Döviz finansman sıkıntısı azalıyor mu?

Avrupa tekrar karışırsa ilk başlarda -cari açıktaki düşüşe karşın- döviz ihtiyacımızı gidermekte zorlanırız.

Peşi sıra önemli veriler açıklanıyor. Dün sıra şubat ayı ödemeler dengesi verilerindeydi. Birkaç dikkat çekici nokta şöyle: Birincisi, cari işlemler açığında bir azalma var ancak arzu edilen düzeyde değil. Son on iki aylık toplam verilere bakıldığında, cari açık Ekim 2011’de 78.6 milyar dolar ile rekor kırmıştı. Şubat 2012’deki son on iki aylık toplam cari açık ise 75.3 milyar dolar oldu. Sadece ocak-şubat toplamları ele alındığında ise geçen yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık 2 milyar dolar azalma var cari açıkta.
Cari işlemler açığından doğan döviz ihtiyacı üç yolla karşılanıyor: Net sermaye girişleri, resmi rezervlerde azalma ve kaynağı belli olmayan döviz girişleri (net hata ve noksan). Bu sonuncu kalemde, yılın ilk iki ayında, 2011’in ayını dönemine kıyasla önemli bir farklılık yok. Buna karşılık, geçen yılın ilk iki ayında rezerv artışı varken bu yılın ilk iki ayında rezerv azalması yaşandı. Farklı bir ifadeyle, net sermaye girişleri ve kaynağı belli olmayan yollarla yurda gelen döviz miktarı, cari açıktan doğan döviz ihtiyacını karşılamadı. 

Net sermaye girişi
Kaynağı belli olmayan döviz girişlerini bir tarafa bırakıp salt net sermaye girişlerine bakmak ve bu girişlerin cari açığın yarattığı döviz finansman gereksinimini giderip gidermediğini incelemek daha önemli. Ocak ayı verileri açıklandığında yaptığım değerlendirmede şu noktaya dikkat çekmiştim: Net sermaye girişleri, cari işlemler açığının yarattığı finansman ihtiyacının altında seyrediyordu. Aylık dalgalanmalardan arındırmak amacıyla her ay için son üç ayın toplam değerlerine bakınca, bu olgunun Temmuz 2011’den beri sürdüğü görülüyordu. Şubat ayını içine alan son üç ay için de aynı olgu geçerli.
Bu can sıkıcı gelişme şubat ayında yaşanmadı. Son üç ayın toplam değerlerini değil de salt şubat ayı rakamlarını dikkate alınca resim değişiyor: Bir yandan cari işlemler açığından doğan döviz gereksiniminin bir ay öncesine kıyasla daha az olması ve diğer yandan da ocak ayına göre daha fazla net sermaye girişi gerçekleşmesi sonucunda, net sermaye girişleri ile cari açığı finanse edebilmişiz. Sonuçta rezervlerimizde de artış gerçekleşmiş.
Şubatta gözlenen bu olumlu gelişme sürer mi? Yanıt, iki unsur ile ilgili. Birincisi, uluslararası risk alma iştahına bağlı. Finansal piyasalarda şubat ayında gözlenen ‘bahar havası’, büyük ölçüde mart ayında da sürdü. Ancak son günlerde Avrupa’ya yönelik endişelerde yine artış var. Dolayısıyla Türkiye’ye net sermaye girişi yoluyla gelecek dövizin ne yönde hareket edeceğini belirtmek kolay değil. Sorunun yanıtı, ikinci olarak, cari açıktan doğan döviz ihtiyacımızın ne kadar azalacağına bağlı. Burası daha belirli: Yavaş bir tempoda olsa da cari açık düşüyor; dolayısıyla döviz ihtiyacımız azalıyor.
Avrupa tekrar karışırsa, ilk başlarda -cari açıktaki düşüşe karşın- döviz ihtiyacımızı gidermekte zorlanırız. Sonra da büyüme oranımız keskin biçimde azalacağından, döviz ihtiyacımız da hızla düşer. Avrupa karışmazsa önemli bir finansman sıkıntısı yaşamayız.