Cari açığın finansmanı

Rahat dış kaynak için Avrupa'da sermaye açığı olan bankaların bunu kredi arzında frene basmadan karşılamaları şart.

Bu yıl ekonomimizin 2011’e kıyasla belirgin biçimde daha az büyüyeceği öngörüsü yaygın. Son açıklanan verilerin uyumlu olmadığı bu öngörünün arkasındaki temel nedenlerin başında Avrupa’daki kriz nedeniyle Türkiye’ye daha az dış kaynak geleceği var. Dün Kasım 2011’e ait ödemeler dengesi verileri açıklandı. Açıklanan rakamlar bu öngörüyle ne kadar uyumlu?
Tablo 1’de, ödemeler dengesinin ana kalemleri için 2011’in ilk üç çeyreğinin ve ekim-kasım aylarının ortalama değerleri yer alıyor. Ek olarak dün açıklanan kasım değerlerini de veriyorum. Tablo, üç ana parçadan oluşuyor: Finansman, finansman ihtiyacı ve rezerv artışı. Finansmanın iki ana alt kelemi var: Net sermaye girişi ile net hata ve noksan. Finansman ihtiyacının karşısındaki değerler cari açığı gösteriyor. Finansman ile finansman ihtiyacının farkı ise rezerv artışını veriyor. Rezerv artışının karşısındaki değer artı ise rezerv artışı, eksi ise rezerv azalışı var anlamına geliyor. 

Sermaye girişi
Cari dengenin bir miktar toparlanmakta olduğuna dair belirtiler var. Ancak bu daha ayrıntılı bir analiz gerektiriyor; ayrı bir yazıda gündem izin verirse ele alırım. Net hata ve noksan kaleminin cari açığın finansmanına yaptığı katkı, yılın ikinci yarısında bir parça azalmış. Temmuz-Ekim 2011 dönemindeki eğilime ters biçimde kasım ayında rezervlerde artış var. Ancak bu rezervlerin resmi rezervler olduğunu hatırlatayım. Kasım ayında, zorunlu karşılık uygulamasına bağlı olarak, bankaların döviz rezervlerinin bir kısmının Merkez Bankası’na geçerek resmi rezerv haline geldiğini unutmamak gerekiyor.
Türkiye’ye giren net sermayenin yılın ikinci yarısında azaldığına çoğu analist gibi daha önce ben de dikkatinizi çekmiştim. İlk üç çeyrek ile ekim-kasım ortalamaları bu eğilimi net biçimde ortaya koyuyor. Kasım ayında ise belirgin bir sermaye girişi var. Bu, Temmuz-Ekim 2011’deki eğilime ters bir eğilim. Yılın ilk yarısındaki eğilime ise uygun. Kalıcı olursa, şüphesiz 2012’de Türkiye için korkulan o oldukça düşük büyüme senaryosu gerçekleşmez. 

Hangi senaryo?
Kalıcı olur mu? Bu sorunun yanıtı yine hangi senaryonun gerçekleşeceğine bağlı. Avrupa’nın sorunlarını kalıcı olarak çözecek adımları atabilmesi için gereksindiği zamanı kazanmak üzere Avrupa Merkez Bankası bastığı para miktarını belirgin biçimde arttırır mı? Bunun bir kısmı ile sorunlu ülkelerin devlet tahvillerinden alır mı? Bu basılan paranın bir kısmı yüksek getiri için bizim gibi ülkelere gelir mi? Bu soruların ‘yanıtı’ evet ise 2012’de korkulan olmaz ve Türkiye dış kaynak bulmakta zorlanmaz. Soruların yanıtı ‘hayır’ ise korkulanın gerçekleşme olasılığı yüksek olur. Sorunun yanıtı şüphesiz ‘bilemiyoruz, belirsiz’ şeklinde. Yanıtın ‘evet’ olması için Avrupa’da sermaye açığı olan bankaların, bu açıklarını kredi arzında keskin biçimde frene basmadan karşılamaları gerektiğini de unutmamak gerekiyor.