Başbakan’a kimse gerçekleri söylemiyor mu? Kimse ona anlatmıyor mu? Aklı selim bir kişi dahi yok mu? Diye döne döne delirdik biliyorsunuz. Bu konuşmada geçen Türk bayrağı yakılması meselesini hatırlayalım, hiç delirmeyelim. Neden mi? Sözünü ettiği o bayrak yakılma iki yıl önce cereyan etmiş, videoya çekilmiş ve yayılmıştı. Gezi olayları başladıktan kısa süre sonra “Hiii bakın ne yapıyorlar, Türk bayrağını yakıyorlar” diye yeniden dolaşıma sokulmuş, bir süre sonra ise mevzuya uyanılmıştı. Demek ki uyanmayacak kadar kopuk yahut bile bile bunu Başbakan’ı sinirlendirmek için kullanacak kadar kalbi kararmış olanlar var.

ŞÖYLE DEDİ DÜN: “Bir bankanın genel müdürü çıkıp da bu vandalizmi organize edenlerin yanında olduğunu söylüyorsa bunlar karşısında bizi bulacaktır.”
-Gezi’ye çıkan gençler, son birkaç yılda “Aman Başbakan’ın şimşeklerini üstümüze çekmeyelim” diye kendisini pırtıl pırtıl birer paspasa çeviren gazetecilere, iş adamlarına, yöneticilere bir şey hatırlatmıştı: “Onca paranıza onca para daha eklediğiniz vakit, halkın gözünde itibarınız kalmamışsa, hakikaten zengin ve güçlü olur musunuz?” Bu hatırlatmaya, biraz da tüketicinin ‘daha da izlemem/daha da okumam/daha da satın almam/daha da kartını kullanmam’ tavrı eklenince Gezi’ye destek olmak farz olmuştu. Şimdi Başbakan diyor ki, “Nee kafanızı mı kaldırdınız? O kaldırdığınız kafa var ya, o kafa…”

**
Yolu çıkmaza süren sadece konuşmanın bu sözünü ettiğim tabelaları değildi. Başbakan’ın bu konuşmaya eşlik eden slogan ve pankartlara hiç müdahale etmemesiydi. Hançeresini paralarcasına ne diyordu, evde zor tutulan yüzde 50’in örneklemi kalabalık? “Yol ver geçelim, Taksim’i ezelim.”
Nefret söylemi: Belirli bir gruba karşı ayrımcı, hedef gösteren, şiddet içeren söylem.
Yol ver geçelim, Taksim’i ezelim: Belirlenmiş bir grup var. Hedef var. Şiddet var.
Böyle slogan mı olur diyen bir Başbakan ise yok.
Aynı kalabalık içinde Gezi direnişine eşi Bergüzar Korel ile destek veren sanatçı Halit Ergenç’e yönelik bir de pankart vardı. Aynen şöyle: “HALİT ERGENÇ (MUHTEŞEM REZALET) – 75 milyonun önünde karını Kenan İmirzalıoğlu götürüyor ses çıkarmadın da, 2 ağaç için adam mı oldun!”
Pespayelikte zirveye tırmanma var.
Bu ne ayıptır diyen bir Başbakan ise yok.