Çin'in ihracat performansının düşündürdükleri

İhracatımıza destek olmak için uyguladığımız politika, üretim maliyetlerimizi arttırarak ihracata köstek olur hale geldi.

Çin’in temmuz ayındaki kötü ihracat performansı, olumsuz haberler zincirinin son halkasını oluşturdu. Çin’in temmuz ayı ihracatı bir yıl öncesinin aynı ayına kıyasla sadece yüzde 1 arttı ve beklenen artışın belirgin biçimde altında kaldı. Temel nedeni belli: ABD’deki toparlanmanın son derece yavaş gerçekleşmesi, Avrupa Birliği’nin ise toparlanamaması.
Uluslararası Para Fonu (IMF) nisan ayında açıkladığı büyüme tahminlerini geçen ay güncelledi. Ne yazık ki güncelleme aşağıya doğru oldu. 2010’da yüzde 5,3, 2011’de ise yüzde 3,9 oranında büyüyen dünya ekonomisinin 2012’de yüzde 3,5 oranında büyüyeceği tahmin ediliyor. Nisan ayına kıyasla 0.1 puan daha düşük bu oran. Yapılan değişiklik yüksek değil ama güncellemeden önceki 2012 büyüme tahminimin de 2011’e kıyasla daha düşük olduğuna dikkat edin. Avrupa Birliği’nin bir bütün olarak yerinde sayacağı tahmini var. Euro Bölgesi ise daralacak. Bu çerçevede, Çin, Hindistan ve Brezilya gibi önemli gelişmekte olan ülkeler için yapılan büyüme tahminleri de 2011’e kıyasla belirgin biçimde daha düşük. 

İhracatta düşüş
2009’da Türkiye ekonomisinin keskin biçimde küçülmesinin temel nedenlerinden biri, mal sattığımız ülkelerin gelir düzeylerinin azalması sonucunda sattığımız mallara olan taleplerinin düşmesiydi. Böylelikle ihracatımızda önemli düşüşler gerçekleşmişti. Evet, mal sattığımız ülkelere bir bütün olarak bakıldığında, 2012’deki milli gelirleri, 2009’daki gibi azalmayacak. Ama az önce verdiğim rakamlar çerçevesinde belirgin bir gelir artışı da olmayacak bizim mal sattığımız gelişmiş ülkelerde.
Bu durum, bir ölçüde ilk yarıdaki ihracat performansımıza yansıdı. İhracatımızda ilk yarıda artış var. Ancak hem ilk çeyreğin hem de ikinci çeyreğin yıllık ihracat artışları, 2011’de gerçekleşenlerin çok altında. Dünyanın içinde bulunduğu durum dikkate alındığında, 2012’nin kalanında bu gidişatın olumlu yönde değişmesi için bir neden yok. Kaldı ki Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre temmuz ayında bir yıl öncesine kıyasla ihracatımızın sadece artış hızı değil, kendisi de düştü. 

Lira hâlâ değersiz
Unutmayalım ki bu performans, Merkez Bankası’nın 2010’un son aylarında başlattığı ve kabaca Ağustos 2011’e kadar sürdürdüğü liraya ‘taammüden değer kaybettirme’ politikasına rağmen ortaya çıktı. Son aylarda değer kazanmasına karşın, lira Ekim 2010’a göre hâlâ önemli ölçüde daha değersiz. Hem de reel olarak. Bu politikanın ayna yansımasının ne olduğunu biliyoruz: Enflasyonun hem iki haneye çıkması hem de gelişmiş ülkelere mal satmak için rekabete giriştiğimiz ülkelerin enflasyonuna kıyasla belirgin biçimde yüksek olması. Yani, ihracatımıza destek olmak için uyguladığımız politika, dönüp dolaşıp üretim maliyetlerimizi artırarak ihracata köstek olur hale geldi. Bu bir kısırdöngü. “İhracat nasıl arttırılabilir” sorusunun yanıtını sadece döviz kurunu arttırma çerçevesinde aramak, tartışmayı bu platforma oturtmaya zorlamak, Türkiye’ye yararlı olmuyor. Hatta, kibarlığa gerek yok; zarar veriyor.