2013'e doğru (1)

Mevcut bilgiler çerçevesinde büyüme oranımızın yüzde 2,5 dolayında bir yerde gerçekleşeceği anlaşılıyor.

Yeni yıla girmemize az kaldı; artık 2013 yılına ilişkin öngörülerimi vermenin zamanıdır. Öngörülerin ‘havada kalmaması’ için dışsal koşullara ilişkin bazı senaryolar oluşturmak gerekiyor. Bu senaryolar çerçevesinde bakmalı 2013 yılına. Benzer bir çabayı 2012 yılı sonuna doğru da göstermiş, 13 Eylül 2011’de, biri iyimser, diğeri karamsar iki ayrı senaryo vermiştim. Daha sonra bunların bazı ‘türevlerini’ tartışmıştım. Önce onları hatırlatıyorum.

Farklı iki senaryo

İyimser senaryom, Avrupa’da krizin şiddetlenmediği ve ABD Merkez Bankası’nın (FED) parasal genişlemeye ilişkin kararlarının belirleyici olacağı senaryo idi. Bazı olasılıkları değerlendirdikten sonra “...Bu koşullar altında büyüme hızımız sözünü ettiğim dönemde yine potansiyelimizin üzerinde kalır ve yine cari açık sorununu tartışırız. Mevcut koşullar altında bu senaryonun gerçekleşmesi olasılığının giderek azaldığını düşünüyorum” demişim.

İkinci ana senaryom ise Avrupa’daki krizin daha da şiddetlenmesi olasılığının giderek yükseldiği senaryoydu. Avrupa’daki bankaların bilançolarının daha da bozulması söz konusu oluyordu. Yine bazı olasılıkları tartıştıktan sonra “... Ekonomimiz küçülür ve işsizlik sıçrar. FED’in yeni bir parasal genişlemeye gitmesi bu olumsuz etkileri bir miktar törpüleyebilir” değerlendirmesinde bulunmuşum.

Daha sonra, birinci senaryoyu biraz daha az iyimser, ikincisini ise daha az karamsar yapmışım. Bu senaryoları farklılaştıranın, iki koşulun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği olduğunu belirtmişim: “Avrupa Merkez Bankası (ECB) sorunlu ülkelerin tahvillerinden satın aldığı miktarı arttırır mı? Borçlanmakta zorluk çeken ülkelerin daha rahat borçlanmalarını sağlamak üzere Avrupa ortak tahvili (Eurobond) çıkarılır mı?”

Eylül 2011 itibariyle daha az karamsar senaryonun, daha az iyimser olana kıyasla gerçekleşme olasılığının daha yüksek olduğunu düşünüyordum. Bu koşullar altında büyüme oranımızın yüzde 1-3 aralığında kalacağını belirtmiştim.

Büyüme oranında keskin düşüş beklentimi iki temel nedene bağlamışım: “Birincisi, ihracatımızın yarısı Avrupa’ya yönelik. Onların sorunlarla boğuşmaları, bizden daha az mal satın almaları anlamına geliyor. İkincisi, Avrupa’daki bankaların kredi stoklarını önemli miktarda azaltmaları bekleniyor. Türkiye yurtdışından daha zor borç bulacak.”

Yüzde 2,5 büyüme

Dışsal koşullara ilişkin gerçekleşme arada bir yerde oldu. Avrupa 2012 yılında debelenip durdu. Ancak eylül ayına doğru ECB’den beklenen kararlar geldi. Avrupa ortak tahvili ise hiç gündemde boy göstermedi. Buna karşılık, FED eylül ortasında yeni tahvil alımına gideceğini açıkladı. Farklı bir ifadeyle, yılın üçte ikisinde daha az karamsar olan, kalanında ise daha az iyimser olan senaryo gerçekleşti.

Yüzde 1-3 aralığında büyüme beklentimin arkasındaki ilk neden 2012 yılı boyunca bizle birlikte oldu; Avrupa’ya ihracatta zorlandık. İkinci nedenim olan dışarıdan borç bulmakta zorluğu ise sadece ilk üç ayda yaşadık. Yılın kalanında ise dış borç bulmakta zorluk çekmedik. Mevcut bilgiler çerçevesinde büyüme oranımızın yüzde 2,5 dolayında bir yerde gerçekleşeceği anlaşılıyor. Yıl içinde dış koşulların giderek göreli olarak düzeldiği dikkate alındığında, büyüme oranının verdiğim tahmin aralığının üst sınırına yakın bir yerde gerçekleşmesi şaşırtıcı değil. Gelecek yazımda 2013 yılına ilişkin olası dış koşulları ele alacağım.