Dış finansman 2014'te keskin biçimde azaldı, 2015'te daha da azalabilir

Rusya'nın Türkiye üzerine asıl etkisi net dış finansmanı azaltmak yoluyla gözlenecek. Ama Türkiye'nin elde edebileceği net dış finansmanı azaltacak en önemli gelişme ABD Merkez Bankası'nın (FED) faiz artırım kararı olacak.

2015 tahminlerine devam ediyorum. Dün, petrol fiyatlarındaki düşüşün ve Rusya’daki krizin olası etkilerini tartışmış ve kaba sayılabilecek rakamsal bir analize yer vermiştim: Petrol fiyatlarındaki düşüş, ithalat faturamızı azaltırken, bu düşüşün Rusya’yı krize sokması, turizm, bavul ticareti ve ihracatımızı olumsuz etkileyecek. Sonuç olarak, üç aşağı beş yukarı, cari işlemler dengemizi değiştirmeyeceğini düşünüyorum bu gelişmelerin.

Rusya’nın Türkiye üzerine asıl etkisi net dış finansmanı azaltmak yoluyla gözlenecek. Ama Türkiye’nin elde edebileceği net dış finansmanı azaltacak en önemli gelişme ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz artırım kararı olacak. Net dış finansmanın önemi açık: Arttığı dönemlerde yurtiçi kredi arzı artıyor, kur ve faiz düşüyor, ekonomiye duyulan güven yükseliyor. Sonuçta, büyüme artıyor, işsizlik azalıyor. Net dış finansmanın azaldığı dönemlerde ise bunların tam tersi gerçekleşiyor. Net dış finansmandaki hareket ne kadar keskinse, bu söylediklerim o denli şiddetli oluyor.

Yaklaşık bir buçuk yıldır yaşananlar yeteri kadar göz açıcı olmalı. Mayıs 2013’te o zamanki FED Başkanı Bernanke’nin yaptığı açıklama sonrasında Türkiye’de kur ve faiz çok hızla arttı. Keza 2014 başındaki ani kur ve faiz sıçramasını hatırlayın. Bu tür hareketlerin en günceli ise son haftalarda Rusya krizi nedeniyle yaşandı. Rusya krizi derinleşmeden önceki veriler dikkate alındığında, bu yılın ilk on ayında bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla Türkiye’ye gelen net dış finansman (net dış sermaye) yüzde 49 oranında azaldı. Kasım ayını bilemiyorum, ama muhtemelen aralık ayında da net sermaye çıkışı gerçekleşti. Net dış finansman, iki ana unsur tarafından belirleniyor. Bu iki ana unsur için temel senaryom şöyle:

1) Türkiye’ye ilişkin risk algısına bağlı. Hem ekonomi politikası hem de etrafımızda olan biten (özellikle Suriye ve Irak) ile riskimiz arasında yakın ilişki var. Temel senaryom şöyle: 2015’te ekonomi politikamızda belirgin bir değişiklik olmayacak. Genel seçime bağlı olarak bir miktar kamu harcamalarında artış bekleyebiliriz. Muhtemelen bu artış şu anda yaşanmakta olabilir de. Ama bu artışın bize ilişkin risk algılamasını yükseltecek bir boyutta olmayacağı açık sanıyorum. Riski yükseltebilecek unsur, tüketim harcamalarını artırmak üzere Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun tüketici kredilerini sınırlayıcı kararlarını gevşetmesi olur. Bu tür bir seçim öncesi politika riskimizi artırsa da bu artış sınırlı kalacaktır.

Buna karşılık, Suriye’de ve Irak’ta yaşananlar Türkiye’yi derinden etkiliyor. Alın mesela Kobani’yi. Türkiye’nin Kobani’de İşid’e karşı savaşan Kürt unsurlara destek olmadığı algısı Güney Doğu’da önemli olaylara yol açtı. Keza ABD-Türkiye ilişkileri Suriye’den ve Irak’tan etkileniyor. Mesela, ABD’nin Kobani’ye havadan silah ve mühimmat indirmesinden hemen sonra Türkiye’nin peşmergenin Kobani’ye geçişine izin vermesi… Yabancı basında da önemli bir yer işgal etti Kobani çevresindeki gelişmeler. Bu yazıların en azından bir kısmının ‘tesadüf’ olmaması gerekiyor. Hiç sevmediğim ‘komplo teorileri’ne bir de kredi derecelendirme kuruluşlarının notu ile dış politikayı karıştırmadan, etrafımızda yaşananların önemli bir belirsizlik ve risk kaynağı olduğunu belirterek geçeyim.

2) Kontrolümüz altında olmayan dış unsurlara bağlı. Türkiye’ye yönelik risk algılaması değişmese bile –ki çevremizdeki belirsizlik karşısında değişmeden kalacağını beklemek doğru değil, bulacağımız net dış finansman Türkiye’den bağımsız nedenlerle önemli ölçüde dalgalanabilir. Bu çerçevede, ABD FED’in alacağı faiz kararlarının hem şiddeti hem de zamanlaması önemli olacak. Bu unsurların nasıl gelişeceğine ilişkin temel senaryom ise şöyle:

FED’in 2015’te faiz artıracağı neredeyse kesin. Temel belirsizlik, bu işe ne zaman başlayacağı. Şimdilik başlangıcı 2015’in ortası gibi düşünelim. Bu faiz artırımlarının agresif olmayacağını, ılımlı kalacağını ve zamana yayılacağını da ekleyelim. Her toplantıda 0.25 puan gibi… Elbette hem faiz artırım miktarı hem de zamanlaması işsizlik ve enflasyon verilerine bağlı. Ama temel senaryoyu böyle oluşturmakta şimdilik bir sakınca yok.

Avrupa Merkez Bankası (ECB) ise Almanya’nın izin verdiği ölçüde gevşek para politikasını sürdürecek. Çok muhtemelen gevşeme dozu artacak. Kaldı ki, Rusya’nın Ukrayna hamlelerinden sonra, Almanya’nın Avrupa’da daha bir işbirliği heveslisi olacağı yönünde görüşler var. Bu da gevşemenin daha olası olacağını düşündürtüyor.

FED ve ECB kararları birlikte değerlendirildiğinde, FED’in olumsuz etkisinin belirleyici olacağını belirtebilirim. Üstelik, ECB parasal genişlemenin dozunu artırsa bile, artık 2009 sonrasından farklı bir ortam var: ABD ekonomisi büyüyor ve orada faizler yükselecek (yükseliyor). Basılan paranın önemli bir kısmı için ABD artık daha çekici. Yüzde 3’ün altında büyüyen Türkiye mi cazip yüzde 3’ün üzerinde büyüyen ABD mi? Oradaki faiz mi daha cazip buradaki riskler dikkate alındığında Türkiye’deki mi? Bu çerçevede, 2014 yılında bir yıl öncesine kıyasla önemli ölçüde azalan net dış finansmanın, 2015’te de azalacağını öngörüyorum.

Bu dizinin son yazısını pazartesi günü okuyabilirsiniz. O yazıda diğer kabullerime yer verdikten sonra 2015’e ilişkin rakamsal tahminlerimi sunacağım.

Bu arada, net sermaye girişlerinin belirttiğim etkileri için bu konuda yenilerde yazılmış ve önümüzdeki yıl akademik bir dergide yayınlanacak şu çalışmama bakılabilir: “Turkey’s distressing dance with capital flows” http://www.tepav.org.tr/en/yayin.