2013 yılında dışarının kötüleşmemesine duacıyız

Yurtiçi ekonomi politikasından büyümeye çok sınırlı bir destek beklenmeli. Uluslararası koşulların kötüleşmemesine duacıyız

Yılın ilk üç çeyreğinde potansiyelimizin belirgin biçimde altında büyüdük. İşsizlik oranına % 9 dolaylarında bir katılık olarak yansıdı bu olgu. Dün %8,9 olarak açıklanan haziran dönemi (mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış) işsizlik oranı bu ataleti bir kez daha kanıtladı. Bu yavaş büyüme dönemine karşı bir ekonomi politikası tepkisi verilebilir mi?

Son veriler, Sayın Maliye Bakanı’nın son demeçleri ve basında çıkan konuyla ilgili haberler maliye politikasında bir gevşemenin (salt ekonomik gerekçelerle bakıldığında) mümkün olmadığını gösteriyor. Bu durumda yüzümüzü para politikasına döndürebiliriz. Önce para politikasının bir süredir daha gevşek olduğunu vurgulamak gerekiyor. Merkez Bankası’nın (MB) bankalara borç verdiği paranın bankalara ortalama maliyeti (asıl politika faizi) ilk yedi ayda ortalama % 8,6 düzeyindeydi. Ağustos ayının başından bu yana ise ortalama fonlama maliyeti % 6,6’ya düştü. Önemli bir azalma. Kaldı ki son bir haftadır % 6,2 düzeyinde ortalama faiz.

Elbette akla hemen şu soru gelebilir: “Politika faizinin oynayabileceği aralığı faiz koridoru belirliyor. Koridorun üst sınırı ise % 11,5. Bu durumda, politika faizi her an % 11,5’e ya da biraz altına çıkabilir. Bu bankalar açısından bir belirsizlik. Öyleyse bankalar, kredi maliyetlerini bu olasılığı da dikkate alarak yüksek tutarlar mı?” Haklı bir soru. Bankaların büyük ölçüde böyle davrandıklarına dair ipuçları var. Ancak hem enflasyonun son çeyrekte düşecek olması hem artan sermaye girişleri hem de büyümenin öngörülenin altına düşmesi, politika faizinde ani bir artış olasılığını azaltıyor. Yine de MB’nin koridorun üst sınırını ya da koridoru olduğu gibi aşağıya çekmesi, bankalar açısından söz konusu olasılığı iyice düşürecek ve kredi ile mevduat faizlerinde bir miktar düşüş sağlayabilecek gibi görünüyor. Ek olarak, MB’nin zorunlu karşılık oranlarını düşürerek bankaların elinde daha çok krediye çevrilebilir kaynak bırakması da mümkün. Ancak MB’nin bu tür bir politikanın etkinliğini, zorunlu karşılıkların bir kısmının altın ve döviz olarak tutulmasına izin vererek azalttığını da dikkate almak gerekiyor.

Bu adımların iç talebi hemen arttırmasını beklemek elbette hayalcilik. Sonuçta kredi talebinin de artması gerekiyor ki bankaların bu politikalar yoluyla artabilecek kredi açma iştahları karşılık bulsun. Kredi faiz oranlarındaki sınırlı düşüş, tek başına kredi talebini belirgin biçimde arttıracak bir gelişme olmaz. Uluslararası piyasalardan kaynaklanan risklerin de azalması gerekiyor. ABD ve Avrupa merkez bankaları ile Almanya Anayasa Mahkemesi’nin son kararları bu riskleri azalttı. Ancak birkaç ay sonra ABD Hazinesi’nin borçlanma sınırına ilişkin tartışma gündemin başköşesine oturacak. Obama seçimi kazanırsa Cumhuriyetçiler nasıl bir tavır ortaya koyacaklar? Bu tavır ABD’nin yanlış zamanda bütçesini sıkılaştırmak zorunda kalmasına yol açar mı? Bu soruların yanıtları yok. Dolayısıyla bir belirsizlik var. Bu nedenlerle özel yatırım harcamalarında ve yatırım kredisi talebinde hemen artış beklememek gerekiyor. Ancak kredi faizindeki düşüş, tüketici kredisi talebini arttırabilir.

MB’nin çok amaçlı olması, yorumu güçleştiriyor. MB’nin asıl politika faizindeki son düşüşün son aylarda giderek artan sermaye (dış kaynak) girişleri ile de ilgisi olmalı. Zira ‘aşırı’ sermaye girişinden de rahatsız olacağını belirtmişti MB. Sonuçta asıl amacı (amaçları) ne olursa olsun, MB’nin başlattığı gevşemeyi sürdürmesi, bir süre daha mümkün ama gevşeme dozunu arttırması ve gevşeme süresini uzatması olası değil gibi görünüyor. ‘Bir süre daha mümkün’; çünkü son çeyrekte enflasyonda belirgin bir düşüş olacak. Hem devam eden iç talepteki daralma hem de bu düşüş gerekçe olarak kullanılabilir. ‘Gevşeme dozunu arttırması ve gevşeme süresini uzatması’ olası değil; çünkü petrol fiyatları yüksek düzeyde seyrediyor. Enflasyon % 6,2 olan MB tahmininin belirgin biçimde üzerinde kalabilir yıl sonunda. Ek olarak yukarıda sözünü ettiğim uluslararası riskler belirginleşecek yeni yıla doğru. Bu durumda, yurtiçi ekonomi politikasından büyüme oranına çok sınırlı bir destek beklemek gerekiyor. Kısacası, 2013’te de uluslararası koşulların kötüleşmemesine duacıyız.