BDDK ve TCMB'nin yeniden düzenlenmeleri tartışması

Tartışmaya açmak istediğim öneri, ya BDDK'nın bazı yetkilerinin Merkez Bankası'na geçmesi ya da iki kurumun birleşmesi idi.

Para politikasında yeni arayışlar’ dizisindeki kurumsal düzenleme önerim hakkında tartışmaya katılanlar oldu. Tartışmaya açmak istediğim kurumsal öneri, finansal istikrarı da gözetecek bir para politikası uygulanmak isteniyorsa ya Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) bazı yetkilerinin Merkez Bankası’na geçmesi ya da iki kurumun birleşmesi idi.
Bu önerim üzerine Sayın Baha Karabudak’tan gelen mektuba salı günü bu köşede yer verdim. Baha, genelde bir işlem yapacak taraflar arasındaki, özelde de mali kurumla müşterisi arasındaki bilgi (enformasyon) dengesizliğinin yol açabileceği ağır sorunları (Türkiye’deki bankacılık krizi gibi) en az düzeye indirmek için BDDK ve benzeri sektörel düzenleyicilere ihtiyaç duyduğumuza dikkat çekiyor. Sektörel düzenleyicilerin mali piyasalardaki varlığının salt konjonktürel nedenlere bağlanmasının doğru olmayabileceğine işaret ediyor. Temel amacını ‘finansal piyasalarda güven ve istikrarın sağlanması, kredi sisteminin etkin bir şekilde çalışması, tasarruf sahiplerinin hak ve menfaatlerinin korunması’ olarak tarif eden bir düzenleyicinin görevlerinin kredi sistemiyle ilgili olanlarının Merkez Bankası’na verilmesinin bu açıdan doğru olmayacağını belirtiyor. 

Koordinasyon önerisi
Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü öğretim üyesi Sayın Bilin Neyaptı özetle şöyle diyor: “Baha’nın tüm yazdıklarına katılıyorum. Gitgide kompleksleşen finans sektörünün etkin işlemesi açısından BDDK gibi bağımsız olması öngörülen kurumların varlığı çok önemli. Finans sektörünün gözetim ve denetiminin merkez bankalarına –özellikle de ne kadar bağımsız olduklarının tartışmaya açık olduğu durumlarda- entegre edilmesi, onlara daha fazla fonksiyon yükleyip şeffaflığı ve özellikle de hesap verebilirliği azaltmak demek olur kanısındayım.” Bilin, birleşme yerine koordinasyon öneriyor.
BDDK bankacılık uzmanlarından Sayın Mahmut Kutlukaya’dan da uzunca bir mektup aldım. Mektuptaki görüşlerin BDDK’yı bağlamadığını, sadece kendi görüşleri olduğunu belirterek özetliyorum: “...Merkez Bankası’nca belirlenen zorunlu karşılıklar ile BDDK tarafından belirlenen krediler için ayrılan karşılıklar arasında amaç bakımından ciddi bir farklılık bulunmaktadır. Bankalarda krediler için ayrılan karşılıkların, bankaların faaliyetleri nedeniyle ortaya çıkması beklenen kayıpları karşılaması, sermayelerinin ise beklenmeyen kayıplara karşı bir tampon oluşturması temel hedeftir. Dolayısıyla, karşılık ayrılması süreci ile hedeflenen, bankaların normal piyasa koşulları altında kayıplarını telafi edecek bir stoka sahip olmalarıdır. Bankalarca ekonomik döngünün farklı evrelerinde kullandırılan kredilerin beklenen kayıp oranının (kullandırılan krediye oranla) farklılık göstermesi de muhtemeldir.
Örneğin, ekonominin fazla ısındığı dönemlerde risk iştahındaki artışa paralel olarak kullandırılan kredilerin temerrüt olasılıklarının artabileceği, ekonomilerin durgunluğa doğru gittiği dönemlerde ise risk iştahının hızla azalması nedeniyle ilerideki dönemde karşılaşılacak temerrüt olasılıklarının azalması söz konusu olabilecektir. Dolayısıyla bankalarca ayrılması gereken karşılıkların kalibrasyonunun bu bakış açısı ile ele alınması ve bankaların uzun vadeli beklenen kayıplarını karşılayacak düzeyde belirlenmesi daha doğru olacaktır.
Bankalarca krediler için ayrılan karşılık oranlarının altta yatan dinamik yapıdan koparılmasının uzun dönemde bazı negatif sonuçları da beraberinde getirebileceğini düşünüyorum. Örneğin, reel sektör kaynaklı olarak başlamış ve uzamış bir resesyon sürecinin ilk döneminde krediler için ayrılan karşılıkların ciddi şekilde azaltıldığı bir durumda ileriki safhalarda karşılıkların beklenen zararları karşılayamaması söz konusu olabilecek ve bu durum finansal sektör odaklı yeni bir şoku tetikleyebilecektir. Sonuç olarak, çalışmalarınızda ele aldığınız bağlamda bir politika aracı elde edilmesi için krediler için ayrılan karşılıklar yapısının dışında makro-istikrarlı politikalar için yeni bir karşılık tanımı ve stoku oluşturulmasının daha faydalı olacağını düşünüyorum.”