2012'ye de damgasını vurdu

Makroekonomik istikrarı sağlamış olmamız dış kaynakları çekmek için yetmiyor. Küresel piyasalarda risk iştahının bol olması gerekiyor.

Yılın son yazısında 2012’ye ilişkin iki zıt değerlendirme yapmak mümkün. Olumlusu ile başlayayım: Büyüdük. Üstelik en önemli ihracat pazarımız Avrupa daralıyorken gerçekleşti bu. İşsizlik oranımız kriz öncesinde yüzde 10 dolaylarında katılık gösteriyordu. 2012’de yüzde 9,3 civarına düştü. İki önemli kırılganlığımız vardı; bunlarla mücadelede başarılı olduk. Birincisi, yüksek düzeydeki cari işlemler açığımızı önemli miktarda azalttık. İkincisi, tüm 2010 ile 2011’in ilk üç çeyreğinde finansal istikrarı tehdit edebilecek boyutlara çıkan kredi artış oranını düşürdük.

Olumsuz bir pencereden de bakılabilir 2012’ye: Büyüme oranımız yüzde 2,6 civarında gerçekleşecek. 1960’tan bu yana gerçekleşen ortalama büyüme oranımızın yüzde 4,6 olduğu dikkate alındığında, düşük bir oran bu. Farklı bir ifadeyle, potansiyelimizin oldukça altında kaldık 2012’de. Üstelik, 2012 büyüme oranımız, yüzde 3,2 düzeyinde olması beklenen küresel büyüme oranının altında gerçekleşiyor. Buna karşın cari işlemler açığımızın gayri safi yurtiçi hasılaya oranı hâlâ yüksek bir oranda seyrediyor. Böylelikle yeni bir sorun ortaya çıktı: ‘Düşük büyüme-yüksek cari açık-yüksek dış borç ihtiyacı’. Öte yandan, dış pazarlardaki rakiplerimize göre daha yüksek enflasyona sahibiz.

Her iki değerlendirme de doğru sonuçta. Temel bir sorunumuza deva bulmadıkça böyle zıt değerlendirmeleri başka yıllarda da yapacağız. Büyüme oranımız yurtdışından kaynak bulma kapasitemize çok bağlı. Yurda akan dış kaynak miktarı arttıkça, başka unsurlar aynı kalmak üzere büyüme oranımız da artıyor. Tersine, yurttan dış kaynak çıkışı oluyor ve çıkan miktar artıyorsa büyüme oranımız düşüyor, hatta eksiye dönüyor. Grafikte mevsim hareketlerinden arındırılmış gayri safi yurtiçi hasıla ile Türkiye’ye giren net dış kaynak (sermaye) miktarı birlikte gösteriliyor. Aralarındaki yakın ilişki çok açık.

Dış kaynak girişini aksatmamak için olmazsa olmaz koşul, makroekonomik istikrara sahip olmamız. 2001 krizinden bu yana Türkiye bu açıdan çok büyük bir mesafe aldı. Ancak makroekonomik istikrarı sağlamış olmamız dış kaynakları çekmek için yetmiyor. Küresel finansal piyasalarda risk alma iştahının da bol olması gerekiyor. 2008 sonu ile 2009’un büyük bir bölümünde olduğu gibi, bizdeki gelişmelerden bağımsız olarak risk iştahı keskin biçimde azalırsa ekonomimiz küçülüyor. Arttığında ise başımıza başka dertler açılıyor: Cari açığımız ve yurtiçi kredi arzı hızla yükseliyor; finansal istikrar açısından riskler oluşuyor.

Hepimize güzel bir yıl dilerim.

Grafik 1. Reel gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) ve net sermaye girişleri (sağ eksen, milyon dolar): 2000 ilk çeyrek–2012 üçüncü çeyrek. Kaynak: Merkez Bankası ve Türkiye İstatistik Kurumu.