Arındırılmış büyüme verileri gerekiyor

TÜİK'in gayri safi yurtiçi hasıla rakamlarını, altın ithalatı ve ihracatı değerlerinden arındırarak yayımlamasında fayda var.

Bu altın ithalatı-ihracatı meselesinde Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) önemli bir görev düşüyor. Basında yer alan haberler çerçevesinde durum şöyle: İran’dan aldığımız ham petrolün ve doğalgazın parasını yurtiçinde bir bankaya İran’ın ilgili şirketlerinin adına yatırıyoruz. İran uluslararası ödemeler sisteminden tam anlamıyla yararlanamadığı için ilgili bankadan ödemelerin altın olarak yapılmasını istiyor. O banka, İran şirketlerinin nezdindeki hesabı karşılığında altın ithal ediyor, sonra da bu altınları İran’a gönderiyor.

Gerçeği maskeliyor
Büyüme oranımız açısından durum şu: Birincisi, altın aynı çeyrekte ithal edilip aynı çeyrekte ihraç ediliyorsa büyüme oranımız bu ticaretten etkilenmiyor. İkincisi, yeteri kadar uzun bir dönem alınırsa, mesela altın ithalatının normalin üzerine çıktığı 2011’in ikinci yarısı ile bu sefer altın ihracatının normalin üzerine çıktığı 2012’nin ilk yarısını kapsayan döneme bakılırsa, ithalattaki anormallik ile ihracattaki anormallik birbirlerini götüreceği için bu dönemin büyüme oranı açısından yine değişen bir şey olmayacak. Yani, altın ticaretinin, o dönemdeki büyüme oranını ‘saptırıcı’ bir etkisi olmayacak.
Oysa biz özellikle 2011’in ikinci yarısını ve 2012’nin tümünü kapsayan dönemdeki büyüme dinamiği ile yakından ilgiliyiz. Zira 2010’da başlayan ve kabaca 2011’in ilk yarısını kapsayan dönemde ekonomimiz aşırı derecede ısınmıştı. Bu ısınmanın doğurduğu kırılganlıktan (mesela yüksek cari açıktan) korkuyorduk. Bu nedenle, 2011’in ikinci yarısında ve 2012’de ekonomimizin ne ölçüde soğuduğunu anlamak istiyoruz. Farklı bir ifadeyle, her çeyrekteki büyüme oranının aldığı değer, hem yorumcular açısından hem de ve daha önemlisi ekonomi politikasını tasarlayanlar açısından çok önemli.
Oysa altın ithalatındaki ve ihracatındaki anormal hareketlerin farklı çeyreklerde gerçekleşmesi ‘gerçek’ büyüme dinamiğini maskeliyor. ‘Anormal’ altın ithalatının 2011’in ikinci yarısında yoğunlaşması, altın ithalatında bir anormallik olmasaydı, o dönemdeki büyüme oranının açıklanandan yüksek olacağını ifade ediyor. Keza, ‘anormal’ altın ihracatının 2012’nin ilk yarısında yoğunlaşması da bu anormallik olmasaydı bu dönemdeki büyüme oranımızın gerçekleşenden daha düşük olacağını gösteriyor. Bu da üçüncü nokta.

Anlaşılamama tehlikesi
Sonuçta, başta da vurguladığım gibi, yeteri kadar uzunca bir döneme bakıldığında, altın ithal edip sonra aynı altını ihraç etmenin Türkiye’yi daha zengin ya da daha fakir yapması gibi bir durum söz konusu değil. Ama mesela Merkez Bankası, başka göstergelerin yanı sıra büyüme oranının çeyrek dönemlik seyirlerine de bakarak para politikasını oluşturuyorsa ve bu seyre bazı dönemlerde özel önem veriyorsa -ki öyle yaptığı anlaşılıyor, bu farklı dönemlere denk düşen altın ithalatı ve ihracatı rakamları durup dururken kafa karıştırıyor. Hadi varsayayım ki Merkez Bankası başından beri durumun farkında. Peki, bekleyişlerini şekillendirmeye çalıştığı kamuoyu? Farkında değil açık ki. Bu da para otoritesinin aldığı/alacağı kararların tam olarak anlaşılamaması tehlikesi demek.
Kıssadan hisse şu: Bu altınla ödeme meselesi gerçekten basına yansıdığı gibiyse ve ileride de sürecekse, TÜİK’in gayri safi yurtiçi hasıla rakamlarını, bir de bu tür altın ithalatı ve ihracatı değerlerinden arındırarak yayımlamasında büyük yarar var. Böylelikle büyüme oranındaki gelişmeleri daha sağlıklı değerlendirmek mümkün olacak. Yok, eğer basına yansıyan haber ve yorumlar doğru değilse bu yazıyı unutun gitsin. Her durumda en azından bir açıklamaya ihtiyaç var.