Bir demet gariplik

İlk yedi aydaki altın ithalatımız neredeyse makine-teçhizat ithalatımız kadar! Altın ithalatı ile mi büyüyeceğiz?

Giderek daha bir ‘garip’ ekonomi olmaya başladık. Bugün, dikkatimi çeken bazı gariplikleri liste halinde veriyorum. Bir ‘ön liste’ bu; başkaları da var şüphesiz.
1) Listemdeki ilk gariplik, büyüme oranımızın en düşük olduğu 2008-2013 döneminin, 1990’dan bu yana en fazla net dış borçlanma gerçekleştirdiğimiz dönem olması. ‘En fazla dış borçlanma’ derken, öyle diğerine göre biraz daha fazla değil; bayağı fazla. Bu olgunun yakın akrabası olarak, en düşük büyüme döneminin en yüksek cari açık dönemi olduğunu da not edebilirsiniz. Ama ‘borçlanma-büyüme’ penceresinden gariplik çok daha net görünüyor.
2) Resmi yılsonu enflasyon tahmini giderek yükseliyor. Çok değil yılbaşında yüzde 5,3’tü, iki gün önce Merkez Bankası Başkanı yüzde 7,4’lük bir üst sınır verdi. Yükselişin temel gerekçesi olarak şu gösteriliyor: Yaşanan son gerginlikler çerçevesinde, bizim gibi ülkelerin eskisine kıyasla daha az dış borç bulabilmesi nedeniyle kurda gerçekleşen artış. Olabilir...
Ama... Aynı mantık geçerli olsaydı, ortalamanın çok üzerinde dış borçlanma gerçekleştirdiğimiz dönemlerde, enflasyonun düşük bir düzeyde olması gerekirdi. Nisan 2012–Nisan 2013 dönemi, özellikle de ikinci yarısı böyle. Dikkat: Sadece ortalamanın üzerinde değil; ortalamanın çok üzerinde (aşırı) dış borçlanma dönemlerinden söz ediyorum. Bu dönemde döviz kuru önemli ölçüde düşüyor. Oysa dönemin ortalama enflasyonu tam yüzde 8!
3) 27 Ağustos’ta, finansal piyasalar büyük bir çalkantı yaşarken, Merkez Bankası’nca bankanın birebir kontrol edebildiği kısa vadeli faizin yüzde 6,75’in altına düşmeyeceği, yüzde 7,75’in de üzerine çıkmayacağı ilan edildi. Bunun da faiz politikasındaki belirsizliğin kaldırılması için yapılacağı söylendi. Olabilir...
Ama... O tarihten bu yana söz konusu faizin (Merkez Bankası’nın ortalama fonlama maliyetinin) günlük ortalaması yüzde 6,45. Faizin, verilen aralıkta kaldığı gün sayısı sadece 3; geriye kalanında hep daha düşük olmuş. Alternatif olarak bankaların kendi aralarında yaptıkları işlemlerde geçerli olan faiz incelenirse, onun daha da düşük olduğu gözleniyor! Belirsizliği kaldırmak için açıklandığı söylenen düzeylere uyulmayarak belirsizlik azaltılmış mı olunuyor?
4) Yılın ilk yedi ayında toplam altın ithalatımız 13,3 milyar dolara ulaştı. Bu değer, 2009, 2010 ve 2011’de yapılan toplam altın ithalatının üzerinde. Dikkat: 2013 için ilk yedi aydaki ithalat değerinden, 2009-2011 döneminin ise tümünden söz ediyorum. Bir karşılaştırma daha: Bu yıla kadar en fazla altın ithalatı yaptığımız yıl 2012 idi: 7,6 milyar dolar. 2013’ün ilk yedi ayındaki altın ithalatımız, 2012’deki tüm altın ithalatımızdan yüzde 45 daha fazla. Olabilir...
Ama... 2012’nin başından bu yana özel sektörün yatırımları sürekli düşüyor. Oysa ‘kaliteli’ bir büyüme gerçekleştirmek için bu tür yatırımlara ihtiyacımız var. Özel yatırım harcamalarının kabaca üçte ikisi makine-teçhizata yapılıyor ve bu makineleri önemli ölçüde ithal ediyoruz. Oysa ilk yedi aydaki altın ithalatımız neredeyse makine-teçhizat ithalatımız kadar! Altın ithalatı ile mi büyüyeceğiz?