2013'e doğru (4)

İyimser senaryoda yüzde 4 civarında kalması muhtemel büyümenin işsizlik oranımızı şu andaki düzeylerde katılaştırması beklenir.
2013'e doğru (4)

2013’te ekonomik gelişmelerin bir süredir tartıştığım temel senaryo dışında da gerçekleşme olasılığı var elbette. Bugün sıra bu farklı senaryolarda. Kötümser senaryonun daha önce gerçekleşme olasılığı var; ilk onu ele alıyorum.

Kötümser senaryoda dış koşullar: ABD’nin mali uçuruma düşme riski hâlâ sürüyor. Başkan Obama ile Cumhuriyetçiler arasında peşi sıra yapılan toplantılardan henüz bir sonuç çıkmadı. ABD’nin ‘mali uçurum’a düşerek, ekonomisi tam toparlanamamışken, talebi azaltacak yönde vergi oranlarını arttırmak ve kamu harcamalarını kısmak zorunda kalmasının dünya ekonomisi üzerinde tahribat yapacağı kesin; tahribatın derecesini öngörmek ise zor.

Kötümser senaryoda sonuç: Bu gelişmenin, ilk olarak küresel piyasalardaki risk alma iştahını belirgin biçimde düşürmesi beklenir. Bizim gibi ülkelere yönelik sermaye akımları azalacaktır. Ekonomiye duyulan güven azalır. Artan riskle birlikte Türkiye’de faizler ve döviz kuru yükselir; riskten kaçınmanın şiddetine bağlı olarak bu yükselişler keskinleşir. İkinci olarak, ihraç mallarımıza olan talep azalır. Zira ABD’nin büyümesinin sekteye uğraması, hele Avrupa toparlanamamışken dünya büyümesinin düşmesi anlamına gelir. Büyüme oranımız belirgin biçimde düşer. İşsizlik ve enflasyon yükselir. Cari açığımız, büyümedeki azalma nedeniyle düşer. Avrupa’daki olası kötü gelişmelerin sonuçları hakkında da benzer gelişmeler beklenir.

İyİmser senaryoda dış koşullar: Zaten temel senaryom bazı ‘iyimser’ unsurlar taşıyordu: ABD mali uçuruma düşmüyordu. Avrupa için varsayılandan daha iyi bir durum da beklememek gerekiyor. Bu durumda, yurtdışına ilişkin en olumlu gelişme, dünya ekonomisinin, özellikle de Avrupa’nın beklenenden daha yüksek bir oranda büyümesi olur.

Biraz daha olumlu hale getireyim: İkinci bir kredi notu şirketi daha kredi notumuzu ‘yatırım yapılabilir’ düzeye yükseltsin.
İyİmser senaryoda sonuç: Bu koşullar altında ihracat performansımız yükselir. İkinci bir kredi notu şirketinin daha kredi notumuzu ‘yatırım yapılabilir’ düzeye çekmesi halinde, Türkiye’ye yönelik sermaye girişleri artar. Şirketler kesiminin dış finansman olanakları genişler. Bu durumda büyüme oranımız potansiyelinin üzerine çıkarak yüzde 5’i aşar. Lira değerlenme baskısı altına girer. Enflasyonda belirgin bir değişiklik beklememek gerekir: Daha yüksek büyüme, enflasyonu arttırıcı, lirada değerlenme ise enflasyonu azaltıcı yönde çalışır. Cari açığımız artar.

Öyle görünüyor ki ABD mali uçuruma düşmedikçe, dış koşullar açısından 2013 bu yıla göre daha iyi olacak. Bizi 2012’ye kıyasla biraz daha yüksek bir büyüme oranı bekliyor. İyimser senaryoda saydığım koşullar gerçekleşmedikçe, yüzde 4 civarında kalması muhtemel büyümenin işsizlik oranımızı şu andaki düzeylerde (yüzde 9’un biraz üzeri) katılaştırması beklenir. Yaklaşan seçimleri bu senaryolarda hesaba katmadım. Seçimler nedeniyle yılın ikinci yarısından başlayarak kamu harcamaları artabilir elbette. Bu politikanın büyümeyi arttırıcı etkisi de olabilir. Ancak henüz böyle bir politikayı tartışmak için erken.