6,5'ten emin miyiz?

Enflasyon yüzde 6,5'e düşse bile bu düzey Türkiye'nin dış pazarlardaki rakiplerinden yüksek bir düzey olacak.

Temmuz ayı enflasyonu yanıltmadı. Haziran ayında yüzde 8,9 olan yıllık tüketici enflasyonu yüzde 9,1’e çıktı. Bu gelişme hem Merkez Bankası’nın hem de iktisatçıların büyük bir kısmının tahminleri ile uyumlu. Çok olmamakla birlikte can sıkabilecek bir gelişme, (I) temel enflasyon göstergesinde bir katılığın gözlenmeye başlamış olması. Son on ayın ortalaması yüzde 7,9, son beş ayınki ise yüzde 7,7. Geçen ay yüzde 7,4 idi, bu ay ise yüzde 7,5 oldu. 

Rakiplerden yüksek
Enflasyona ilişkin asıl can sıkıcı nokta şu: Enflasyonun yüzde 9,1 düzeyinde olması olumlu olarak değerlendiriliyor. Zira belki biraz daha yükselse de yılın son çeyreğinde düşerek Merkez Bankası’nın yıl sonu tahmini olan yüzde 6,5’e yakın bir yerde gerçekleşeceği senaryosu ile uyumlu yüzde 9,1 değeri. Oysa yüzde 6,5’e düşse bile bu düzey Türkiye’nin dış pazarlardaki rakiplerinden yüksek bir düzey olacak. Kaldı ki son 1,5 sene içinde Türkiye’nin enflasyonu rakiplerinden belirgin biçimde yüksek oldu. Kısacası, zaten birikmiş bir maliyet dezavantajımız vardı. Yüzde 6,5 bu dezavantaj sürecek anlamına geliyor ve yüzde 6,5’e seviniyoruz.
Avrupa’da olacak bitecek, döviz kurumuza önemli etkilerde bulunuyor; bundan sonra da bu etkiler sürecek. Bu yolla da enflasyonumuz üzerinde belirleyici konumda oradaki gelişmeler. Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Draghi’nin açıklamaları bir süredir gündemin başköşesinde. Son iki yazımda bu açıklamaların ne anlama geldiklerini incelemeye çalışmıştım. Perşembe günü ECB toplantısı vardı. Toplantı sonrası Draghi bir basın açıklaması yaptı ve soruları yanıtladı. Draghi, sorunlu ülkelerin geçici istikrar fonuna ve 12 Eylül’de Almanya Anayasa Mahkemesi pürüz çıkarmaz da faaliyete geçebilirse kalıcı Avrupa İstikrar Mekanizması’na başvurmaları ve onların koşullarına uymayı taahhüt etmeleri halinde, ECB’nin de devreye girebileceğini söyledi.
Olumlu yönden bakarsanız, bu ülkelerin bu fonlara başvurmaları ve anlaşma imzalamaları şu anlama geliyor: Mali disipline ve fonların getireceği diğer koşullara uyacakları konusunda garanti vermiş oluyorlar. Bu durumda bu fonlar birinci piyasadan bu ülkelerin devlet tahvillerini satın alırken ECB de ikincil piyasadan piyasaları rahatlatacak kadar (kısa vadeli) tahvil alacak. Dolayısıyla bu tahvillerin faizleri düşebilecek. Üstelik özel kesimin bu tahvillerden satın almasını kolaylaştıracak bazı teknik sorunlar üzerinde çalıştıklarını da açıkladı Draghi. Bu adımlar uzun zamandır beklenen adımlar ve atılabilirlerse piyasalarda bir süre coşku yaşanacağı açık. 

Fon yeterli değil
Olumsuz yönden ise durum şu: Birincisi, İtalya ve İspanya’nın bu fonlara başvurup başvurmayacakları belli değil. Üstelik şu anda geçici olan fonun (kısaltması EFSF olan) elinde sadece 148 milyar euro var; yeterli değil. Almanya Anayasa Mahkemesi’nin kararını bekleyen fonun (kısaltması ESM olan) sermayesi ise 500 milyar euro. Fona bankacılık lisansı verilmezse bu miktarın da yeterli olmayabileceğini iddia edenler var. Kaldı ki Almanya bankacılık lisansı verilmesine karşı. Anayasa mahkemesinin ne yapacağını ise bilmiyoruz. Ek olarak ECB devreye ‘gireceğini’ değil ‘girebileceğini’ söyledi. Ayrıca basın toplantısında, Draghi, Bundesbank Başkanı’nın bu plana itiraz ettiğini de açıkladı. Almanya’nın ağırlığı ise malum. Olumlu sayılabilecek ve ECB’nin açıklamasından sonra yapılan yorumlarda dikkatlerden kaçan bir diğer nokta da şu: Draghi, Bundesbank Başkanı’nın itirazını belirttikten az sonra “Sonuçta ECB bağımsız ve kararlarını oyçokluğu ile alabiliyor” dedi.
Kıssadan hisse şu: Perşembe günkü yazım “Bu koşullar altında en kötünün geride kaldığını söylemek için çok erken” şeklinde bitiyordu. Draghi’nin son açıklaması bu yargımı değiştirmiş değil. Enflasyon açısından ise durum şöyle: Yüzde 6,5’ten de çok emin olmamak gerekiyor.