2013'e doğru (2)

2013'te ekonomimizi etkileyecek koşulların önemli bir kısmını biz kontrol edemediğimiz için farklı senaryolar gerekiyor.

2013’e ilişkin tahminleri, ekonomimizi etkileyecek koşullardan bağımsız oluşturmak mümkün değil. Bu koşulların önemli bir kısmını ise biz kontrol etmiyoruz. Bu nedenle farklı senaryolar oluşturmak gerekiyor. ‘Temel senaryom’ şöyle:

ABD’de Demokratlarla Cumhuriyetçiler sonuçta uzlaşacaklar. Böylelikle maliye politikası uçurumuna düşülmeyecek ve ABD yanlış zamanda yanlış bir maliye politikası uygulamak zorunda kalmayacak. Dolayısıyla dünya büyümesi ABD yüzünden olumsuz etkilenmeyecek ve uluslararası risk alma iştahı bu nedenle azalmayacak. Öte yandan uzlaşma için az zaman kaldığını da hatırlamak gerekiyor.

Avrupa düşe kalka

Avrupa’da mevcut durum değişmeden devam edecek. Farklı bir ifadeyle, Avrupa ‘düşe kalka’ ilerleyecek. Bir hatırlatma daha: Avrupa’ya ilişkin yeni riskler ortaya çıkıyor. Özellikle Fransa’nın ismi son günlerde olumsuz yönde giderek artan sıklıkta gündemde boy göstermeye başladı. Bunlara temel senaryoda yer vermiyorum; olumsuz senaryo içine alacağım.

İhracat pazarlarımızda büyüme Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) son tahminlerindeki gibi olacak: Avrupa Birliği’nde büyüme oranı, 2012’nin biraz üzerinde gerçekleşecek. Buna karşılık, ikinci büyük pazarımız olan Kuzey Afrika ve Ortadoğu bölgesinde büyüme oranında 2012’ye kıyasla düşüş gerçekleşecek. Toplam pazarımız açısından ise büyüme oranının çok düşük bir oranda artacağını kabul ediyorum.

Çevre ülkelerdeki siyasi gerginliklerin Türkiye’yi etkileme derecesi bugünkünden fazla olmayacak.

Ham petrol fiyatları da bugünkü düzeylerde seyredecek.

Kredi talebinde artış olsa da, yurtiçi kredi artış oranı, ekonomi yönetiminin açıklamaları doğrultusunda bugünkü düzeyinden fazla sapma göstermeyecek. Kredi artış oranını dışsal olarak almam ‘garip’ görünebilir; öyle değil: Evet, kredi artış oranı çok sayıda gelişmenin bir bileşimi olarak ortaya çıkıyor. Bu anlamda bir ‘sonuç’; teknik deyimle ‘dışsal’ değil. Ancak ekonomi yönetimi bu artış oranını sınırlamak istiyorsa bunu sağlayabileceği mekanizmaları var. Mesela bir yandan sermaye karşılıkları değiştirilirken bir yandan da telefon diplomasisiyle ikna yönteminin kullanılması gibi.

Ana eğilim aynı

Bu varsayımların önemine gelince... İlk iki varsayım özellikle risk alma iştahı ve Türkiye’ye gelen dış kaynak açısından önemli. Dolayısıyla hem içeride ekonomiye duyulan güven yoluyla özel yatırım harcamalarının nasıl gelişeceği hakkında bir fikir vermekte yardımcı oluyorlar hem de döviz kuruna ne yönde baskı olabileceğini değerlendirmemize yarıyorlar. Yapılan iki varsayım birlikte şu anlama geliyor: Avrupa’ya bağlı olarak uluslararası risk alma iştahı dalgalanmalar gösterecek ancak ana eğilimi bugünkünden daha kötü ya da daha iyi olmayacak. ABD ise risk alma iştahını bozmayacak. Dördüncü varsayımı da bu çerçevede görebiliriz.

Bu üç varsayım, döviz kurunun nasıl gelişeceği hakkında da önemli ipuçları veriyor. Ham petrol fiyatlarına ilişkin kabulüm ile birleştiklerinde de enflasyonun izleyebileceği yol hakkında fikir ediniliyor. Üçüncü varsayım ise açık ki ihracatımızın nasıl bir performans göstereceğiyle yakından ilgili. Son varsayım da çok kritik. Kredi kanalının, hem özel yatırım hem de özel tüketim harcamalarında, 2012’ye kıyasla ek bir iyileşme sağlamayacağı anlamına geliyor. Elbette başka nedenlerle tüketim ve yatırım artabilecek. Bunları gelecek yazımda ele alacağım. Sonra da farklı senaryolara yer vereceğim.