Bayramlık ama makul bir senaryo

2013'ten itibaren 4-5 büyüme oranını yakalarız, işsizlik 9 dolaylarında çakılı ka-lır. Peki, gerçekleşme olasılığı ne kadar?

Bayramın ilk günü. Ekonomimizin yakın gelecekte nasıl şekilleneceğine ilişkin olumlu ama makul bir senaryo oluşturmak mümkün mü? Evet, mümkün. Gelin bugün öyle bir senaryoya beraberce göz atalım.

Yakın gelecekten kasıt 2013 sonuna kadar olan dönem. Dolayısıyla dış koşullar belirleyici olacak; olumlu yönde değişme olup olmayacağına bakmak gerekiyor. Önceki yazılarımda iki önemli riskin zaten ortadan kalktığını belirtmiştim: Birincisi, Avrupa Merkez Bankası (ECB), ‘ben buradayım’ demişti: Sorunlu ülkelerin kurtarma fonlarına başvurup getirilen koşulları kabul etmeleri halinde, bu ülkelerin devlet tahvillerinin faizlerinin yükselmesine müsaade etmeyecek şekilde, sınırsız miktarda tahvil alacağını eylül ayında açıklamıştı.

Akabinde bu ülkelerin tahvil faizleri belirgin biçimde düşmüştü. İkincisi, ABD Merkez Bankası, yine eylül ayında o çok beklenen üçüncü parasal genişleme programını açıkladı ve yürürlüğe koydu. Ek olarak faizleri 0-0.25 aralığında uzunca bir süre tutacağını açıkladı. Dolayısıyla, başlangıç koşullarımız zaten üç-dört ay önceki kadar olumsuz değil.

Olumlu senaryonun ilk öğesi şu: ABD’ye ilişkin önemli bir risk var: Yılbaşına kadar Demokratlarla Cumhuriyetçiler anlaşamazlarsa, otomatik bütçe kısıntıları devreye girecek. Toparlanma çabalarına çok ağır bir darbe vuracak. ABD ekonomisinin toparlanamaması, dünyanın yavaşlaması demek. Hem ihracatımız açısından iyi olmaz hem de risk alma iştahı azalacağı için Türkiye’ye dış kaynak girişi azalır. Amerikalıların böyle bir hata yapmayacaklarını varsayıyorum.
Olumlu senaryomun ikinci unsuru ise Avrupa’ya ilişkin. Avrupa’daki işlerin bugünkünden kötü olmayacağını düşünebiliriz.

Temel nedeni, ECB’nin çok kuvvetli taahhüdü. Ek olarak Avrupa’da ortak bir bankacılık otoritesi ile mevduat sigorta fonunun kurulmasına ilişkin inandırıcı adımların atılacağını düşünelim. Olumlu senaryomda üçüncü olarak ‘bileşik’ unsurlar var: Çin’in büyüme oranı IMF tahminleri çerçevesinde; biraz düşse de hâlâ yüksek bir düzeyde. Suriye ile Türkiye arasındaki gerginlik daha fazla artmıyor. İran’a da bir müdahale olmuyor. Petrol fiyatlarında birkaç gündür gevşeme var; sürmese bile, ters bir gelişme de olmasın.

Türkiye’ye döneyim. Merkez Bankası temmuzdan bu yana para politikasını gevşetiyor. Bu gevşemenin kredi faizlerine düşüş olarak yansıması beklenir. Çizdiğim olumlu dış koşullarda kredi talebi ve kredi verme iştahı artar. Bir de bankaların ve şirketlerin olumlu koşullarda rahatça dış kaynak bulabileceklerini dikkate almak gerek.

Maliye politikasına ilişkin ise yeni bir sıkılaştırma olmayacak. Bu koşullarda yurtiçinde önce dayanıklı tüketim harcamalarında bir kıpırdanma beklemek gerçekçi olur. Onu, yatırım yapma iştahının toparlaması izler; yatırım harcamalarında da bir artış başlar. İhracat için söylenebilecek fazla olumlu bir şey yok. Altın dışı ihracatta hemen bir toparlanma beklememek gerekiyor. Yılın kalan iki ayında biraz kıpırdanma olur.

2013’ten itibaren ise toparlanır; yüzde 4-5 aralığında büyüme oranını rahatlıkla yakalarız. İşsizlik ise yüzde 9 dolaylarında çakılı kalır. Bu senaryo makul ve gerçekleşebilir. Peki, gerçekleşme olasılığı ne kadar? Zor bir soru. Bayramınızı kutlar, bundan sonraki günlerde açlık grevlerinin hiç olmayacağı bir bayram ortamının oluşmasını dilerim.